Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 1. sayısında yayımlanmıştır.
Ülkemizin emekçileri bugün ağırlaşan ekonomik ve toplumsal koşullar altında yaşam mücadelesi veriyor. Alın teriyle geçinen milyonlarca insan, uzun mücadeleler sonucunda elde ettiği hakların birer birer ellerinden alınmasına tanıklık ediyor. Ülkeyi patronların kârları için uçuruma sürükleyenler krizin yükünü Şimşek politikalarıyla emekçilere yıkıyor.
Yoksulluk, güvencesizlik, adaletsizlik ve örgütsüzlük artık gündelik hayatın olağan hale gelmiş sorunları. İşçiler, kadınlar, gençler ve çocuklar her gün bu tabloyu daha yakıcı biçimde hissediyor, geleceğe dair umudu giderek tükeniyor.
Bu karanlık tablo tesadüfen ortaya çıkmadı. Patron düzeninin çıkarlarını korumak için uygulanan vahşi politikalar, ülkemizi bu noktaya sürükledi. İki kutuplu dünyanın sona ermesinden sonra emperyalist devletler, sermayenin serbest dolaşımı, kârların güvenceye alınması ve pazarların kontrolü için savaşları, işgalleri, darbeleri ve tarikatları devreye soktu.
Türkiye’de ise iş birlikçi iktidarlar bu politikaların taşıyıcısı oldu. Yirmi üç yıllık AKP iktidarı, bu düzenin en açık ifadesidir. Özelleştirmelerle halkın tüm kaynakları sermayeye devredildi. Eğitim ve sağlık piyasalaştırıldı, barınma hakkı piyasanın insafına bırakıldı. Depremler, pandemiler, yangınlar karşısında devlet değil, halkın kendi dayanışması ayakta kaldı. Toplumu kuşatan gericilik, her alanda örgütlü bir kuşatma olarak kendisini gösterdi.
Sendikal hareket bu süreçte doğrudan hedef alındı. İşçi sınıfının örgütlü mücadelesini etkisizleştirmek için sarı sendikalar yaratıldı, grevler yasaklandı, toplu sözleşme hakkı daraltıldı. Türk-İş, Hak-İş, Memur-Sen gibi konfederasyonlar iktidarla iş birliği içinde hareket etti. DİSK ve KESK ise direniş gerektiren her süreçte etkisiz ve yetersiz kaldı. Böylece işçi sınıfı yalnızlaştırıldı, örgütsüz bırakıldı, toplumsal mücadelede güven kaybına uğratıldı. Bu boşluğu gören sermaye, emeklilik hakkımıza, iş güvencemize, izinlerimize, günlük çalışma saatlerimize saldırmaya cesaret etti.
Kadınlar bu düzenin en ağır yükünü taşıyan kesimdir. Eşit işe eşit ücret alamıyor, esnek çalışma adı altında eve kapatılmak isteniyorlar. Tarikatların ve cemaatlerin kuşatması altında yaşam alanları daraltılırken, devlet gericiliğe kol kanat geriyor. Kadınlar yalnızca işte değil, evde de sömürünün nesnesi haline getiriliyor. Çocuk bakımı, yaşlı bakımı, ev işleri kadınların sırtına yükleniyor. Kadına yönelik şiddet artarken, adalet sistemi faillere cezasızlık sunuyor. Kadınların özgür ve eşit yurttaşlar olarak yaşamasının önündeki en büyük engel, sermaye düzeninin gericilikle kurduğu bu ortaklıktır.
Gençlik ise geleceksizlikle kuşatılmış durumda. Üniversite diploması işsizlikten kurtarmıyor. KYK borçları gençleri borç batağına sürüklüyor. Mezun olan gençler güvencesiz, düşük ücretli işlere mahkûm ediliyor. Yetenekleri, bilgileri ve enerjileri heba ediliyor. Geleceğe dair umut taşıyanlar ise ülkeyi terk etmeyi düşünüyor. Gençliğe vaat edilen tek şey, daha fazla borç, daha fazla güvencesizlik ve daha fazla çaresizliktir.
