Ana SayfaBirlik ve Dayanışma GazetesiBirlik ve Dayanışma ile Karanlığı Dağıtacağız!

Birlik ve Dayanışma ile Karanlığı Dağıtacağız!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 4. sayısında yayımlanmıştır.

Yazımızın konusu, 25 Kasım tarihinin bizler açısından anlamlarından biri olan Mirabal kardeşler, Trujillo’ya karşı mücadele eden bir yer altı örgütü olan -daha sonra adı Clandestina olacak- 14 Haziran Devrim Hareketi’nde örgütlendiler. Hareket, Küba’daki devrimci gelişmelerden etkilendi, bir vadede ciddi bir ivme kazandı. Mirabal kardeşler rejim tarafından pek çok kez hapse girdi. 25 Kasım 1960’da Mirabal kardeşler, Trujillo’nun emriyle gizli polis tarafından pusuya düşürüldü. Kardeşlerden ikisine önce tecavüz edildi, sonra dövülerek vahşice öldürüldüler. Resmi kayıtlarda bu katliam ‘trafik kazası’ olarak geçecekti. Onların ölümüyle birlikte 25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Ve Uluslararası Dayanışma Günü olarak anıldı.

Bunca acıyla dolu ülkemiz için yapılacak her şeyi yapmak bir mutluluk kaynağı. Kollarını kavuşturup oturmak ise çok üzücü.
Minerva Mirabal

Minerva Mirabal’ın acıyla dolu olarak bahsettiği ülkesi, Dominik Cumhuriyeti, 1930 yılında askeri darbeyle ele geçirildi ve tam 31 yıl boyunca ABD desteğiyle de birlikte diktatörlükle yönetildi. Dominik’te baskılar, tutuklamalar, açlık, yoksulluk ve sefalet vardı. Halkın çoğunluğu diktatörün topraklarında çalışıyordu; zaten ülke topraklarının büyük bir kısmı da kendisine aitti.

Tarihi 65 yıl öncesine dayanan bu mücadele; daha pek çok faşist diktatörler, iktidarlar gördü. Gerici iktidarlar eliyle kadınların hakları yok sayıldı; toplumdan, siyasetten, sosyal haklardan, görünür olmaktan çok uzakta konumlandırıldı. Oy hakları gasp edildi, boşanma hakları yok sayıldı, kürtaj haklarına göz dikildi, çalışma ve güvence hakları saldırıya uğradı, yaşam hakları ellerinden alındı… 25 Kasım tarihi bizlere kadınların her alanda var olmaktaki ısrarının, eşitlik ve özgürlük kavgalarının yeni olmadığını gösteriyor.

Kadına yönelik şiddete karşı mücadelenin ifadesi olan 25 Kasım’ın tarihinden çıkardığımız bir not daha: Kadınların siyasal olarak örgütlenip, diktatöre karşı devrimci bir mücadelede saf tutmuş olmaları…

Kadınların en temel haklarına göz diken; emeğe, laikliğe, yaşamımıza ve kadınların özgürlüğüne adeta savaş açan AKP iktidarının 23 yıllık bakiyesini düşünürsek, yazının başında bahsettiğimiz baskıcı rejim bize pek de uzak gelmeyecektir. Ülkemiz 23 yıldır açlığa, sefalete, işsizliğe, emeğe saldırıya, gericiliğe mahkum edilirken, en büyük darbeyi kadınların yaşamı almıştır. Yoksulluk ve açlık koşullarında yaşayan emekçiler arasında, ilk fırsatta, örneğin pandemi, kadın emekçilerin çalışma koşullarına ve haklarına göz dikildi. Esnek, sigortasız, güvencesiz çalışma düzenlemeleriyle kadınlar ucuz iş gücü haline getirildi. Kreşin kamusal hizmet olmadığı ülkemizde kadınlara çocuk yapmaları salık veriliyorsa bunun anlamı kadınlara ‘evinde otur’ demektir. Çalıştığı iş yerinde kadınlara eşit işe eşit ücret tanınmıyorsa bunun anlamı kadınlara ‘çalışmasan daha iyi olur’ demektir. Aile kurumunun önemini vurgulamak adı altında kadınlar annelikle, eş olmakla, makbul olmakla tanımlanıyorsa bunun anlamı kadınlara ‘senin fıtratın bu’ demektir. AKP iktidarı kadın emeğine saldırıları gerici argümanlarla beslerken diğer yandan yasal haklarımıza da bir bir göz dikti. İstanbul Sözleşmesi’nin kadına yönelik taciz, şiddet, tecavüz suçlarına karşı tutum aldığı başlıklara bile tahammülü olmayan iktidar, sözleşmeyi bir gecede rafa kaldırdı. Ve nihayetinde 2025 yılında kadın cinayetlerinde yıllık ölüm raporlarıyla; gericilik ve şiddet sarmalıyla karşı karşıyayız.

