Ana SayfaMercekÇöküşünü Bekleyen Uzun Bir Gerileme: Amerikan Hegemonyası

Çöküşünü Bekleyen Uzun Bir Gerileme: Amerikan Hegemonyası

Zarif Maf

Latince hegemonia “hüküm sahibi olma, tahakküm” demektir. Sözcük Eski Yunanca ‘’önder, lider, şef’’ kelime kökeninden türetilmiştir.1 Kelimenin her iki tarihsel anlamı da, emperyalist hegemonik hiyerarşiyi düşündüğümüzde bugünkü anlatılmak istenene karşılık geliyor. Emperyalist hiyerarşide de bugün, ABD’nin hem diğer emperyalist ve emperyalist olmayan ülkeler üzerinde bir tahakküm kuran ülke görüntüsü verdiği hem de diğer emperyalist olan devletler arasında ‘’en’’ olma azmi, yeteneği ve büyüklüğüne sahip lider devlet statüsünde olduğu görülüyor. 

Eğer emperyalist hegemonya hiyerarşisini emperyalizmin Leninist tanımıyla irdeleyecek olursak çok da ileri bir tarihe gitmemek gerek. Bugünkü modern anlamıyla emperyalist hiyerarşiye baktığımızda ABD’den önce yalnızca bir hegemonik devlet olduğunu söylemek mümkün: İngiltere’nin Pax Britannica dönemi.

1815-1914 arasındaki bu yüz yıllık dönem, yalnızca İngiltere’nin bu tanıma sonuna kadar uyduğunu gösteriyor.2 1914’te başlayıp İkinci Dünya Savaşı’na kadar süren dönem ise tıpkı bugünkü gibi en tepedeki ülkenin eskidiği/yıprandığı fakat arkadan gelenin hak ettiği yere yerleşemediği bir ara dönem olarak anılmalıdır. Bu dönem, İngiliz hegemonyasının güçsüzlüğünün tam olarak kanıtlandığı, ABD’nin hem askeri hem ekonomik hem de kültürel olarak İngiltere’nin birkaç adım ötesine geçtiği, sessiz sedasız herkesin bu gerçeği kabul ettiği bir ara dönemdir. 

1945’e gelindiğinde ise emperyalist hiyerarşik sistemin sürdürülemezliğinin görüldüğünü ve hegemonyadaki baş aktör rolünün İngiltere tarafından gönüllü bir şekilde ABD’ye devredildiğini görüyoruz. Burada Almanya’nın hiyerarşide yükselmek için giriştiği umutsuz savaşın bastırılması, İngiltere’den ABD’ye olan bu barışçıl geçişi kolaylaştırma ve meşrulaştırma işlevi gören bir ara uğraktan daha fazla bir işleve sahip değildir. 

Hegemonyanın en tepesine oturmak bir emperyalist ülkenin en büyük hayalidir. Avantajları muazzam olsa da en tepedeki ülkeye, düzen sağlayıcı olmanın verdiği bazı sorumluluklar da yükler. Geleceğe projeksiyon tuttuğumuzda ABD’nin altın çağlarını hegemonyanın 80. yılında çoktan geride bıraktığını hesaba katarak, ABD egemenliğinin son çeyreğe girdiğini söylemek mümkün.

Peki ABD’nin hegemonyasının zayıflaması ilk nerede başladı ve bugün bu zayıflığın işaretlerini görmek için nerelere odaklanmak gerekir? Kimine göre Vietnam savaşından itibaren gerilemekte olan bir hegemonya var, kimileri bu tarihi Irak savaşına kadar yakın bir tarihe çekiyor, Afganistan’dan geri çekilme, Çin’in ekonomik yükselişiyle Satın Alma Gücü Paritesi’nde ABD’yi geçmesi… Geri çekilişin başladığı yerin insanlığın kısa tarihinin kısa bir kesitinde tam olarak nereye denk geldiğini kestirmek neredeyse imkansız. Tıpkı reel sosyalizmin çöküşünün habercisi olan ilk gelişmenin nokta atışıyla bulunamayacak olması gibi. Fakat bir nokta arayışının kendisinden çok genel eğilime bakmakta yarar var, bir gerçek var, hegemonya geriliyor, genel eğilim hegemonyanın gerilediğine dair işaretler her geçen gün ve her yeni gelişmede görülüyor. Bu genel eğilime bakarken ABD’nin Ortadoğu’da attığı adımların ve elde ettiği mevzilerin hegemonyanın gerilemesini ortadan kaldırmayacağı ifade edilmek durumunda. 

