Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 10. sayısında yayımlanmıştır.
Türkiye’de egemen sınıfın, bugün içinden geçtiğimiz karanlığı ve çürümüşlüğü tesis ederken en büyük başarılarından biri, bu düzenin değişmeyeceği fikrini ve umutsuzluğu bir salgın gibi topluma bulaştırmasıdır.
Yeni doğan bebeklerin üç kuruş para için göz kırpmadan öldürülebileceği, ilkokula giden çocukların can güvenliğinin dahi sağlanamadığı, iş ve kadın cinayetlerinin sıradanlaştığı bir düzenin içindeyiz.
Bölgemizde emperyalist barbarlığın ve halkların katledilmesinin asla değişmeyeceği, sömürü düzeninin ebedi olduğu fikri, sistemin ayakta kalmasını sağlayan en güçlü silahlardan.
Peki, düzen böylesine derin bir çürüme yaşarken bizi umutsuzluğa iten şey gerçekten egemen sınıfın yenilmezliği midir?
Yoksa bu yıkıma karşı emekçilerin, gençlerin ve kadınların devrimci seçeneği henüz örgütleyememiş olması mı?
Neoliberal politikalar, uzun süredir işçi sınıfına yönelik çok yönlü siyasal ve ekonomik saldırılarla emekçileri her alanda örgütsüz bırakmayı, onları atomize ederek kontrol altında tutmayı hedefliyor. Sermaye düzeni, bu neoliberal tahribatla eşgüdümlü olarak toplumu gerici ve liberal fikirlerle zapturapt altına alıyor. İnsanlığın devrimci bir çıkış arayışına girmesini engellemek için devasa ideolojik bariyerler örülüyor.
Ülkemizde sermaye sınıfının temsilcisi olan AKP’nin uzun yıllar iktidarda kalabilmesinin en temel nedenlerinden biri, kendisine karşı yükselen tepkiyi düzen muhalefeti eliyle kendi belirlediği sınırlar içine hapsetmesi ve ehlileştirmesidir.
AKP’nin ajandası, sadece kendi tabanını konsolide etmekten ibaret değildir, aynı zamanda muhalefetin siyaset yapma biçimini, sınırlarını ve dilini de dizayn etmektir.
Bugün CHP’ye yönelik hamleler ve iktidarın kurduğu siyasi baskılar tam da bu amaca hizmet etmektedir. Benzer bir şekilde DEM Parti ile başlatılan son süreç de iktidarın kaybolan meşruiyetini yeniden toparlamasına objektif olarak olanak sağlamıştır.
Düzenin karakteristik özelliklerine kavga vermeyerek duzen muhalefeti halkın öfkesinin devrimci bir kanala akmasını engellemektedir.
Fakat tüm bu adımlara ve siyasi çabalarına rağmen Türkiye’nin düzeni her yerinden dökülmektedir. Sermaye sınıfı, onun siyasi temsilcileri, tarikatlar ve çeteler büyük bir çürümüşlük içinde bu enkazı taşımaya, sistemi zorla ayakta tutmaya çalışıyor. İşte tam da bu noktada çözüm düzen için kurtuluş hayallerinden ve düzen içi ittifaklardan tamamen koparak, düzen karşıtı bağımsız sosyalist bir hattı güçlü bir şekilde inşa etmeye devam etmekten geçiyor.
AKP bu sömürü düzenini kendi ihtiyaçlarına göre yeniden dizayn etmeye çalışırken, kötünün iyisine razı olma siyaseti terk edilmeli devrimci seçenek örgütlenmelidir.
Egemen sınıfın bize dayattığı bu çürümüşlük asla bir kader değildir. Umut, düzen partilerinin siyasi manevralarında değil; fabrikalarda, okullarda ve mahallelerde yükselecek bağımsız sınıf siyasetindedir. Bizim yegane görevimiz, karşımıza çıkarılan sahte seçenekleri ve düzen içi çözümleri reddedip, işçi sınıfının gerçek kurtuluşu olan devrimci seçeneği cesaretle örgütlemektir.