Ne AKP iktidara geldiği günden beri kadınlara ve kadın haklarına saldırmaktan vazgeçti; ne de kadınlar AKP’ye karşı mücadeleden vazgeçti. AKP attığı her gerici ve kadın düşmanı adımda kadınları karşısında buldu. İstanbul Sözleşmesi’nin iptaline karşı mücadeleyi büyüten kadınlar, bu başlığı ülkemizin en yakıcı gündemlerinden biri haline getiriyor. Kadına yönelik şiddet, taciz suçları; tarikat ve cemaatlerde işlenen istismar suçları, AKP’nin kadın düşmanı politika ve söylemleri; kadınların olduğu her alanda tehşir edilmeye devam ediliyor. 8 Mart ve 25 Kasım eylem ve protesto yasaklarına karşı kadınlar sokakta, meydanlarda, toplantılarda bir araya gelmekten korkmuyor. AKP’nin emeğe ve özgürlüğe saldırdığı her alanda ‘bu ülkede direnen kadınlar var’ demeyi ihmal etmiyor. Yani AKP ne denediyse olmadı. Toplumsal olarak adım adım örgütlediği kadınlar üzerindeki gericilik ve baskı karşılık bulurken; AKP’ye boyun eğmeyiz diyen kadınların mücadelesi de gün geçtikçe büyüdü.

Emeğine, özgürlüğüne, eşitliğine, yaşam haklarına göz dikilen, susturulmak istenen kadınlar biat etmeyeceğini bu iktidara çoktan söyledi. Kadınların haklarından ve özgürlüklerinden vazgeçmeyeceğimizi, dini referanslarla bizlere belirlenen sınırlarda olmayacağımızı, anne- eş olup olmayacağına kadınların kendisinin karar vereceğini, gerici tarikat ve cemaatleri ülkemizden kovacağımızı, evde oturmak şöyle dursun haklarımız için her fırsatta mücadele edeceğimizi bir kez daha, 25 Kasım vesilesiyle söylemekten imtina etmeyiz. Şimdi mücadele tarihimizden aldığımız gücü ileriye taşımak için kadınlar dayanışma, birlik ve mücadele içinde olmalıdır. Emekçi kadınlar fabrikaları, işyerlerini, okulları, mahalleleri mücadele alanına çevirmelidir. Hem de bir gün değil, her gün mücadele etmelidir! Birlik ve Dayanışma Hareketi yola çıkarken; ülkemizdeki sömürüyü, yoksulluğu, ekonomik krizi, işsizliği kendine en temel mücadele başlığı olarak almıştır. Şiddetin, baskının kökünde de yine bu eşitsiz sömürü düzeni olduğunu çok iyi biliyoruz. Birlik ve Dayanışmacı kadınlar olarak, sömürü ve gericilik kıskacında yaşamını sürmeye mahkum edilmek istenen kadınları birliğimizin ve dayanışmamızın sesinde güçlenmeye çağırıyoruz. Bu düzen böyle gitmez diyen Birlik ve Dayanışma, bulunduğu her alanda toplantılar, etkinlikler, eylemler ve çalışmalar düzenliyor. Birlik ve Dayanışmacı kadınlar, tüm kadınları 25 Kasım’da bir araya gelmeye çağırıyor!

Birlik ve Dayanışmacı kadınlar:

1) İstanbul Sözleşmesi’nin iptaline kadar giden ve ardından hız kesmeden artan kadın cinayetlerine karşı haklarımızı kazanmak için mücadele eder. Taciz, tecavüz ve şiddetin toplumsallaşması ve normalleşmesinin altında yatan düzeni karşısına alır.

2) Her gün artan sömürü, işsizlik, ekonomik kriz, eşitsiz çalışma koşulları, esnek ve güvencesiz çalışma dayatmalarına karşı emekçi kadınların birliğini sağlamak için dayanışmaya çağırır.

3) ÇEDES, MESEM, Aile Yılı gibi eğitimde ve toplumsal yaşamda dinci gerici dönüşümü hedefleyen projelere karşı örgütlü ve siyasal mücadele programı ortaya koyar.

4) İktidarın, medyanın, tarikatların kadına dönük her türden ayrımcılık, yok sayma, şiddet söylemine ve açıklamalarını teşhir eder.

5) 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’nü bir yas günü değil, mücadele ve dayanışma günü olarak görür; eşitlik, özgürlük, laiklik, birlik ve dayanışma etrafında örgütlenip haklarımızı kazanana dek mücadele eder.

Yarını kazanacak, geleceğimizi karanlığa teslim etmeyeceğiz. Kadın düşmanı bu düzeni değiştireceğiz!

Yaşasın 25 Kasım!

Son Eklenenler

Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 8. sayısında yayımlanmıştır.Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!Türkiye saatiyle 04.17’de başlayan...

MESEM Gerçeği ve Çocuk İşçilik

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. 2026 yılına girdiğimiz şu günlerde, Türkiye’de...

Bir Evsiz ve Bir Ölüm

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. “Kağıthane’de gece saatlerinde yaşanan olayda, soğuktan...

Emperyalizme ve NATO’ya Karşı Mücadeleyi Yükseltelim!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. Emperyalizme karşı mücadele, konu Türkiye olunca...