Ana SayfaBirlik ve Dayanışma GazetesiNATO’nun Karanlık Tarihi

NATO’nun Karanlık Tarihi

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 11. sayısında yayımlanmıştır.

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü ya da daha bilinen kısaltmasıyla NATO, 7-8 Temmuz günlerinde Ankara’da toplanacak. Bu zirve vesilesiyle NATO’nun kuruluşuna, amaçlarına ve Türkiye’nin NATO’ya giriş sürecine yeniden odaklanmak; hem memleketimizde hem de dünyanın dört bir yanında bu örgütün işlediği sayısız suçu tekrar hatırlamak gerekiyor. NATO, burjuva medyasında Türkiye için bir tür “koruma şemsiyesi” olarak lanse edilse de, memleketimizin bugün içinde bulunduğu karanlık tablonun başlıca aktörlerinden biri olduğunu unutmamak gerekir.

NATO’nun Kuruluşu: Reel Sosyalizme Karşı Emperyalist Cephe

4 Nisan 1949’da Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa, İzlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri’nin imzaladığı Kuzey Atlantik Antlaşması’yla NATO kuruldu. Aradan geçen yıllarda genişlemeyi sürdüren örgütün üye sayısı bugün 32’ye ulaştı.

İkinci Dünya Savaşı’nda Sovyetler Birliği, Stalin önderliğinde büyük bir direniş ve fedakârlık ortaya koyarak Adolf Hitler’in faşist Nazi Almanyası’nı yenilgiye uğrattı. Berlin’e ulaşan Kızıl Ordu’nun Reichstag’a kızıl bayrağı dikmesi yalnızca savaşın değil, Alman faşizminin de sonunu simgeleyen unutulmaz bir an oldu. Bu zaferin ardından Sovyetler Birliği ve sosyalizm, dünyanın dört bir yanında işçilerin, emekçilerin ve ezilen halkların gözünde büyük bir prestij kazandı. Fransa, İtalya, Yunanistan başta olmak üzere birçok Batı Avrupa ülkesinde komünist partiler ciddi bir toplumsal destek elde ederek iktidara talip hâle geldi. Gelişmiş Batı ülkelerinde gerçekleşebilecek yeni devrimler domino etkisi yaratarak emperyalizmi ve kapitalist sistemi çok zor bir duruma sokabilirdi.

Tüm bu gelişmelerden rahatsızlık duyan ABD ve Batı Avrupa’nın kapitalist devletleri, NATO’yu kurarak kendi askeri ittifaklarını oluşturdu. Her ne kadar bu yapı Sovyet tehdidine karşı “savunma örgütü” olarak sunulsa da, gerçekte sosyalizme ve halkların bağımsızlık mücadelelerine karşı kurulmuş saldırgan bir blok niteliği taşıyordu. NATO, yıllar içinde dünyanın dört bir yanında komünistleri, sosyalistleri, devrimcileri ve ezilen halkları hedef alan uluslararası bir müdahale ağına dönüştü. Bu ağın merkezinde ABD bulunurken, diğer kapitalist devletler de onun arkasında saf tuttu. İşledikleri tüm suçlara ortak oldular.

Sovyetler Birliği’ne karşı kurulan NATO, SSCB’nin dağılmasının ardından da varlığını sürdürdü. Hatta çift kutuplu dünyanın sona ermesiyle birlikte örgüt daha da saldırgan ve pervasız bir çizgiye yöneldi. Yugoslavya’dan Afganistan’a, Libya’dan Ortadoğu’ya kadar birçok ülkeye müdahalede aktif rol üstlendi. Ancak bugün NATO, ABD’nin özellikle İran karşısında yaşadığı itibar ve güç kaybının da etkisiyle kritik bir dönemeçten geçiyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın, NATO ülkelerinden beklediği desteği görememesi üzerine ittifakı hedef alan açıklamalar yapması ve örgütün geleceğini tartışmaya açması da bu kriz belirtilerinden biri olarak öne çıkıyor.

NATO’nun Karanlık Ordusu: Gladio

Birinci ve İkinci Paylaşım Savaşları’nın ardından emperyalist hiyerarşinin tepesine yerleşen ABD, NATO henüz kurulmadan önce bile dünya çapındaki hegemonyasını yaymak ve korumak için kapsamlı hamlelere girişmişti. Bu hamleler hem askeri hem iktisadi hem de ideolojik yönlere sahipti.

Sovyetler’in Avrupa ülkelerine saldırma niyeti ve kapasitesi olmadığı, ABD ve İngiltere istihbaratı tarafından da tespit edilmesine rağmen ABD, “Sovyet tehdidi” bahanesiyle İtalya, Almanya ve Fransa başta olmak üzere birçok ülkede “stay-behind” adı verilen paramiliter gizli örgütler kurmaya girişti.

