Ana SayfaBirlik ve Dayanışma Gazetesiİşçi Sınıfının Siyasete, Siyasetin İşçi Sınıfına İhtiyacı Var!

İşçi Sınıfının Siyasete, Siyasetin İşçi Sınıfına İhtiyacı Var!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 2. sayısında yayımlanmıştır.

Siyaset denildiğinde herkesin aklına kirli ilişkiler, pazarlıklar, seçim öncesinde verilen sonrasında ise yerine getirilmeyen vaatler geliyor. Yolsuzlukları, liyakatsizlikleri, zenginleşme ve rant bölüşümünü saymıyoruz bile. Bugün her ne kadar siyaset kavramının toplumun geniş kesiminde yarattığı algılar bunlar olsa da gerçeğin kendisi değişmiyor. Tüm bu kirlenme ve yozlaşma siyaset olgusuna değil, burjuva siyasetinin karakterine içkin durumda. Çünkü burjuva siyaseti toplumun çıkarını değil, sermaye sınıfının ve kapitalizmin çıkarını merkezine koyuyor. İktidarlarını, yasalarını, eğitim sisteminden sağlık sistemine, ulaşımdan barınmaya kadar her şeyi düzenin insafına ve sermaye sınıfının kâr hırsına bırakıyorlar, bırakmak zorundalar.

Sermaye sınıfının gözünde siyaset amacına uygun bir şekilde ilerliyor. Mülkiyet hakları korunuyor, toplumsal üretimden elde ettikleri zenginleşme garanti altına alınıyor, yeri geliyor ülkeler yağmalanıyor, yeri geliyor yarattıkları krizi tüm topluma mal ederek “hepimiz aynı gemideyiz” yalanına sığınıyorlar, onların vergileri siliniyor bizlerin faturası ise zamlanıyor.

Bu gerçekliği görmek ve müdahale etmek ise bizlere düşüyor. Kırmızı çizgiyi ise kalın bir şekilde çizmek gerekiyor. Patronların düzeniyle, emperyalizmle, gericilikle derdi olmayanların toplumun çıkarına değil, düzenin çıkarına hizmet ettiğini bilerek yolu açmamız gerekiyor. Düzen partilerinin birbirlerinden farkları olmadığını söylemiyoruz, bu farkların insanca bir yaşam için yeterli olmadığını ifade ediyoruz. Bu nüans farklarının, yoksulluğu, geleceksizliği, işsizliği ortadan kaldıramayacağını vurguluyoruz.

Emek ve memleket

Emeğiyle geçinmeye, yaşamını kurmaya çalışan milyonlarız. Çocuklarımızın geleceğe hazırlamaya çalışıyor, bir yandan da hayatı yaşanabilir kılmak için çabalıyoruz. İş yerlerinde, fabrikalarda, plazalarda, madenlerde, tarlalarda hayatın her alanında biz varız, ülkenin tüm zenginliğinde bizim emeğimiz ve payımız bulunuyor. Peki, karşılığında ne alıyoruz? Tüm kamusal hizmetler piyasanın eline bırakılmış durumda. Kazandığımız haklara birer birer göz dikiliyor, güvencesiz bırakılmaya çalışılıyoruz. Sendikalaşma hakkımız, örgütlenme hakkımız dahi engellenmeye çalışılıyor. Asgari ücret dönemlerinde sendika patronları bizler adına söz söylüyor, başını eğiyor, iktidarın iki dudağı belirliyor yarınımızı.

İşçi sınıfının haklarına, emeğine sahip çıkması başta memlekete sahip çıkmasından geçiyor. Emekçilerin yaşanılabilir bir ülkenin kavgasına girişmesi, yanı başındaki iş arkadaşını bu mücadeleye katması gerekiyor. Peki, emekçileri kim temsil ediyor? Ülkemizi yerli-yabancı sermayeye peşkeş çekenler mi? Mehmet Şimşek’in kemer sıkma programıyla derdi olmayanlar mı? Holdingleşen tarikatlar ve arkalarındaki siyasi partiler mi?

Bu tabloya mahkûm olmadığımızı biliyoruz. Bugün artan yoksullaşma ile holdingleşen tarikatlar arasındaki bağı biliyorsak, emperyalist projelerin ülkemizin bağımsızlığını ortadan kaldırdığının farkındaysak, bu düzenin çarklarının sermaye sınıfının çıkarına döndüğünü yaşamın her noktasında görüyor ve yaşıyorsak, artık bir araya gelmenin ve memlekete sahip çıkmanın vakti geldi de geçiyor demektir. Emperyalizmin, sermaye düzeninin ve gericiliğin ülkemizi bataklığa sürüklemesine karşı yeni bir düzenin mücadelesini her alanda örgütlemek durumundayız. Bu mücadele ise, laiklik, bağımsızlık, eşitlik ve özgürlük kavgasından geçmektedir.

İşçi sınıfı siyasete müdahale etmelidir

Tarihimiz işçi sınıfının önemli ayağa kalkış ve direnişleriyle dolu. Bugün kaybetmemek için mücadele ettiğimiz birçok kazanılmış hak geçmişte yürütülen büyük mücadelelerin sonucunda elde edildi. 15-16 Haziran direnişi, Kavel, MESS eylemleri, DGM karşıtı direnişler, büyük ve kitlesel 1 Mayıslar, maden, metal, cam işçilerinin grev ve eylemleri, özelleştirme karşıtı eylemler, TEKEL direnişi, motokurye işçilerinin eylemleri gibi birçok eylem ve direniş emekçilerin mücadele tarihinde yerini korumaya devam ediyor. Her biri, toplumda büyük bir umudu yarattığı gibi, sermaye düzeni ve onun temsilcilerinin de korkusu haline geldi. Bazıları polis zoruyla bastırıldı, bazıları kazanımla sonuçlandı fakat sermaye düzeninin emekçilerin mücadelesi karşısındaki çaresizliği baki kaldı.

Bugün işçi sınıfı düzen tarafından kuşatılmaya çalışılıyor. Kuşatılmalı ki ses çıkmasın, kuşatılmalı ki sermayenin planı sekteye uğramasın. Bu kuşatılmışlık artık dağıtılmak ve işçi sınıfının eşitlik ve özgürlük kavgası tekrardan siyaset sahnesine döndürülmek durumunda.

Birlik ve Dayanışma Hareketi her sektörden ve iş kolundan işçinin, emeklinin, emekçi kadınların mücadele örgütü olarak adımlarını hızlandırıyor. Bu düzenin yükünü değil, yarının umudunu taşımak için emekçilerin birliğini ve dayanışmasını örgütlemek görevi ise önümüzde duruyor. Düzenin çaresizliğine de düzen partilerinin sahte umutlarına da muhtaç olmadığımızı biliyoruz ve yineliyoruz:

Gücümüz birliğimizden gelir!

Son Eklenenler

Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 8. sayısında yayımlanmıştır.Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!Türkiye saatiyle 04.17’de başlayan...

MESEM Gerçeği ve Çocuk İşçilik

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. 2026 yılına girdiğimiz şu günlerde, Türkiye’de...

Bir Evsiz ve Bir Ölüm

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. “Kağıthane’de gece saatlerinde yaşanan olayda, soğuktan...

Emperyalizme ve NATO’ya Karşı Mücadeleyi Yükseltelim!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. Emperyalizme karşı mücadele, konu Türkiye olunca...