Sadece ABD hegemonyasının değil genel olarak hegemonyanın sac ayaklarını oluşturan değişmez birkaç unsur var, bir de bu unsurların 21. yüzyılda, şimdilik çok özel bulunan tarihsel kesitlere denk gelmesinden ötürü ABD’ye has alt başlıklarından bahsetmek mümkün.  Hegemonyanın ana unsurları ekonomik ve askeri güçtür, kültürel güç ise ancak bu ikisinin varlığıyla hegemonik bir unsura dönüşebilendir. Yine hegemonya unsuru olarak bilimsel, teknolojik  ve ideolojik güç aynı zamanda kültürel gücün bir alt başlığı olarak ele alınmalıdır. Fakat zaman zaman 21. yüzyılın gelişmiş araçları üzerinden değerlendirildiğine ABD’nin devasa ölçeğinde ayrı birer hegemonya unsuru olarak görülebilmektedir. Tüm bunları ayrı ayrı değerlendirdiğimizde gerilemenin bütüncül olmadığını görürüz. Yani ABD hegemonyası ekonomik ve askeri olarak gerilese de dominasyonunu hem bilimsel hem de teknolojik alanda bir süre daha sürdürebilir. Eşitsiz gelişimin yasaları her ne kadar burada da işlese de hegemonyanın ana güç noktasının zayıflığı bu başlıkları da zamanla zayıflatacaktır.

Gerileyen ABD Ekonomisi 

Üretim dünya ölçeğinde değerlendirildiğinde ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında hegemon ülke olmasının kaçınılmaz olduğu rahatça görülebilir. Kırklı yılların sonunda ABD dünya ölçeğinde üretimin yaklaşık yüzde 50’sini tek başına yapmaktaydı. O yıllarda dünya üretimindeki payı yaklaşık yüzde 3 olan Çin’le ABD’nin bugünkü yüzdelik değerleri yine ABD hegemonyasının erozyona uğradığını açıkça gösteriyor. Bugün ABD’nin payı yaklaşık yüzde 15’e gerilemiş durumda, Çin’in payıysa yüzde 28.3

Bu yüzdelik dilim ABD’nin eksisi kadar üretim yapamadığını, ABD malları yerine artık Çin mallarının dünyayı domine ettiğini kanıtlıyor. Domine etmek önemli çünkü söz konusu olan hegemonyaysa dominasyon hegemonyanın en önemli bileşeni. 75 yılda ortaya çıkan bu devasa gerileme ABD’de önemli boyuttaki genç nüfusun düzene ikna edilmesini zorlaştırmasında da kendini gösteriyor, yani ekonomiyle birlikte ABD sisteminin ideolojik kabiliyetleri de köreliyor. Bu nedenle ABD ekonomide, tıpkı İran’ın yetişemeyeceği için başvurduğu asimetrik savaş stratejisine benzer bir strateji izliyor. Çin ile yarışamayacağı üretim alanlarında -otomobil üretimi gibi- gerilerken, yapay zeka, robotik teknoloji ve gelişmiş çip üretimi gibi daha niş alanlara yöneliyor. Bu arkadan dolanma taktiği sayesinde eğer başarılı olursa ABD, insanlı üretimdeki başarısızlığını insansız üretimle kapatmayı hedefliyor. 