İtalyanca’da “kılıç” anlamına gelen Gladio, bu paramiliter yapıların en bilineniydi. Resmî olarak olası bir Sovyet işgaline karşı direniş örgütü şeklinde tanımlanan Gladio, İtalya’da çok sayıda suça imza attı. İtalya Komünist Partisi’nin yükselen gücü ve toplumsal meşruiyetinden korkan örgüt, “gerilim stratejisi” olarak adlandırılan planı devreye soktu.

Gayrinizamî harp yöntemlerini kullanan Gladio, İtalya’da gerçekleştirdiği terör eylemlerini solcuların üzerine yıktı. Kaos ve toplumsal gerilim yaratarak komünistleri, sosyalistleri, sendikacıları ve ilerici güçleri hedef haline getirdi.

Adları farklı olsa da birçok kritik ülkede benzer örgütler kuran ABD ve NATO, bu yapılar aracılığıyla ülkelerin iç siyasetine müdahale ederek onları emperyalizmin ve kapitalizmin boyunduruğu altında tutmayı başardı.

İşgaller ve Müdahaleler

NATO, ülkeler arasında imzalanan antlaşmalardan ve resmî ortaklıklardan ibaret bir yapı değil. Üye ülkelerin ordularını, askerî doktrinlerini ve envanterlerini büyük ölçüde ABD merkezli sisteme entegre eden çok katmanlı bir işbirliği mekanizmasıdır.

ABD, NATO’yu kullanarak bir taşla iki kuş vuruyor: Öncelikle ilgili ülkeleri kendi silah sistemlerine bağımlı hâle getirerek onlar için kalıcı bir pazar yaratıyor. İkinci olarak ise eğitim ve askerî işbirliği programları aracılığıyla bu ülkelerin ordularının üst kademeleri üzerinde etkisini artırıyor. Bunun yanı sıra üsler ve ortak tatbikatlar gerekçesiyle kendi askerî varlığını da bu ülkelerde sürekli hâle getiriyor.

ABD, askerî müdahalelerinde NATO’yu da çoğu zaman sürece dâhil ederek NATO ülkelerini doğrudan çatışmaların tarafı hâline getiriyor. NATO, 1999’da Yugoslavya’ya yönelik hava harekâtında ülkeyi 78 gün boyunca bombaladı. Savaşla doğrudan ilgisi olmayan çok sayıda sivilin hayatını kaybetmesine neden oldu. Müdahalenin ardından ise Kosova’nın oluşum sürecinde belirleyici bir rol oynadı.

11 Eylül saldırılarının ardından ABD, NATO’yla birlikte Afganistan’ı işgal etti. Yıllar süren savaş ve işgal boyunca ülke derin bir yıkıma, kaosa ve çatışma ortamına sürüklendi. Sonunda ise ABD ve NATO güçleri çekilirken Afganistan yönetimi Taliban’ın kontrolüne geçti.

2011’de Arap Baharı sürecinde iç savaşa sürüklenen Libya’ya NATO güçleri askerî müdahalede bulundu. Türkiye’nin de yer aldığı NATO hava operasyonları, Kaddafi güçlerini hedef aldı ve isyancıların ilerleyişinde önemli rol oynadı. Kaddafi yönetiminin devrilmesinin ardından ise Libya parçalı bir yapıya sürüklendi. Ülkedeki istikrarsızlık ve çatışma ortamı bugün hâlâ devam ediyor.

NATO bu örneklerin dışında da çeşitli ülkelerde katliamlara, cinayetlere, suikastlara imza attı. Tüm bu olayların tamamını burada ele almak mümkün olmadığı için yalnızca en bilinen örneklere yer verilmiştir.

Türkiye’nin NATO Macerası

Türkiye Cumhuriyeti İngiltere, Fransa ve İtalya gibi işgalci güçlere karşı verilen anti-emperyalist bir mücadele sonucunda kurulsa da, sonraki dönemde hem bürokrasi hem de yerli burjuvazinin, emperyalist sistemin merkezindeki güçler olan ABD ve diğer Batılı ülkelerle ilişkileri farklı biçimlerde devam etti.

Sovyetler Birliği’nden gelen askeri ve mali desteğin de etkisiyle Kurtuluş Savaşı’nın başarıya ulaşmasının ardından Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında belirli bir yakınlık oluştu. Bu süreçte Türkiye’de bazı sanayi yatırımlarının ve fabrikaların kurulmasında Sovyet teknik ve ekonomik katkılarının rolü oldu.

