Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 10. sayısında yayımlanmıştır.
1 Mayıs işçi sınıfının Uluslararası Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü olarak tüm dünyada emekçilerin ve sosyalist hareketin emperyalist-kapitalist sisteme karşı mücadelesini yükselttiği, işçi sınıfının taleplerini meydanlara taşıdığı bir gün olarak kutlanıyor. Tarihsel bağlamı açısından ele aldığımızda sermaye düzenine karşı işçi sınıfının iktidar mücadelesinin önemli uğraklarından biri olma özelliğiyle öne çıkan 1 Mayıs’lar ülkemizde bu içeriğinden uzaklaşma tehlikesiyle de karşı karşıya.
Alan tartışmaları, sendikal hareketin kısırlığının hem içeriğe hem de 1 Mayıs ruhuna yansıdığı mitingler, sınıfın tarihsel ve güncel mücadele başlıklarının geriye çekilip düzen muhalefetinin siyasi hattına çubuk büken 1 Mayıs kürsüleri geçtiğimiz yıllarda çokça karşımıza çıktı. Bu tablo, devrimci bir siyasal mücadele ve siyasal bir sınıf hareketine duyulan ihtiyacı da bizlere göstermesi açısından büyük bir önem taşıyor.
Tüm bu tabloya rağmen, emperyalist sistemin saldırganlaştığı ve dünya halklarını geleceksizliğe, yoksulluğa, sömürüye sürüklediği bir kesitte işçi sınıfının yeni bir düzen mücadelesini yükselteceği alanlardan biri de 1 Mayıs meydanları. Kapitalist sistemin geleceksizliği karşısında yaşanılabilir bir kapitalizm arayışı yerine, bu düzenin kökten değişimini hedefleyen, kamucu, aydınlanmacı, bağımsız bir ülkenin, sosyalist bir Cumhuriyet’in mücadelesinin örgütlenmesi bugün en temel görevlerimizin başında geliyor.
Sömürü düzeni, işçi sınıfını sektörel, kültürel ayrımlar üzerinden bölerek, sendikasızlaştırarak, faşist ve gerici ideolojileri emekçiler içerisinde aparatları ile örerek etkisizleştirmek ve sömürü düzenini devam ettirmek arayışında. AKP’nin asgari ücret diye topluma sunduğu sefalet ücreti uygulaması da, hakları ve emekleri için greve çıkan işçilerin gözaltına alınıp susturulmak istenmeleri de, patronlara teşvikler ve vergi indirimleri uygulanırken emekçilerin cebindeki üç kuruşa göz dikilmesi de bu bölünmüşlükten alıyor gücünü.
Ve bu tablonun değişmesi gerekiyor
Memleketimiz için, yaşamımız ve geleceğimiz için değişmesi gerekiyor.
2026 1 Mayıs’ında sefalet ücreti dayatmasına, Şimşek programına, yoksullaşmaya, geleceksizliğe karşı işçi sınıfı gücünü göstermelidir.
2026 1 Mayıs’ında AKP’nin baskı politikalarına, MESEM projesi adı altında çocuklarımızı sermaye sınıfına ucuz iş gücü olarak sunan Yusuf Tekin’e, laikliğe savaş açan gerici zihniyete karşı işçi sınıfı büyük bir yanıt vermelidir.
2026 1 Mayıs’ında Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren emperyalizmin savaş örgütü NATO’ya karşı “Türkiye NATO’dan Çıksın!”, “Üsler kapatılsın” sloganları yankılanmalı, AKP’nin işbirlikçiliği karşısında emekçiler memlekete sahip çıkacak bir mücadeleyi her alanda örgütlemeye girişmelidir.
Ve tüm bunlarla birlikte 2026 1 Mayıs’ında bu memleketin asıl sahiplerinin işçiler olduğunu, ülkemizi sermayeye, emperyalistlere, gericiliğe, AKP’ye teslim etmeyeceğimizi göstermek, sesimizi AKP’ye, emperyalistlere, toplumu teslim almaya çalışan gericiliğe ulaştırmak durumundayız.
1 Mayıs’a İşçi sınıfının birliğinin ve dayanışmasının, gençliğin dinamizminin, kadınların umut ve cesaretinin bu topraklardaki tüm ileri çıkışların ana gücü olduğunu unutmadan, insanca bir yaşam ve eşitlikçi bir düzen için bulunduğumuz her alanda örgütlenerek, yan yana gelerek, mücadele ağları kurarak gidilmelidir.
İşçi sınıfı gücünü göstermelidir.