ABD ekonomisini hem olumlu anlamda bir geminin yelkenlerini şişiren de olumsuz anlamda hassas bir balon gibi şişiren de ABD dolarının küresel rezerv para birimi olarak kullanılmasıdır.  Hegemonyanın zayıflaması, ABD dolarının küresel ölçekte rezerv para birimi olarak kullanılmasında da kendisini göstermektedir. Doların küresel rezervdeki oranı 2001 yılında pik noktasına ulaşmış ve yüzde 71 olmuşken, 2025 yılında son 24 yıllık süreçteki en dip noktasını görerek yüzde 56’ya düşmüştür. 4

Yıllık büyüme oranları da ABD ekonomisinin 90’lı yıllardaki büyüme oranlarını Çin’e devrettiğini gösteriyor. 2025 yılında ABD ekonomisi yüzde 2 büyürken5 Çin ekonomisi yüzde 5’lik bir büyüme sağlamayı başarmış görünüyor.6

Tüm bunları bir araya getirdiğimizde ABD hegemonyasının önümüzdeki on yıllık süreçte daha da zayıflayacağını tahmin etmek güç değil. Fakat bu ekonomik zayıflığın hegemonyayı kesinkes yakın tarihte bitireceği yanılgısına düşmemek gerekir. ABD ekonomisinin zayıflığından bahsederken yine de onun devasa ölçeğini ve yine aynı ekonominin devasa esnek yeteneklerini de es geçmemek gerekir. Hegemonyanın devri zannedildiğinden çok daha uzun yıllar alabilir çünkü yeni bir hegemonik güç olabilmek için rakip ülkenin bu yarışa girmeye istekli olması gerekmektedir. Bu noktada Çin’in bu hegemonik gücü sarsıcı adımlar atmaktan şimdilik kaçındığı görülüyor.

Çin ister istekli olsun ister olmasın ABD hegemonyası daha da zayıflayacak ve zamanı geldiğinde çökecektir. Tarihin çarkları emperyalistleri güçsüzleştirme yönünde dönmeye devam ediyor ve karşı devrimler çağını kapatıyor. Zayıflayan emperyalist hegemonya dünyada yeni boşluklar yaratacak, işçi sınıfı ve devrimler bu boşluklardan eninde sonunda kendi yolunu açmayı başaracaktır.

  1. https://www.nisanyansozluk.com/kelime/hegemonya ↩︎
  2. https://www.historyhit.com/what-was-the-pax-britannica/ ↩︎
  3. https://data.worldbank.org/indicator/NV.IND.MANF.CD?locations=US-CN&most_recent_value_desc=true ↩︎
  4. https://en.wikipedia.org/wiki/International_use_of_the_U.S._dollar ↩︎
  5. https://www.statista.com/statistics/188165/annual-gdp-growth-of-the-united-states-since-1990/?srsltid=AfmBOor-WbIFoLoimedR6SgryaMBSkJF6Bmflku1Cg0pqJoF2yEp0g0d ↩︎
  6. https://www.statista.com/statistics/263616/gross-domestic-product-gdp-growth-rate-in-china/?srsltid=AfmBOopotW_F8xrIg7_qLsFGNfcxhGYtxNg3Pg0a74jIFLJldhzIDbhM ↩︎

Son Eklenenler

Zorbalığa Geçit Vermeyeceğiz!

Halkın Haber Alma Hakkı Engellenemez! Bugün Halk TV’ye yönelik gerçekleştirilen şafak baskını, kanala kayyum atanması...

10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nı Unutmadık, Hesap Soracağız!

10 Ekim 2015’te emek, barış ve demokrasi için meydanları dolduran yurttaşları hedef alan katliamın...

Birlik ve Dayanışma Gazetesi 16. Sayısı İle Alanlarda!

Birlik ve Dayanışma Gazetesi 16. sayısı ile alanlarda! Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin, iki haftalık halk...

Yemen Nire?

Erdoğan Şen 1950 senesinde Türkiye’nin NATO’ya üye olabilmesi için Adnan Menderes, Meclis’in onayını almadan binlerce...