Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 10. sayısında yayımlanmıştır.
Okullarda artan şiddet olaylarına ve can güvenliği sorununa karşı eğitimciler birçok ilde eylem düzenlediler. Son yılların en kapsamlı eyleminde on binlerce öğretmen derslere girmedi, yürüyüşlere katıldı. Öğrenciler de okulu boykot ettiler. Öğretmenler okula gelmeyenlerin yoklamalarda yok sayılmayacağını söyleyerek, şiddetin hedefindekiler olarak dayanışma gösterdiler. Öğretmenler çeşitli illerde yaptıkları eylemlerin açıklamalarında özetle, şu noktalara değindiler.
“Bizler sınıflarımızda eşitliği, kardeşliği ve bilimin aydınlığını anlatmaya çalışırken; dışarıdaki mevcut sistem şiddeti meşrulaştıran, silahlanmayı kolaylaştıran ve sınıfsal uçurumları derinleştiren bir çarkı döndürmeye devam ediyor. Bu saldırıları “münferit cinnet vakaları” olarak görmek, buz dağının altındaki toplumsal çürümeyi görmezden gelmektir. Gençlerin eline kitap yerine silahın bu kadar kolay geçebildiği bir düzende, okulların etrafına örülen yüksek duvarlar bizleri korumaya yetmeyecektir. Bugün, sadece can güvenliğimiz için değil; insanın insana kıymadığı, emeğin ve yaşamın kutsal sayıldığı bir toplum düzeni için sınıflardan çıktık. Okullarımızın kışla ya da hapishaneye dönüşmesini değil; şiddetin kökünün kazındığı gerçek birer eğitim yuvası olmasını savunmaya devam edeceğiz”
Şiddeti disiplin sorununa indirgeyen, bireysel bir ahlak sorunu olarak gören anlayışın, düzenin toplumsal ilişkiler üzerindeki etkilerini görmemesi, bu yaşananlarda sorumluluklarının görülmesi açısından oldukça önemlidir. Eğitim, öğrenciler için yoksulluğun, rekabetin, yabancılaşmanın zorbalığa dönüştüğü alanlarda hapsolmuştur. Öğrenciler geleceksizlik ile baş başadır. Öğretmenler üzerinde idari baskı, düşük ücret, bunun yanında yetersiz binalar, kalabalık sınıflar, temizlik malzemeleri alamayacak kadar düşük bütçeler sorunların ne kadar devasa olduğunu göstermesi açısından önemlidir.
Yaşananlar bir güvenlik meselesinden çok daha fazladır. Bugün her yıl küçülen eğitim bütçesini özel güvenliğe, X_Ray cihazlarına ayırmak mıdır çözüm ? Bugün üniversitelere tüm bu önlemlere rağmen giren palalı faşistleri görmüyor muyuz ?
Peki, çözüm dizi veya oyunları yasaklamak mıdır? Tüm bunların son saldırılar ile direkt bağlantısı nasıl sağlanmaktadır? Evet diziler ideolojik olarak düzenin en önemli araçlarından biridir. Sürekli bireysel kurtuluşun empoze edilmek istenmesi ile birlikte en önemli kitle iletişim araçlarından televizyonda, bireylere şiddet, saldırganlık içeren içerikleri ile birlikte suçlu davranış biçimlerinin sunulması ,suç işleme davranışlarında etkili olmaktadır. Veya silah şirketleri ile yapılan lisans anlaşması bile oyun şirketlerinin , dağıtımcılarının sorgulanması için yeterlidir.
15-29 yaş arası ne eğitimde, ne işte kendine yer bulamayanların ülkesi Türkiye. İşsizlik, yoksulluk, umutsuzluk, geleceksizlik hayatının hemen her alanına çeşitli şekillerde kendini gösteriyorken; bu düzenin yarattığı tahribatı görmezden gelerek dizileri oyunları suçlu ilan etmek yalnızca güvenlik sorununa indirmek suçun gerçek kaynaklarını örtmek değil midir?
Sosyalist deneyimler bu eğitimin mümkün olduğunu göstermiştir. Bugün yalnızca yasaklayarak, okullara güvenlik barikatı yığarak bu olayların sonunu getirmeyecektir. İhtiyacımız olan Dayanışmayı, kolektif üretimi teşvik eden; sınıfsal farklılıkların yaşanmayacağı bir şiddeti besleyen ekonomik ve sosyal farklıkların olmadığı eğitim sistemidir.