Barınma krizi emekçilerin hayatını cendere gibi sıkıyor. Kiralar astronomik biçimde yükselirken, ev sahibi olmak işçiler için neredeyse imkânsız hale geldi. Gıda fiyatları her gün artıyor, halk sağlıksız ve pahalı ürünlere mahkûm ediliyor. Sağlık, devasa özel hastane zincirlerine teslim edildi, kamuda randevu almak neredeyse imkânsız hale geldi. Eğitim, tarikatların ve özel kurumların eline bırakıldı, nitelik düştü, eşitsizlik arttı. Depremlerden yangınlara kadar tüm afetlerde devletin halkı korumadığı, yalnızca halkın dayanışmasının hayat kurtardığı görüldü.
Emekliler yaşamlarını sürdürmekte zorlanıyor. Yıllarca çalıştıktan sonra aldıkları ücretler temel ihtiyaçlarını karşılamıyor. Çocuk işçiliği yeniden yaygınlaşmış durumda, staj adı altında gençler sömürülüyor. Mülteciler açlık sınırının altındaki ücretlerle çalışmaya zorlanıyor. Bu tablo, sermayenin en ucuz ve en güvencesiz iş gücü arayışının sonucudur.
Bugün cumhuriyetin bütün kurumları sermaye ve emperyalizm tarafından çürütülmüş, devlet halkın değil patronların ve gerici tarikatların elinde yeniden şekillendirilmiştir. Gericilik eğitimden kültüre her alanda yaygınlaştırılmış, kapitalizmin en kullanışlı aracı haline getirilmiştir.
Toplumun susturulmaya, sindirilmeye, zorla ikna edilmeye çalışıldığı bu koşullarda Birlik ve Dayanışma Hareketi emekçi halkımızı mücadeleye çağırıyor. Çünkü bu karanlığı yaracak olan, işçi sınıfının gücü, emekçi kadınların cesareti ve gençliğin dinamizmidir.
Birlik ve Dayanışma Hareketi, sömürünün kaynağı olan kapitalizme karşı eşitlikçi ve özgürlükçü bir düzen için mücadeleye çağrıyor. İşçi sınıfının birliğini, ortak tarihsel çıkarlarını, örgütlü gücünü yeniden kurmak için adım atıyor. Etnik, dinsel, cinsiyetçi ayrımların işçi sınıfını bölen tuzaklar olduğunu biliyor, bu ayrımlara karşı işçileri bilinçlendirmek için ayağa kalkıyor. Emperyalizme ve onun tekellerine karşı ülkenin bağımsızlığını savunuyor. Özelleştirmelere karşı, kamuculuğun ve toplumsal çıkarların yanında yer alıyor. Çocuk işçiliğine, gençlerin staj adı altında sömürülmesine, kadınların eşitsizliğine karşı mücadele ediyor. Sigortalı, güvenli, örgütlü bir çalışma hayatını savunuyor.
Birlik ve Dayanışma Hareketi, barınmanın, sağlığın, eğitimin temel hak olduğunu kabul ediyor. İnsanca bir yaşam eşitlikçi bir düzen kurmak için mücadeleyi yükseltiyor. Gericiliğin toplum üzerinde kurduğu tahakküme karşı aydınlanma mücadelesinin ön saflarında yer alacak.
Bugün bu ülkede çıkış yolu açıktır. Kurtuluşu patronların partilerinde aramak, düzen içi kısır döngülere kapılmak bizleri yeniden hayal kırıklığına mahkûm eder. Geleceğimiz yalnız seçim sandıklarına sıkıştırılamaz. Geleceğimiz fabrikada, okulda, mahallede, yani hayatın her alanında kurulacak Birlik ve Dayanışma Hareketi’ndedir.
Birlik ve Dayanışma Hareketi sensin!
Bulunduğun yerde, işyerinde, mahallende Birlik ve Dayanışma’yı kur, büyüt, güçlendir!
Çünkü insanca bir yaşamı, eşitlikçi ve özgür bir düzeni ancak biz kurabiliriz!


