Ana SayfaPerspektifİç Cepheyi Tahkim: Alevi Açılımı 

İç Cepheyi Tahkim: Alevi Açılımı 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli geçen yıl Meclis açılışında DEM Parti grubuyla tokalaşarak, kamuoyunda yeni bir “çözüm sürecinin” işaret fişeğini yakmıştı. Bu yıl ise Meclis’in açılmasıyla birlikte Bahçeli’nin gündeminde farklı bir başlık vardı: Alevi açılımı. 

Bahçeli, Meclisteki konuşmasından birkaç gün önce makamında Yavuz Bingöl’e deyiş çaldırdı. 11 Ekim’de yapımı için hibe ettiği Hacıbektaş’taki “Cemevi Külliyesi”nin açılışını gerçekleştirdi. Son olarak partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada ‘’Cami ne kadar bizimse Cemevi de bizimdir’’ dedi. Ayrıca “Cemevlerinin ibadethane olması önündeki engellerin kaldırılması” çağrısında bulundu.

Geçtiğimiz yıl Kürt açılımının gündeme gelmesinin esas nedeni, tıpkı 2013 yılındaki açılım sürecinde olduğu gibi, dış politikadaki gelişmelerdi. Bahçeli’nin Meclis’teki çıkışından yalnızca iki ay sonra Suriye’de Esad’ın devrilmesi ve direniş ekseninin kollarının kesilmesi, sürecin asıl motivasyonunu ortaya koymuştu.

Emperyalizm, bölgedeki kazanımlarını kalıcı hale getirmek için Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmeye çalışıyor. İsrail bölgede merkeze alınarak yeni düzen kuruluyor. Emperyalizmin soykırımla kurmaya çalıştığı bu düzende bölgesel ortakları ve müttefikleri de kalıcı olarak yer almak istiyor. Yeni çözüm sürecinin tarafları da bu durumu açıkça ifade ediyor. Dolayısıyla, Kürt açılımının dış dinamiklerin kendisini dayatması sonucu gündeme geldiği artık herkesin kabul ettiği bir gerçek.

Peki, Alevi açılımının yeniden gündeme gelmesini hangi dinamikler zorluyor? Bu süreç dış politikadaki gelişmelerin mi yoksa iç siyasetteki ihtiyaçların mı sonucu?

MHP tarihi boyunca başta Maraş olmak üzere Alevilere yönelik tüm katliamların başat aktörü oldu. Bahçeli’nin “Cemevleri ibadethanedir” çıkışı sonrasında MHP’nin bu kanlı sicili yeniden hatırlandı. Ancak mesele yalnızca geçmişte işlenen suçlarla sınırlı değil. Suriye’de Alevilere yönelik katliamları gerçekleştiren cihatçı çetelere, Cumhur İttifakı hamilik yapıyor. İktidarın arka bahçesi haline gelen TRT’de Alevilere karşı katliam çağrısı yapanların sırtı sıvazlanıyor. 

Cumhur ittifakının iki öznesinin geçmişte ve günümüzde Alevilere dönük sistematik düşmanlığı sürerken bugün açılıma ihtiyaç duymalarının sebebi iktidarın zayıflayan toplumsal meşruiyeti midir? Son seçimlerde birçok büyükşehir kaybeden, 23 yılın ardından ilk kez ikinci parti konumuna düşen iktidar, Alevi açılımıyla yaklaşan genel seçimler ve yeni anayasa sürecinde Alevi toplumunun desteğini almak için mi bu adımları atıyor.

Açılımın bu sebeplerle iç dinamiklerin zorlaması sonucu gerçekleştiği tezi tek başına eksik kalır. Asıl belirleyici olan, dış dinamiklerin bu başlıkta kendini dayatması ve bunun sonucu olarak iç politikaya yansımasıdır.

Ortadoğu’da direniş ekseninin zayıflatılmasıyla birlikte emperyalizm, kazanımlarını kalıcı hale getirmek üzere İran’a yönelik yeni bir müdahale hazırlığı içinde. Türkiye’nin Suriye’de üstlendiği rol bu müdahale planının öncülüydü. Suriye’ye yönelik mezhepçi müdahalede, emperyalizmin taşeronluğunu üstlenerek, “Yeni Osmanlıcı” dış politikasının en önemli sınavını burada verdi. Bölgede yürütülen mezhepçi siyasetin en önemli sınavının başladığı Suriye, Türkiye’nin iç dinamiklerini de doğrudan etkiledi.

2013’te Gezi Direnişi’nin patlak vermesinde birçok etken vardı. Ancak en önemli nedenlerden biri, Türkiye’nin bölgesel bir taşeronluğa soyunması ve mezhepçi dış politikayla bunu yapmasıydı. Bu taşeronluğun bedeli, ülke içinde giderek daha fazla hissedilmeye başlanmıştı. Gezi’den yalnızca iki hafta önce Reyhanlı’da cihatçıların patlattığı bombayla 53 yurttaşımız yaşamını yitirmişti.

Bugün “Alevi açılımı” adı altında gündeme getirilen süreç, bu deneyimlerden çıkarılan derslerle İran’a dönük olası müdahalenin iç yansımalarına hazırlık olarak okunmalıdır. Toplumda güçlü bir şekilde ortaya çıkacak direnci kırmanın ön adımları. Bu açılım, iç cepheyi tahkim etme arayışının yeni biçimidir. 

Ancak bu tahkimatın özünde, Alevilerin yıllardır dile getirdiği eşit yurttaşlık taleplerinin tanınması değil, dinci bir asimilasyon politikası yatmaktadır.

İran’a yönelik olası müdahale yalnızca Cumhur İttifakı’nın değil, sermaye sınıfının tüm fraksiyonlarının da gündemindedir. CHP’nin NATO bünyesinde hazırladığı İran karşıtı rapor da ABD’nin CHP’deki sigortası Namık Tan’da böyle okunmalıdır.

İktidarın ve düzen partilerinin “açılım” adı altında yürüttüğü her hamle, eşit yurttaşlığı değil; emperyalizmin çıkarlarını, sermayenin güvenliğini ve sömürü düzenine karşı direnci bastırmayı hedefliyor.

Son Eklenenler

Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 8. sayısında yayımlanmıştır.Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!Türkiye saatiyle 04.17’de başlayan...

MESEM Gerçeği ve Çocuk İşçilik

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. 2026 yılına girdiğimiz şu günlerde, Türkiye’de...

Bir Evsiz ve Bir Ölüm

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. “Kağıthane’de gece saatlerinde yaşanan olayda, soğuktan...

Emperyalizme ve NATO’ya Karşı Mücadeleyi Yükseltelim!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. Emperyalizme karşı mücadele, konu Türkiye olunca...