Ana SayfaBirlik ve Dayanışma GazetesiTürkiye İş Cinayetleri Rejimi

Türkiye İş Cinayetleri Rejimi

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 4. sayısında yayımlanmıştır.

Türkiye’de iş cinayetleri her geçen gün artarak devam ediyor. Her sabah gazetelere, haber sitelerine ya da sosyal medyaya yansıyan ölüm haberleri, artık neredeyse sıradanlaşmış durumda. Oysa bu ölümler birer “kaza” değil, açıkça önlenebilir cinayetlerdir. Her biri, alınmayan önlemlerin, görmezden gelinen denetimsizliklerin ve sermayenin sınırsız kâr hırsının sonucudur.

Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde bir parfüm atölyesinde meydana gelen patlama ve ardından çıkan yangın, bu gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi. Atölyede çalışan 2’si çocuk, 6 kadın işçi yanarak hayatını kaybetti. Olay yerinde iş güvenliği önlemlerinin alınmadığı, uygun havalandırma sistemlerinin olmadığı ve kimyasal maddelerin gelişigüzel depolandığı ortaya çıktı. Aynı hafta, Ordu’nun Fatsa ilçesindeki bir taş ocağında göçük meydana geldi. 25 yaşındaki Burak Kilci ve 75 yaşındaki Ahmet Şahin yaşamını yitirdi. Fatsa’daki facia, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin hazırladığı ön rapora göre, “önceden fark edilmesi ve önlem alınması mümkün bir zemin kayması” nedeniyle yaşanmıştı.

Bu iki olay, sadece bir haftalık süreçte basında öne çıkanlar. Oysa veriler, her gün ortalama 5 işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğini gösteriyor. Her ay onlarca işçi, bazen bir inşaat iskelesinden düşerek, bazen bir madenin karanlık tünelinde göçük altında kalarak, bazen de bir fabrikanın üretim hattında makineye sıkışarak yaşamını yitiriyor.

Rakamların Ardındaki Gerçek

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) tarafından yayımlanan veriler, bu tabloyu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. 2025 yılının ilk on ayında en az 1737 işçi yaşamını yitirdi. Ancak bu rakamlar yalnızca tespit edilebilenleri kapsıyor. Zira İSİG’e göre iş cinayetlerinin yalnızca %57’si ulusal basına yansıyor, geri kalan %43’ü ise işçilerin yakınları, mesai arkadaşları, yerel basın, sendikalar ve iş güvenliği uzmanlarının bildirimleriyle öğreniliyor. Bu durum, gerçek sayının açıklananın çok üzerinde olduğunu gösteriyor.

Yani resmi veriler, buzdağının yalnızca görünen kısmı. Binlerce işçinin ölümü sessizlik içinde, hiçbir gazete manşetine çıkmadan, hiçbir bakanın açıklamasına konu olmadan, hiçbir şirket sahibinin yargı önüne bile çıkarılmadan yaşanıyor.

Kayıt Dışı, Güvencesiz, Sendikasız Çalışma

Türkiye’de özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerde, hatta kimi büyük firmaların taşeronlarında bile kayıt dışı çalışma yaygın. Bu işletmelerde sigortasız, güvencesiz ve sendikasız binlerce işçi çalıştırılıyor. Kadın işçiler ve çocuk işçiler en savunmasız kesimi oluşturuyor. Yine İSİG’in yüzde 25’ini yerel kaynaklardan ve gelen bildirimlerden aktardığı kadarıyla 2024 Eylül-2025 Ağustos döneminde en az 72 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Bu durum Türkiye’de çocukların emeğinin nasıl sömürüldüğünü nasıl ölüme mahkûm edildiğini gözler önüne seriyor.

İnsanlık dışı çalışma koşulları, 12-14 saati bulan mesailer, yetersiz iş güvenliği ekipmanları ve sürekli üretim baskısı. Devletin iş teftiş kurulları ise çoğu zaman ya denetim yapmıyor ya da patronların lehine davranarak göz yumuyor.

Oysa mevcut yasalar doğru şekilde uygulansa bile iş cinayetlerinin sayısı ciddi oranda azalabilir. Ancak sermaye çevreleri ve onların çıkarlarını koruyan siyasi iktidarlar, bu yasaların hayata geçirilmesini istemiyor. Çünkü iş güvenliği, güvenceli istihdam ve insanca ücret, sınırsız kâr hırsının önündeki en büyük engel.

İktidarın politikaları, yıllardır işçiyi değil patronu korumak üzerine kurulu. Teşvikler, vergi indirimleri, esnek çalışma yasaları hep sermaye lehine çıkarılıyor. İşçi ölümleri karşısında ise sessizlik hâkim. İş cinayetleri, bu düzende “ekonomik büyümenin bedeli” olarak görülüyor.

Sendikal örgütlenme üzerindeki baskılar, grev yasakları ve toplu sözleşme süreçlerindeki müdahaleler, işçilerin kendi haklarını savunmasının önüne geçiyor. İşçilerin örgütsüzlüğü, sermaye açısından bir avantaj olarak görülüyor; çünkü dağınık, korku içinde yaşayan işçilerden daha uysal bir “emek ordusu” yaratılabiliyor.

Çözüm Nerede?

Tüm bu tablo içinde sorulması gereken soru şu: Bu karanlık düzen değişebilir mi?

Evet, değişebilir. İş cinayetlerinin son bulması, işçilerin kendi iktidarlarını, yani emeğin ve hayatın değer gördüğü bir düzeni inşa etmesiyle mümkün. Ancak o zaman her ölümün ardından tekrarlanan “ihmal zinciri” kırılabilir; üretim, insanın insanca yaşaması için yapılır hale gelir. Çözüm, işçi sınıfının örgütlü mücadelesinde.

Son Eklenenler

Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 8. sayısında yayımlanmıştır.Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!Türkiye saatiyle 04.17’de başlayan...

MESEM Gerçeği ve Çocuk İşçilik

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. 2026 yılına girdiğimiz şu günlerde, Türkiye’de...

Bir Evsiz ve Bir Ölüm

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. “Kağıthane’de gece saatlerinde yaşanan olayda, soğuktan...

Emperyalizme ve NATO’ya Karşı Mücadeleyi Yükseltelim!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. Emperyalizme karşı mücadele, konu Türkiye olunca...