Ana SayfaMercekKârı Sermayeye, Yükü Halka: AKP’nin Özelleştirme Karnesi

Kârı Sermayeye, Yükü Halka: AKP’nin Özelleştirme Karnesi

Geçtiğimiz günlerde Bloomberg’in haberine göre Türkiye, İstanbul’daki iki köprü ve çok sayıda otoyolun işletme haklarının devrine hazırlanıyor. Bu yeni bir gelişme gibi görünse de, benzer bir satış süreci 2012’de de yaşanmıştı. O dönem, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve yaklaşık 2 bin kilometrelik otoyolun işletme hakları için 5,7 milyar dolarlık teklif verilmişti. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 7 milyar doların altındaki bir satışın “vatana ihanet” olacağını söylemişti. İhaleyi Koç Holding, Gözde Girişim ve UEM Group kazanmış, ancak ihale sonradan iptal edilmişti.

Aslında bu örnek, AKP döneminin genel çizgisini yansıtıyor. AKP iktidarında onlarca kamu kurumu elden çıkarıldı: Petkim, Tekel, Milli Piyango, TEDAŞ, SEKA Kâğıt Fabrikaları, Türkiye Şeker Fabrikaları gibi stratejik işletmeler özelleştirildi.

Özelleştirme politikalarının tarihi ise çok daha geriye uzanıyor. 12 Eylül Darbesi sonrası uygulamaya konulan 24 Ocak Kararları, Turgut Özal öncülüğünde yürütülen neoliberal dönüşümün temel adımlarındandı. Bu kararlar, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası tarafından hazırlanan yapısal uyum programlarının parçasıydı. Ücretlerin düşürülmesi, sendikal hakların sınırlandırılması, sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi ve kamu işletmelerinin satışı gündeme geldi. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) kurularak özelleştirme resmî politika haline getirildi.

1986–2024 döneminde gerçekleştirilen toplam özelleştirme gelirleri 71,6 milyar dolar civarındaydı. Esas büyük özelleştirme dalgası, 2001 krizi sonrasında AKP iktidarıyla gelecekti. Bu özelleştirme dalgasının 63,5 milyar dolarlık büyük bir bölümü sadece AKP döneminde gerçekleşti. Bu rakam AKP öncesi dönemin neredeyse 8 katıdır. Yani AKP, özelleştirmede tarihsel bir sıçrama yaratmış, kamu varlıklarının sistemli tasfiyesini gerçekleştirmiştir

Orta Vadeli Program (OVP) kapsamında açıklanan hedeflere göre, 2025’te 21 milyar dolar olan özelleştirme gelirlerinin 2026’da 185 milyar dolara çıkarılması planlanıyor. Bu da yaklaşık 9 katlık bir artış anlamına geliyor. Bu hedefler, köprü ve otoyolların devri konusundaki haberlerle birlikte düşünüldüğünde, yeni bir büyük özelleştirme dalgasının işaretlerini veriyor.

Kamu-Özel işbirliği(KÖİ) sürdürülen projeler ile köprülerden otoyollara, havalimanlarından şehir hastanelerine, enerji santrallerinden altyapı hizmetlerine kadar pek çok alanda kamu kaynakları, uzun vadeli gelir garantileri ve yüksek ödeme taahhütleriyle özel şirketlere aktarılıyor. Bu modelde kamu, projelerin risklerini üstlenirken özel sektör ise kârı garanti altına alıyor. Böylece kamu hizmeti üretmek yerine, kamu varlıkları üzerinden özel şirketlere sürekli ve güvenli bir gelir akışı yaratılmış oluyor. Bu projelere verilen garanti ödemeleri, kamu bütçesini her yıl daha fazla zorlamaktadır. Örneğin sadece 2024’te otoyol ve köprü işletmecilerine yapılan garanti ödemeleri 100 milyar TL’yi aşmıştır. Kullanılmayan yollar ve geçilmeyen köprüler için halkın vergileriyle özel sermayeye kaynak aktarılmaktadır. Devlet, sermayeye risk almadan kâr etme imkânı sunarken zararları üstlenmektedir. Yani kârı sermayeye, yükü halka…

Son yıllarda otoyol ve köprü projelerine verilen garanti ödemeleri kamuoyunda yoğun tartışma yaratmıştır. Geçiş sayıları hedefin çok altında kalmakta, döviz bazlı garanti ödemeleri bütçeye büyük yük getirmektedir. 2025 yılı itibarıyla yalnızca birkaç büyük KÖİ projesine ödenen garanti tutarı, bazı bakanlıkların yıllık bütçesini aşmıştır. Kamu kaynakları, kullanım oranı düşük ve toplumsal ihtiyaçları karşılamayan projeler üzerinden sermayeye aktarılmaktadır. Üstelik bu projelerin çoğu, iktidara yakın büyük sermaye gruplarına verilmiştir. Bu da sorunun teknik değil, sınıfsal olduğunu göstermektedir.

Öte yandan ülkede genç işsizlik artıyor, emekliler açlık sınırının altında yaşıyor, kıdem tazminatı gibi haklar budanmaya çalışılıyor, emekçiler asgari ücrete mahkûm ediliyor. Buna karşın sermayeye sürekli yeni kaynaklar ve rant alanları yaratılıyor. Bu düzen değişmeli.

Özelleştirilen bütün kamu kuruluşları acilen kamulaştırılmalıdır. Aksi halde sermayenin çıkarlarına göre şekillenen neoliberal politikalar, yoksulluk ve kriz üretmeye devam edecektir.

Son Eklenenler

Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 8. sayısında yayımlanmıştır.Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!Türkiye saatiyle 04.17’de başlayan...

MESEM Gerçeği ve Çocuk İşçilik

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. 2026 yılına girdiğimiz şu günlerde, Türkiye’de...

Bir Evsiz ve Bir Ölüm

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. “Kağıthane’de gece saatlerinde yaşanan olayda, soğuktan...

Emperyalizme ve NATO’ya Karşı Mücadeleyi Yükseltelim!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. Emperyalizme karşı mücadele, konu Türkiye olunca...