Ana SayfaBirlik ve Dayanışma GazetesiYeni Osmanlıcılık Karşısında Emekçilerin Cephesini Örgütlemek

Yeni Osmanlıcılık Karşısında Emekçilerin Cephesini Örgütlemek

Sermaye düzeni, siyasal alanda yaşanan gelişmeler, düzen muhalefetinin durumu ve toplumsal alana yönelik artan baskılar ele alındığında Türkiye’nin olağan bir dönemden geçmediğini söyleyebiliriz. Bu dönemin niteliğini, karakterini ve sınırlarını değerlendirmek ise kurtuluş tartışmaları ve sermaye düzenine karşı yükseltilecek mücadelenin içeriği açısından büyük bir önem taşıyor
İçinden geçtiğimiz dönem; ana hatları itibarıyla sermaye düzeninin ve temsilcisi AKP’nin, emperyalist saldırganlığın oluşturduğu denkleme entegrasyonu ve bu duruma dış politika, iç siyaset, toplumsal ve siyasal alan gibi başlıklarda yanıt verilmesi olarak değerlendirilebilir. Bu dönemin ideolojik motifi olarak ise yeni Osmanlıcı bir yaklaşımın gelişmesi tesadüf sayılmamalı. Bu durum, AKP’nin ve sermaye düzeninin emperyalist-kapitalist sistemle bu zamana kadar zıtlık ilişkisi taşıdığı anlamına gelmiyor. Türkiye, emperyalizmle ve uluslararası sermaye düzeniyle yapısal bir bağımlılık ilişkisi içerisindedir; sistemin iç gerilimleri, sıkışmaları ve yönelimleri Türkiye’deki siyasal gelişmeleri de etkiliyor ve kimi zaman belirliyor.

Çok kutupluluğun yarattığı gerilim düzeyi, ABD emperyalizminin yönelimleri, Covid-19 pandemisi ve dolar krizi gibi olgular Türkiye sermaye düzenini de birçok noktadan etkiledi. Şimşek programının devreye girmesi, yoksullaşmanın derinleşmesi, Orta Doğu’da emperyalizmin yönelimleri, Kürt Siyasi Hareketi’ne yüklenilen misyon, sığınmacılar konusunda Avrupa Birliği ile yapılan anlaşmalar vb. gündemler, ekonomik, siyasi ve toplumsal açıdan AKP iktidarının sıkışma başlıklarını oluşturdu ve bunun etkileri yerel seçimlerde açığa çıktı. Yerel seçimlerin kaybedilmesi ise Türkiye kapitalizmi ve Başkanlık rejimi ele alındığında “merkez-yerel” ikiliğini açığa çıkardı; siyasal alanda bugüne dek uzanan iktidar-muhalefet kavgası, düzen açısından çözülmesi gereken bir gündem olarak şekillendi.

Emperyalizmin Orta Doğu’ya yönelik saldırıları ve Suriye’de HTŞ’nin iktidara gelmesiyle birlikte ise sermaye düzeninin ihtiyaçları, emperyalizmle ilişkiler ve iç siyasette “çözüm süreci”nin başlatılması gibi noktalarda yeni bir döneme girildiği söylenebilir. Bahçeli’nin çağrılarıyla başlayan; PKK’nin feshi, komisyonun kurulması, Suriye’de HTŞ-SDG entegrasyonunun sağlanması süreçleriyle ilerleyen bu evre, sermaye düzeninin eklektik olarak rol üstlendiği bir nitelikte değil, süreci belirleme noktasında bizzat görev aldığı bir biçimde gerçekleşti. AKP’nin yıllardır HTŞ’yi ekonomik, lojistik ve askerî açıdan beslemesi de emperyalizmin çıkarlarına içkindi.

AKP iktidarının; sermaye sınıfına Suriye’de açılacak alan, elde edilecek rant ve yağma ile birlikte emperyalizmin çıkarları doğrultusunda Orta Doğu’da görev üstlenme pozisyonunu yakalaması; iç siyasette “güçlü Türkiye” siyasetini devreye sokmasına, NATO’daki etkisini artırmasına, enerji nakil hatları noktasında Türkiye’nin ABD ve AB açısından değerlendirilen bir düzleme ulaşmasına sebebiyet verdi. Tüm bu adımların içeriği ise yeni Osmanlıcı bir motifle dolduruldu, doldurulmaya çalışılıyor. Tom Barrack’ın Osmanlı modeline dair yaptığı vurgu da emperyalizmin Türkiye’ye biçtiği misyonu ifade ediyor.

