Ana SayfaBirlik ve Dayanışma GazetesiEmperyalizm ve NATO, Ülkemiz İçin Tehdittir!

Emperyalizm ve NATO, Ülkemiz İçin Tehdittir!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 11. sayısında yayımlanmıştır.

Temmuz ayında ülkemiz, emperyalist barbarlığın ve kapitalist sömürünün uluslararası çetesi olan NATO’nun zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Filistin’de tarihin en acımasız soykırımlarından birine imza atanlar; Lübnan’da, Suriye’de ve İran’da halkların kanına girenler, Latin Amerika’da emekçilerin üzerine ölüm kusan kasaplar, “güvenlik ve iş birliği” maskesi altında ülkemizde bir araya gelecekler. Bu zirve, yalnızca diplomatik bir buluşma değil; uluslararası sermayenin temsilcilerinin, dünya halklarına karşı yeni saldırı planlarını kurgulayacağı bir savaş konseyidir.

NATO’nun ülkemize gelişini ve bu kanlı örgütün tarihsel misyonunu doğru kavramadan, ne Türkiye’nin son yetmiş yıllık karanlık tarihini ne de bugün içinden geçtiğimiz siyasal ve ekonomik krizleri doğru okuyabiliriz.

İşçi sınıfının tarihsel ve güncel çıkarlarını merkeze koyarak meseleye yaklaştığımızda, karşımızdaki tablonun tesadüflerle değil, sermaye sınıfının bilinçli tercihleriyle şekillendiğini açıkça görürüz.

NATO’nun tarihsel ve güncel misyonu, emperyalizmin uluslararası savaş aygıtı oluşudur. İkinci Paylaşım Savaşı’nın ardından Sovyetler Birliği’ni çevrelemek, kapitalist merkezlerde komünist ve işçi hareketlerinin iktidara gelmesini engellemek ve sömürge ülkelerindeki bağımsızlık hareketlerini kanla bastırmak amacıyla kurulmuştur. NATO, hiçbir zaman bir “savunma paktı” olmamıştır. NATO, sermaye diktatörlüğünün uluslararası çetesidir.

Türkiye sermaye sınıfı ve onun siyasi temsilcileri, NATO’nun kuruluşundan hemen sonra, Türk askerini ülkemize kilometrelerce uzaklıktaki Kore’deki savaşa, ölmeye göndermekte zerre tereddüt etmemiştir. Otuz yıl önce emperyalist işgale karşı yoksul Anadolu köylüsünün ve işçisinin kanıyla, bağımsızlık mücadelesi verilerek kurulan Cumhuriyet; 1952 yılında, o bağımsızlık savaşında namluların çevrildiği işgal kuvvetlerinin kurduğu uluslararası savaş örgütüne teslim edilmiştir.

Bu büyük ihaneti meşrulaştırmak için Türkiye burjuvazisi devasa bir yalan makinesini devreye sokmuştur. Otuz yıl önce emperyalist kuşatmaya karşı Ankara hükümetini meşru güç gören, Ulusal Kurtuluş Savaşı’na silah ve altın desteği veren Sovyetler Birliği’ni ‘düşman’ ilan etmeye karar vermiştir. Sermaye sınıfı, iktidarını emperyalizme perçinlemek için Sovyetler’in, ülkemizdeki toprak ve boğazları ele geçirmek istediği iftirasını yayarak yapay bir korku iklimi ve sahte bir kamuoyu oluşturmuştu. Oysa gerçek olan, ülkenin bağımsızlığının ve geleceğinin emperyalizme peşkeş çekilmesiydi.

Türkiye, bu emperyalist savaş örgütüne katılmanın bedelini tarihinin en ağır acılarıyla ödedi. NATO, ülkemizde sadece askeri üsler kurmadı; aynı zamanda, işçi sınıfını ve sosyalist hareketi ezmek için devasa bir gayrinizami harp düzeni inşa etti.

Kontrgerilla yapılanması eliyle, siyasal İslamcı hareketler ve faşist örgütlenmeler doğrudan devletin ve emperyalizmin himayesinde büyütüldü. Ülkemizdeki siyasal cinayetler, 12 Mart ve 12 Eylül gibi askeri darbeler, Maraş ve Çorum katliamları doğrudan NATO’nun tezgahında planlandı. NATO, insanlığın sermaye düzenine karşı verdiği eşitlik, özgürlük ve kardeşlik kavgasına; ülkemizde ve dünyada kanlı operasyonlar, bombalar ve suikastlarla müdahale etti. Sermaye sınıfı rahatça sömürsün diye, bu ülkenin devrimcileri, aydınları ve emekçileri NATO destekli operasyonlarla katledildi.

İki kutuplu dünya düzeninde sözde ‘komünizm tehdidine’ karşı kurulan NATO, Sovyetler Birliği çözüldükten sonra kendini feshetmedi. Aksine, misyonunu güncelleyerek saldırganlığını küresel bir boyuta taşıdı. Bu durum, NATO’nun aslında Sovyetler’e karşı değil, doğrudan doğruya emekçi sınıflara ve ezilen halklara karşı kurulmuş bir sermaye örgütü olduğunun en net göstergesidir.
Bugün NATO, emperyalizmin uluslararası savaş örgütü olarak bir koçbaşı görevi görmekte; Yugoslavya’dan Irak’a, Libya’dan Afganistan’a kadar dünyayı kana bulamaya devam etmektedir.