Bununla birlikte Cumhuriyet’i kuran kadroların ekonomik ve sınıfsal tercihleri, en başından itibaren Sovyetlerden farklı bir çizgideydi. Gelişmiş Batı ülkeleri gibi burjuva cumhuriyeti yaratmak istiyorlardı. Devletçilik ve halkçılık gibi politikalar uygulanmakla birlikte, bu uygulamaların esasen yerli bir burjuvazi yaratma ve ekonomik modernleşmeyi devlet öncülüğünde yürütme amacı taşıyordu. Bu nedenle emekçi sınıfların (işçi ve köylülerin) üretim ve yönetim süreçlerine doğrudan ve kalıcı biçimde katılımı sınırlı bırakıldı.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Demokrat Parti iktidarıyla birlikte Türkiye’nin dış politika yönelimi ABD ve Batı ile daha yakın bir çizgiye kaydı. Marshall Planı kapsamında Türkiye’ye ekonomik ve askerî yardımlar sağlandı.
Bunun ardından Türkiye, Kore Savaşı’na bir tugay asker gönderdi. Bu karar TBMM’den onay almadan hukuksuz şekilde hayata geçirildi. Kore’de görev yapan Türk Tugayı ağır kayıplar verdi; yaklaşık 900’e yakın asker memleketinden binlerce kilometre uzakta toprağa düştü. Türk askerinin kanının bedeli sonucunda 1952 yılında Türkiye NATO’ya üye oldu.

Burada ayrı bir parantez açmak gerekiyor: Türkiye NATO’ya girmeden önce 1948 yılında Daniş Karabelen, Alparslan Türkeş, Turgut Sunalp ve Suphi Karaman gibi isimlerin yer aldığı 16 kişilik bir subay ekibi ABD’ye gitti. Burada kontrgerilla, gayrinizamî harp teknikleri, suikast gibi konularda eğitim aldılar. Bu ekip Türkiye’ye geri dönünce Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı Seferberlik Taktik Kurulu inşa edildi. Bu kurum daha sonra Özel Harp Dairesi adını aldı. CIA’in maaşlarını ödediği bu kurum Türkiye’deki solcuları, ilericileri, aydınları hedef alan eylemlerde bulundu. Alparslan Türkeş tarafından Komandolar adıyla paramiliter bir ülkücü sokak gücü oluşturuldu. Bu sokak gücü birçok devrimciyi, aydını ve vatandaşı katletti. Türkiye’yi 12 Eylül Darbesi’ne hazırlayan katliamlara imza attı.

CIA’in Türkiye Şefi Ruzi Nazar yakın ilişkilere sahip olduğu Alparslan Türkeş aracılığıyla sağcıları, Fetullah Gülen aracılığıyla dincileri devrimcilere karşı bir güç olarak örgütledi. Memleketimizin aydınlık geleceğini hep birlikte kararttılar.
Sonunda tüm bu karanlık güçler amacına ulaştı: 12 Eylül Darbesiyle Türkiye’nin bütün sol kanadı tırpanlandı. CIA Türkiye Şefinin söylediği gibi, “Bizim çocuklar başardı”. Etkileri günümüzde bile devam eden bu darbenin sorumluları yargılanmadı.

Sonuç: NATO Türkiye’den Defol!

NATO gibi eli kanlı bir örgütün Türkiye’nin başkentinde toplanması tam bir utanç kaynağıdır. Halkımızın çoğunluğu yıllardır devam eden burjuva yalanlarına rağmen ABD karşıtıdır. Ancak Türkiye’de siyasetçilerin hepsi, ister sağcı ister solcu olsun Amerikancıdır. Bu anomali aslında ABD’nin Türkiye siyasetini yıllar içerisinde şekillendirmesinin sonucudur. İster iktidar partisi ister muhalefet partisi olsun, hepsi ABD’nin ve emperyalizmin çizdiği sınırlar içerisinde hareket etmektedir.

Umutsuzluğa mahal yok: Türkiye’de anti-emperyalist güçlü bir gelenek de vardır. Tüm zorluklara, saldırılara, tehditlere rağmen memleketin aydınlık geleceği NATO’ya kucak açmayacaktır.

İsteğimiz net: Türkiye, NATO’dan çıksın ve memleketimizin dört bir köşesini saran NATO üsleri kapatılsın. Bu şer yuvalarını söküp atmadığımız sürece yeni katliamlar, suikastler, darbeler her zaman bir adım uzağımızdadır.

Son Eklenenler

Birlik ve Dayanışma Gazetesi 11. Sayısı ile Alanlarda!

Birlik ve Dayanışma Gazetesi 11. Sayısı ile Alanlarda! On birinci sayımız “NATO'ya GEÇİT YOK! ASKERİNLE,...

AKP Düzeni Dizayn Ederken Devrimci Seçeneği Örgütlemek

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 10. sayısında yayımlanmıştır. Türkiye’de egemen sınıfın, bugün içinden geçtiğimiz...

1 Mayıs’ta İşçi Sınıfı Gücünü Göstermelidir!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 10. sayısında yayımlanmıştır. 1 Mayıs işçi sınıfının Uluslararası Birlik,...

Nasıl Bir Eğitim Nasıl Bir Toplum

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 10. sayısında yayımlanmıştır. Okullarda artan şiddet olaylarına ve can...