Ana SayfaBirlik ve Dayanışma HareketiOnurlu Bir Barış Emperyalizmin Gölgesinde Yeşermez

Onurlu Bir Barış Emperyalizmin Gölgesinde Yeşermez

Onurlu Bir Barış Emperyalizmin Gölgesinde Yeşermez

1 Eylül 1939, Nazi Almanyası’nın Polonya’yı işgal ederek milyonlarca insanın hayatını kaybettiği İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıç günüdür. Faşizm ve emperyalizm, işçi sınıfının devleti olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin savaşta yenilip yok olmasını arzulamıştı. SSCB’nin faşizmi Berlin’de mağlup etmesiyle emperyalizmin ve faşizmin hesapları boşa çıkarılmış oldu. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle sosyalizm küresel ölçekte geniş bir nüfuz kazandı. SSCB de barışın kıymetini vurgulamak adına bu savaşın patlak verdiği tarihi tüm insanlığa Dünya Barış Günü olarak armağan etti.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından sosyalizmin dünya genelinde artan etkisine karşı harekete geçen emperyalizm, 1949 yılında bir savaş örgütü olan NATO’yu inşa etti. ABD ve Avrupa’nın kapitalist devletleri tarafından kurulan bu askerî örgüt, kamuoyuna bir “savunma örgütü” olarak sunulsa da özünde sosyalizme ve halkların bağımsızlık mücadelelerine saldırmayı amaçlayan saldırgan bir bloktu. NATO, zamanla dünyanın dört bir köşesindeki komünistleri, sosyalistleri, devrimcileri ve ezilen halkları hedef alan uluslararası bir müdahale aygıtına dönüştü.

1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte emperyalizmin saldırganlığı daha da artmış, boyun eğmeyen tüm ülkeler hedef tahtasına oturtulmuştur. Yugoslavya’dan Orta Doğu’ya, Afganistan’dan Kuzey Afrika’ya kadar bahanelerle müdahalelerde bulunulmuş, milyonlarca insan bu saldırılardan etkilenmiştir.

2003 yılında “demokrasi ve özgürlük getirme” ile “kitle imha silahları” yalanlarının arkasına sığınan ABD, tek kutuplu dünya hayalinin bir adımı olarak Irak’ı işgal etti. Orta Doğu’nun enerji kaynaklarına el koymak ve bölgeyi yeniden dizayn etmek amacıyla başlatılan bu kanlı müdahale, milyonlarca Iraklının hayatına mal oldu. ABD emperyalizmi ülkenin tüm tarihî ve kültürel birikimini yağmalarken Irak’ı yıllarca sürecek bir istikrarsızlık ve mezhep savaşları sarmalına hapsetti.

2010’lu yılların başında “Arap Baharı” adıyla anılan ve bölge ülkelerinde ortaya çıkan eylemler, kısa sürede emperyalizmin oyun sahasına girmiştir. Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) kapsamında haritaları yeniden çizmeyi hedefleyen emperyalizm, bu süreçte Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da siyasi boşluklar yaratarak müdahalelerine meşruiyet zemini hazırladı. Libya’nın NATO bombardımanıyla parçalanmasının hemen ardından aynı yıkım senaryosu Suriye’de devreye sokuldu. Suriye devletini yıkmak ve teslim almak amacıyla dünyanın dört bir yanından toplanan cihatçı çeteler silahlandırılarak bölgeye sürüldü. ABD ve müttefiklerinin kışkırttığı bu vekâlet savaşı, Suriye’yi harabeye çevirirken yüz binlerce insanın ölümüne ve milyonlarcasının evinden yurdundan edilerek mülteci durumuna düşmesine neden oldu.

Bugün emperyalist saldırganlık dünyanın birçok yerinde yeni savaşlar çıkarmaya devam ediyor. Emperyalizmin Orta Doğu’daki kanlı ajandası, İran’a yönelik saldırı ve kuşatma politikalarıyla genişleyerek devam etmektedir. Askerî tehditler, ağır ekonomik yaptırımlar, örtülü operasyonlar ve doğrudan suikastlarla İran, hedef tahtasına oturtulmuştur.

Öte yandan, ABD emperyalizminin bölgedeki suç ortağı olan Siyonist İsrail, Filistin halkına yönelik vahşi saldırılarına hız kesmeden devam etmektedir. Bütün dünyanın gözü önünde Gazze’de eşi benzeri görülmemiş bir soykırım yürüten İsrail; hastaneleri, okulları, camileri ve mülteci kamplarını bombalayarak on binlerce masum çocuğu ve kadını katletmiş, Gazze’yi âdeta bir çocuk mezarlığına çevirmiştir. Arkasına aldığı ABD desteğiyle hiçbir uluslararası hukuku tanımadan fütursuzca katliamlar yapmakta ve tüm Orta Doğu’yu daha büyük bir bölgesel savaşın eşiğine sürüklemekten çekinmemektedir.

Bu tablo, bize net bir şekilde barışın emperyalistlerin merhametine bırakılamayacağını göstermektedir. ABD üslerinin her yeri sardığı, savaş örgütü NATO’nun genişlemeye devam ettiği, masum çocukların üzerlerine bombaların yağdığı ve halkların yer altı ile yer üstü zenginliklerinin uluslararası tekeller tarafından yağmalandığı bir düzende kalıcı barıştan söz edilemez.

Barış, sadece “savaşın olmaması” durumu, yani silahların ortadan kalkması demek değildir. Barış; adaletin, insan haklarının, eşitliğin ve bir arada yaşama iradesinin olması demektir. Hâlâ açlığın, yoksulluğun ve ayrımcılığın olduğu bir dünyada kalıcı bir barıştan söz etmek imkânsızdır.

Son Eklenenler

Özelleştirme Tarihi: Sata Sata Bitiremediler

İktidarın geçen günlerde açıkladığı, üç yıllık ekonomik yol haritasını belirleyen Orta Vadeli Program’da (OVP)...

Birlik Ve Dayanışma Gazetesi 15. Sayısı İle Alanlarda!

Birlik ve Dayanışma Gazetesi 15. sayısı ile alanlarda! Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin, iki haftalık halk...

Yeni Eğitim Yılına Girerken: Eğitimi Ve Geleceğimizi Savunmak

İstanbul Esenyurt Birlik ve Dayanışma Hareketi - Can Erol Yeni bir eğitim öğretim yılına başlıyoruz....

İşçi Sınıfına Darbe: 12 Eylül

“Çalışkan ve vatanperver Türk işçisinin ekonomik koşullar çerçevesinde her türlü hakları korunacaktır. Ancak, temiz...