Amerika Birleşik Devletleri’nin en kalabalık şehri New York’ta, kendisini sosyalist olarak tanımlayan Zohran Mamdani’nin siyasi yükselişi; Türkiye dahil dünyanın dört bir yanında sol siyasetin yeniden canlandığı yönünde güçlü bir algı yaratıyor. Bu genç siyasetçi, kira dondurma, düşük gelir gruplarına yönelik sosyal yardımların artırılması, yüksek gelirlilere ve büyük şirketlere daha fazla vergi yükü getirilmesi gibi bir dizi “halkçı” vaatle öne çıkıyor. Bu vaatler, özellikle geçim sıkıntısının derinleştiği metropol yaşamında, ezilen kitleler için bir umut ışığı olarak görülmekte. Bu vaatler listesi, Türkiye’deki yerel yönetim siyasetinden, özellikle de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun kampanyalarından aşina olduğumuz bir retoriği çağrıştırıyor. İmamoğlu da benzer şekilde, 12 yaş altı ve anne ulaşımının ücretsizleştirilmesi, semt lokantaları kurma, kreş sayısını artırma ve sosyal tesislerde indirim gibi, temel olarak halkın günlük yaşam maliyetlerini düşürmeyi hedefleyen politikalarla kitlelerin desteğini almıştı.
Hem Mamdani’nin hem de İmamoğlu’nun bu yaklaşımları, siyasi literatürde reformizm olarak adlandırılan bir alana oturmaktadır. Amaç, mevcut ekonomik ve siyasi sistemin, yani kapitalizmin, köklerini değiştirmek yerine, onun neden olduğu en yıkıcı sonuçları hafifletmek, toplumda biriken gerilimi ve öfkeyi yönetilebilir bir seviyeye indirmektir. Mamdani, kapitalizmin merkezi olan bir coğrafyada, “sosyalist” etiketi altında bile olsa, nihayetinde mevcut burjuva siyasetinin partilerinden birinin (Demokrat Parti) çatısı altında siyaset yapmaktadır. Bu durum, onun savunduğu çözümlerin, sermayenin temel çıkarlarıyla çatışmayacak bir çerçevede kalmasını zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla, bu reform vaatleri, kapitalizmin kendisini daha insancıl gösterme ve böylece sistemin ömrünü uzatma aracından başka bir şey değildir.
Mamdani’nin siyaset sahnesindeki bir diğer önemli gündem maddesi de mülteciler ve göçmenler meselesidir. Kendisi, ABD’deki göçmen karşıtı politikalara karşı sert bir duruş sergilemekte, onurlu bir yaşam hakkını savunmaktadır. Ancak, bu sorunun temeline indiğimizde, Mamdani’nin çözmek istediği bu sosyal sorunun, bizzat onu doğuran sistemle yani küresel kapitalist-emperyalist düzenle derin bir çelişkisi olduğu ortaya çıkar. Dünyanın farklı bölgelerinden ABD’ye veya New York’a yığılan mülteci akınları ne talihsiz bir kaza ne de sadece kötü yönetimlerin sonucudur. Bu sorun; kapitalizmin sürekli genişleme ve kaynak kontrolü ihtiyacının tetiklediği emperyalist savaş ve müdahaleler, küresel sermayenin gelişmekte olan ülkelerde uyguladığı düşük ücret ve baskıcı çalışma koşullarıyla yarattığı ekonomik sömürü ve yine büyük ölçüde sanayileşmiş kapitalist ülkelerin sorumlu olduğu iklim felaketleri sonucu oluşan halkların yerinden edilmelerinin bir sonucudur. Mamdani, göçmenlere kapıları açmayı, onlara sosyal hizmet sağlamayı vaat ederken, bu göç dalgasını yaratan ABD merkezli küresel emperyalist politikaları esasen sorgulamamakta ve çürümüş sistemi değiştirmek için bir siyasi program sunmamaktadır. Sorunun kökeni olan küresel ekonomik eşitsizliğe ve savaşlara dokunulmadığı sürece, New York’a gelen mülteci akını durmayacaktır
Son tahlilde New York’tan yayılan bu reformist rüzgar, mevcut sistemin derin çelişkilerini maskeleyen, biriken toplumsal öfkeyi sisteme kanalize eden bir “göz boyama” siyasetinden öteye gidememektedir. Halkın gerçek kurtuluşu, reformların değil, düzenin temellerinin değişmesiyle mümkün. Aksi halde, New York’tan İstanbul’a uzanan bu “iyileştirme” vaatleri, sömürünün sadece rengini değiştirir, kendisini değil.


