Şiddet Politiktir

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 2. sayısında yayımlanmıştır.

Stres, kaygı, daha önce şiddete maruz kalmış olmak, öfke kontrolü eksikliği gibi nedenlerden kaynaklanma ihtimali yüksek olan şiddet çoğu zaman bireylerin kendi psikolojik sorunları olarak görülür. Ruh sağlığının önemini yadsımak veya bu noktada şiddetin çözümünün psikolojik destek olamayacağını söylemek yazımızın amaçları arasında olmamakla birlikte; birey sorunu olarak görülen şiddetin toplumsal nedenlerinin incelemesine yer vermek önceliğimiz. Bireyin ruh sağlığı da, davranış bozuklukları da toplumsal koşullardan bağımsız olarak değerlendirilemez. Şiddet, taciz, istismar, kadın düşmanlığının temelinde sistem sorunu vardır. İçinde yaşadığımız sistem; ekonomik, siyasal, sosyal olarak topluma şekil verir. Medyada kadına yönelik cinayetler ‘kıskançlık’, ‘aile içi sorunlar’ olarak servis edilirken, İstanbul Sözleşmesi feshedilirken, iktidarın dili kadın düşmanlığını katmerlerken, kadınlar işyerlerinde güvenceli ve eşit çalışma hakkına sahip değilken, artan işsizlik ve yoksulluk oranları ev içi emeğin görünmezliğini ve ev içi şiddeti tırmandırırken, bizler şiddetin bireysel olduğunu düşünebilir miyiz? Şiddet içinde yaşadığımız kapitalist sömürü düzeninin yarattığı politik bir sorundur.

İçinde yaşadığımız kapitalist sistem kadının cinsiyet rolünü ve sınırlarını belirlerken onu sömürmeyi ve aşağılamayı başarıyor: kadın kimi zaman ev yaşamının vazgeçilmez motifi ve anne olmaktan ibaret, çoğunlukla iradesiz ve güçsüz, bazen de arzu nesnesi… Özellikle medyada kadının ihlal edilen hakları ve özgürlükleri apaçık işlenirken aslında kadına yönelik suç teşvik ediliyor. Dizileriyle, filmleriyle, reklamlarıyla kadına dönük şiddet, taciz, sömürü, ayrımcılık, aşağılama ve gericilik neredeyse ‘normal’ olarak gösteriliyor. Bu gösterilen apaçık şiddet bazen ‘geleneksel aile yapısı’ kisvesine bürünüp muhafazakarlık adı altında onaylanıyor. Gericilik bir dünya görüşü değildir; gericilik kadının hayatını kuşatan ve toplumsallaştıkça kadının yaşamını tehdit eden başlı başına bir mücadele başlığıdır.

2021 yılında AKP iktidarının bir gece vakti İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı almasının nedeni de ‘geleneksel aile yapısı’nı korumaktı. Bu kararla hız kazanan kadın düşmanlığı 6284’ü uygulamamakla devam etti. Taciz failleri, tecavüzcüler komik rakamlarla hapis cezaları alırken faillere iyi hal, pişmanlık ve tahrik indirimleri neredeyse onları takdir etmek adına uygulanıyor. Suçun gerçekleşmemesi için caydırıcı önlemler alınmadığı gibi, işlenen suç üzerine yargı süreci de böyle akıl almaz şekilde işletiliyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi iktidarın kendi dili, şiddeti önlemek şöyle dursun, adeta teşvik ediyor.

Özellikle son bir yıldır dile getirilen 2025-2026 Aile Yılı projesi, eğitimden sosyal yaşama kadar kadınların ve çocukların en temel haklarına saldırıyor; laikliğin tasfiyesinde yeni adımların kapıda olduğunu bizlere haber veriyor. Laikliğin tasfiye edilmesi kadınların gericilikle kuşatılması demektir. Laikliğin tasfiyesi, meydanın tarikatlara ve dinci gerici çetelere bırakılması demektir.
AKP iktidarı ve düzen; cemaatleri-tarikatlarıyla, kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran medyasıyla, Ensar Vakfı’nda istismar edilen çocuklar için “Bir kereden bir şey olmaz” diyen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’yla; 2026 yılını Aile Yılı ilan ederek yeni gerici adımlara kapı aralayan politikalarıyla başlı başına kadın düşmanlığını temsil ediyor. Bu düzenin kendisi toplumda şiddeti, cinayeti, sömürüyü, tecavüzü körüklüyor. İşte tüm rezilliğiyle karşımızda duran bu düzen, kadınların siyasal örgütlü mücadelesiyle yıkılmaktan aşağısını hak etmiyor.

Birlik ve Dayanışmacı Kadınlar;

İstanbul Sözleşmesi’nin iptaline kadar giden ve ardından hız kesmeden artan kadın cinayetlerine karşı haklarımızı kazanmak için mücadele eder. Taciz, tecavüz ve şiddetin toplumsallaşması ve normalleşmesinin altında yatan düzeni karşısına alır.

Her gün artan sömürü, işsizlik, ekonomik kriz, eşitsiz çalışma koşulları, esnek ve güvencesiz çalışma dayatmalarına karşı emekçi kadınların birliğini sağlamak için dayanışmaya çağırır.

ÇEDES, MESEM, Aile Yılı gibi eğitimde ve toplumsal yaşamda dinci gerici dönüşümü hedefleyen projelere karşı örgütlü ve siyasal mücadele programı ortaya koyar.

İktidarın, medyanın, tarikatların kadına dönük her türden ayrımcılık, yok sayma, şiddet söylemine ve açıklamalarını teşhir eder.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’nü bir yas günü değil, mücadele ve dayanışma günü olarak görür; eşitlik, özgürlük, laiklik, birlik ve dayanışma etrafında örgütlenip haklarımızı kazanana dek mücadele eder.

Yarını kazanacak, geleceğimizi karanlığa teslim etmeyeceğiz. Kadın düşmanı bu düzeni değiştireceğiz!

Son Eklenenler

Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 8. sayısında yayımlanmıştır.Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!Türkiye saatiyle 04.17’de başlayan...

MESEM Gerçeği ve Çocuk İşçilik

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. 2026 yılına girdiğimiz şu günlerde, Türkiye’de...

Bir Evsiz ve Bir Ölüm

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. “Kağıthane’de gece saatlerinde yaşanan olayda, soğuktan...

Emperyalizme ve NATO’ya Karşı Mücadeleyi Yükseltelim!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. Emperyalizme karşı mücadele, konu Türkiye olunca...