Türkiye’de yirmi beş yıldır iktidarda olan AKP, dönem dönem tabanını konsolide etmek için Batı karşıtı açıklamalar yapıp hamaset üretse de pratiği tamamen emperyalizme tam teslimiyet olmuştur. Her fırsatta NATO’nun en büyük ikinci kara ordusu olmakla övünen, emperyalizmin bölgesel planlarında taşeronluk yapan bu iktidar, gerçekte NATO’nun en sadık bekçisidir. ‘Yerli ve milli’ masalları anlatanlar, Trump gibi emperyalist liderlerin dostluğuna sığınanlar, sermayenin ve NATO’nun gözde elemanlarıdır.

Bugün AKP iktidarı, iç siyasette de, sermayenin güncel ihtiyaçlarına uygun bir baskı rejimi inşa etmektedir. Ana muhalefetin cumhurbaşkanı adayına yönelik siyasi operasyonlar düzenlenmesi, tutuklamalar, CHP şahsında muhalefete yargı eliyle mutlak butlan atanması ve halkın seçme-seçilme hakkının fiili olarak ortadan kaldırılması tesadüf değildir.

Bu adımlar, siyasal bir ‘anomali’ veya basit bir iktidar hırsı olarak okunacak kadar basit değildir.

Dünya genelinde emperyalist-kapitalist sistem derin bir krizin içindedir. Bu krizden çıkışın faturasını emekçilere kesmek isteyen sermaye, kazanılmış hakları birer birer gasp ederek yoluna devam etmektedir. Dünya’nın birçok ülkesinde burjuva meclisleri bile işlevsizleşmekte, otoriter rejimler mantar gibi çoğalmaktadır. Türkiye’deki hukuksuzluklar ve anti-demokratik uygulamalar, bu küresel kapitalist yönelimin yerel bir tezahürüdür.

Tüm bu açık baskıcı ve otoriter yönelime rağmen, ana muhalefetin durumu en az iktidarın konumu kadar ibretliktir. Seçme ve seçilme hakkına darbe vurulan, mutlak butlanla karşı karşıya kalan ana muhalefetin meşru lideri Özgür Özel’in, çareyi yine emperyalist düzene şirin görünmekte araması tarihsel bir yanılgıdır.

Özel’in, “Yürüttüğümüz demokratik mücadele yalnızca Türkiye’nin demokratik geleceğini ve dünyanın stratejik açıdan en önemli ülkelerinden birinin istikrarını belirlemeyecek. Aynı zamanda bölgemizin, Avrupa’nın ve NATO’nun güvenliğini de şekillendirecek” şeklindeki açıklaması, burjuva muhalefetin siyasal ufkunu gözler önüne sermektedir. Kendi ülkesinin emekçilerine, gençlerine ve devrimci dinamiklerine güvenmek yerine, Türkiye’yi kan gölüne çeviren; darbelerin ve faşizmin mimarı olan NATO’nun ‘güvenliğine’ teminat vermek, ülkemizin geleceğini uçuruma sürüklemektir. Emperyalizmden, onun savaş aygıtından ve kapitalist efendilerden demokrasi beklenemez. NATO’nun güvenliği, emekçilerin güvensizliği ve esareti demektir.

Temmuz ayında ülkemize gelecek olanlar, barış elçileri değil, Filistin’deki çocukların, Ortadoğu’daki yoksulların ve dünya işçi sınıfının katilleridir. İktidarın sadık taşeronluğu ile muhalefetin NATO’ya güven verme yarışı arasında sıkışan Türkiye siyaseti, emekçi halklar için bir çıkmaz sokaktır.

Unutulmamalıdır ki; kapitalist barbarlık ve NATO var olduğu sürece, yeryüzünde kalıcı bir barış mümkün olmayacaktır.

Ülkemizin ve bölgemizin kurtuluşu ne emperyalist zirvelerde alınan kararlarla ne de Beyaz Saray’dan icazet bekleyen siyasi anlayışlarla sağlanabilir. Gerçek çözüm, sermaye düzenine ve emperyalizme karşı, işçi sınıfının öncülüğünde verilecek bağımsızlık, eşitlik ve sosyalizm mücadelesindedir.

Son Eklenenler

NATO’nun Karanlık Tarihi

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 11. sayısında yayımlanmıştır. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü ya da...

Birlik ve Dayanışma Gazetesi 11. Sayısı ile Alanlarda!

Birlik ve Dayanışma Gazetesi 11. Sayısı ile Alanlarda! On birinci sayımız “NATO'ya GEÇİT YOK! ASKERİNLE,...

AKP Düzeni Dizayn Ederken Devrimci Seçeneği Örgütlemek

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 10. sayısında yayımlanmıştır. Türkiye’de egemen sınıfın, bugün içinden geçtiğimiz...

1 Mayıs’ta İşçi Sınıfı Gücünü Göstermelidir!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 10. sayısında yayımlanmıştır. 1 Mayıs işçi sınıfının Uluslararası Birlik,...