AKP, dış politikada ortaya koyduğu yönelimini iç siyasette de geliştirmek ve bunun önünü açmak zorundaydı. “Çözüm süreci” de CHP’ye yönelik butlan hamlesi de NATO zirvesi öncesinde memlekette uygulanan zorbalık da bir bütün olarak ele alınmak durumundadır. Burada, AKP’nin iç siyasette yaşadığı sıkışmayı aşmak için tüm bu adımları attığına yönelik değerlendirmeler tam olarak gerçeği yansıtmıyor. AKP zayıf olduğu ya da toplumsal desteğini kaybettiği için değil; yeni Osmanlıcı hattı düzenin tüm cephelerinde inşa etmek, sermaye düzeninin çıkarlarına ve emperyalizmin yönelimlerine yanıt vermek amacıyla adımlarını atıyor ve somut bir takvimi işletiyor. Yeni anayasa ve cumhurbaşkanlığı seçimleriyle somutlanacak bir siyasal süreci işleten iktidar, bu yol üzerindeki engelleri de yeri geldiğinde zorbalıkla yeri geldiğinde diplomasi yoluyla törpülemeye çalışıyor. Düzenin tüm unsurlarının farklı noktalardan da olsa meşrulaştırdığı bu süreç “devlet aklı” olarak tartışılsa da özünde sınıfsal bir tercihi ve yönelimi ifade ediyor.

İçinden geçtiğimiz ve bir “dizayn süreci” olarak ifade edebileceğimiz bu evrenin, toplumsal alanda nasıl karşılık bulacağı ayrı bir tartışma konusu olarak karşımızda duruyor. Gericiliğin, emperyalizm işbirlikçiliğinin ve sömürünün katmerlendiği; en temel yurttaşlık haklarına dahi göz dikildiği; eğitimden sağlığa, ulaşımdan barınmaya kadar en insani haklara erişmenin dahi gün geçtikçe zorlaştığı bu sürecin, yeni toplumsal tepkilere ve kurtuluş arayışında güç biriktirilmesine gebe olduğu görülmek durumundadır.

Düzen muhalefetinin popülist siyasal hattının bu döneme yanıt üretemeyeceği açıktır. Baskılara ve “faşizmin otoriterleşmesine” karşı düzen muhalefeti ekseninde kenetlenmeyi salık veren yaklaşımlara hapsolunmamalı; rejime yönelik mücadele, sermaye düzenine karşı bir mücadeleye dönüşecek stratejiyle ele alınmalıdır.

Türkiye, olağan bir süreçten geçmiyor. Eşitlik ve özgürlük mücadelesinin de salt olağan yöntemlerle ve sadece elde olan mevzileri korumaya odaklanan bir içerikle yürütülmesi mümkün görünmüyor. Bugün sosyalistlerin ve işçi sınıfının önünde; düzen karşıtı, düzen muhalefetinin ufkuna daralmayan bir mücadele pratiğinin örülmesi ve geniş bir emek cephesinin yaratılması görevi bulunuyor.

Son Eklenenler

Düzene Can Simidi: Temel Vatandaşlık Geliri

Düzene Can Simidi: Temel Vatandaşlık Geliri CHP’deki butlan kararının hemen sonrasında yeni bir parti seçeneği...

Bölgesel Asgari Ücret Nereden Çıktı?

Bölgesel Asgari Ücret Nereden Çıktı? Patron örgütleri tarafından belirli aralıklarla dile getirilen "bölgesel asgari ücret"...

Altın Varaklı Sefalet: “Güçlü Devlet” İllüzyonu ve Halkın Gerçekleri

Altın Varaklı Sefalet: “Güçlü Devlet” İllüzyonu ve Halkın Gerçekleri Bir akşamüstü, iş çıkışı saatinde otobüs...

Hürmüz Boğazı’na Alternatif Rota Yaratılabilir Mi?

Hürmüz Boğazı’na Alternatif Rota Yaratılabilir Mi? Küresel Güç Mücadelesinin Merkezinde Enerji Enerji, günümüzde yalnızca ekonomik faaliyetlerin...