Bugün, Mert Hakan Yandaş ve Metehan Baltacı gibi ünlü futbolcuların tutuklanmasıyla gündeme gelen şike ve bahis soruşturmaları, futbol denilen devasa sektörün kokuşmuşluğunu örten göstermelik bir operasyondan ibarettir. Bu süreç, bataklığı kurutmak yerine, bataklığın üzerindeki birkaç sineği avlayarak halka “adalet tesis ediliyor” yalanını yedirme çabasından başka bir şey değildir.
Futbol, artık bir spor, bir oyun ya da bir kültür faaliyeti değil; dünyanın her yerinde kapitalizmin en parlak, en kârlı endüstriyel metası haline dönüşmüş bir sektördür. Milyarlarca Euro’luk yayın hakları, sponsorluk anlaşmaları ve oyuncu transferleri üzerinden dönen bu çarkın tek bir amacı vardır: Kâr hırsı. Kârın mutlak tanrı olduğu bu sistemde, haksız kazanç, manipülasyon ve kara para aklama faaliyetleri, bir sapma değil, bizzat sistemin doğal ve kaçınılmaz bir sonucudur.
Peki bu kirli ağın tepesinde kimler oturuyor? Elbette ki patron sınıfı. Ali Koç’tan Sadettin Saran’ına, Dursun Özbek’ten Erden Timur’una kadar, eski ve mevcut tüm kulüp başkanları ve federasyon yöneticileri; bu ülkenin en büyük holdinglerinin, inşaat şirketlerinin ve finans baronlarının temsilcileridir. Onlar, futbolu bir spor olarak değil, sermayelerini katlama ve siyasi nüfuz sağlama aracı olarak kullanırlar. Burada asıl mesele, sadece sahada şike değil, bu devasa sektör üzerinden yasa dışı bahis ve kumar paralarının aklanmasıdır. Metehan Baltacı’nın üç liradan dokuz lira kazanacağı önemsiz bir bahis ya da Mert Hakan Yandaş’ın slot çevirmesi değil; bu patronların şampiyonlukları dahi belirleyecek düzeydeki büyük çaplı finansal operasyonları ve yasadışı fonların futbol üzerinden meşrulaştırılması asıl suçtur. Tabi ki kumarın her türlüsü toplumsal bir yıkım ve suçtur, ancak burada birkaç futbolcunun küçük suçu ile burjuvazinin devasa kurumsal suçları arasındaki farkı görmek gerekir. Tutuklanan futbolcular, Türkiye’deki ciddi kumar bağımlılığı sarmalının ve futbol üzerinden dönen devasa kara para döngüsünün küçük ve feda edilebilir parçalarıdır.
Soruşturmaların kilitlendiği noktada burasıdır: Futboldaki kirliliği temizlemesi beklenen devletin kendisi; bu patronların devleti, burjuvazinin iktidar aygıtı olmasıdır. Neoliberalizm, devletin tüm mekanizmalarını sermayenin hizmetine sunmuşken, holding sahiplerini kökten soruşturmasını beklemek, saflıktır. Sistem, patronlar ve sermaye lehine çalışmaktadır.
Peki hiç mi patronlar yargılanmadı? Evet yargılandı, hapis yattı. 2010’ların başında Aziz Yıldırım, bugün ise Murat Sancak gibi patronlar yargılanıyorsa, bunun tek açıklaması vardır: Adaletin tecellisi değil, iktidar içindeki farklı burjuva kliklerin ve hiziplerin ekonomik ya da siyasi bir çatışma alanına dönüşmesidir. Bir patronun gücü, siyasi rüzgârın değişmesiyle sınırlanabilir ancak sistemin kendisi asla sorgulanmaz. Çark dönmeye devam eder. 2011’de Fethullahçılar güçlü zaman yaşarken şike soruşturmasından yargılanan Aziz Yıldırım, 17/25 Aralık operasyonu sonrası devlet içi çatışma sonrası Fethullahçıların yargıda güç kaybetmesiyle “FETÖ mağduru” olmuştu. Bugün tutuklanan Ethem Sancak’ın kardeşi Murat Sancak’ın da benzer bir iktidar içi hizip çatışması içerisinde gözden çıkarılıp yargılandığı açık bir durumdur.
Futbol, en başta İngiltere’deki fabrika işçilerinin oynadığı bir sporken; zamanla, sermayenin ellerinde sahte bir rekabet ve tüketim ideolojisiyle kitlelerin bilincini uyuşturan modern bir afyona dönüşmüştür. Portekizli diktatör Salazar’ın ülkeyi 3F ile “Fado, Fiesta, Futbol” ile yönettiği itirafı, futbolun siyasi bir oyalama aracı olarak ne kadar kritik olduğunu bizlere kanıtlamaktadır. Metin Kurt da bu gerçeği yıllar önce “Futbol borsada değil, arsada güzel.” diyerek dile getirmişti.
Patronların oyuncağı olan futbolu, yeniden sınıfın oyunu yapmak; paranın saltanatını yıkmaktan geçmektedir. Bu da sosyalist bir devrimci dönüşümden geçer. Ne zamanki işçi sınıfı, sadece futbol sahalarını değil, fabrikaları, iktidarı ve tüm toplumsal hayatı ele alırsa, o zaman futbol da gerçek anlamına kavuşacak; kara para aklama, rüşvet ve bahis denen kavramlar, patronlarıyla beraber tarihin çöplüğünü boylayacaktır.
Kirliliğin kaynağı basit futbolcu isimleri değil, bu sektörü yaratan ve yöneten kâr hırsıdır, yani patronlardır. Hesap sorulacaksa; sporu, kültürü ve sanatı kâr aracı haline getirdikleri için onlar yargılanmalıdır!


