Eşitliğin ve Özgürlüğün Ülkesini Kuracağız
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’nde Birlik ve Dayanışma Hareketi İstanbul Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda eylem ve basın açıklaması gerçekleştirdi.
AKP’nin kadın düşmanı politikalarına, sömürüye ve geleceksizliğe karşı kadınların mücadeleye çağırıldığı eylemde okunan basın açıklaması şu şekilde:
“Kadına yönelik şiddetin her geçen gün artışına, kadınların yok sayılmasına, ülkemizin karanlığa sürüklenmesine geçit vermiyoruz!
Ülkemizde yürütülen kadın politikaları her geçen gün bizi daha zor koşullara itiyor. Çalışma hayatından, toplumsal koşullarımıza; kadın özgürlüğünden anayasal haklarımıza kadar birçok başlıkta kadınlar yaşamlarının devamı için mücadele ediyor. Kadına yönelik şiddeti, tacizi ve sömürüyü neredeyse kolaylaştıran yasalar, düzenlemeler ve siyasi adımlar kadınları susturmak, sindirmek ve korkutmak için kullanılıyor.
Kadın istihdamı ve kadınların ekonomik bağımsızlığı iktidar eliyle saldırı altındadır. Ülkemizde emekçi kadınlar iki kat sömürüye maruz kalmaktadır. Esnek ve güvencesiz çalışma, kadın emeğine saldırının en temel göstergesidir. Yarı zamanlı ve güvencesiz çalışma şekilleri; zaten emeği yok sayılan kadınları yalnızca ev içi yaşama, ev içi görünmez emeğe mahkûm bırakıyor. TÜİK verilerine göre kadınlarda ev işleriyle meşguliyetin iş gücüne dâhil olmama nedenleri arasındaki payı %42,9 olarak açıklanmıştır. Bu veriler kadınların ‘anne-eş’ kategorisinde değerlendirilmesine; dolayısıyla da kadının rolünün ev yaşamı içinde sınırlandırılmasına neden oluyor.
Rolü ev içi işlerle sınırlandırılan, birey değil anne olmakla tanımlanan kadınlar iktidarın kadın düşmanı politika ve söylemleriyle kuşatılıyor. Ülkemizde kadınlar iktidardan milletvekillerine; bakanlardan müezzinlere kadar herkesten ikincilleştiren nutuklar dinliyor! “Börek yapmayı bilmeyen kadının ailesi dağılmaya mahkûmdur” diyen Bakan Ayşen Gürcan’dan; pandemi döneminde artan kadına şiddet olaylarına “Tolere edilebilir” diyen Bakan Derya Yanık’a kadar, iktidarın temsilcisi pek çok isim, kadınları aşağılamaktan geri adım atmıyor. Kadınların özgürlüğüne ket vurmak için cemaat ve tarikatlarla kol kola girerek başlattıkları siyasi projeleriyle kadınlar gericiliğin pençesine bırakılıyor. Kaç çocuk yapacağımızdan nasıl giyineceğimize; nerede-saat kaçta bulunabileceğimize; nasıl kahkaha atacağımıza kadar karar verip bizlere had bildirenler; ülkemizdeki en büyük soygunları, ahlaksızlıkları, haksızlıkları ve hukuksuzlukları yapanların bizzat kendileridir! Gerici kadın düşmanı iktidarın temsilcilerine soruyoruz: Siz bu cesareti nereden alıyorsunuz? Kadınlar her gün tacizle, şiddetle yüz yüze gelirken neredesiniz? Ülkemizde kadınlar, çocuklar istismar ve şiddetin hedefiyken sizin göreviniz kadınlara ders vermek mi?
Sömürünün en ağır koşullarını yaşadığımız ülkemizde her gün daha fazla yoksullaşmanın, ekonomik krizin, artan fatura ve kiraların, her geçen gün düşen alım gücünün faturasını ödemek zorunda bırakılıyoruz. Krizin faturası emekçilere kesilirken, yeni anayasa, Orta Vadeli Program diye tanıttıkları adımlar; yine kadın emeğine saldırıyor. ‘Güvenceli esneklik’ biçimi istihdam politikalarında yerini aldığı andan itibaren özellikle de kadınları işaret etmesi bizler için şaşırtıcı değil. Kadınların ev içi yükleri göz önüne alındığında, esnek çalışma için en uygun emekçi grubu olduğu düşünülüyor. Böylece hem ‘aile kurumu’ korunmaya; yani ev işleri yapılmaya devam edilecek hem de bu sorumluluklar kamusal hizmetler olarak üstlenilmeden istihdam sağlanacak. Kadınlar adına konuşan kimi isimler bu çalışma biçimini bizzat kadınların talep ettiğini bile ifade ediyor. Bu yeni model, kadınlara asgari ücret hatta kimi zaman asgari ücretin de altında kazanacakları bir çerçeve sunuyor. Esnek ve parçalı işlerde çalışan kadınların işverenler tarafından işten çıkarılmasını da kolaylaştırıyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayanan bu düzenlemeye karşı mücadeleyi yükselteceğiz!
İçinde yaşadığımız kapitalist sistem kadının cinsiyet rolünü ve sınırlarını belirlerken onu sömürmeyi ve aşağılamayı başarıyor. Özellikle medyada kadının ihlal edilen hakları ve özgürlükleri apaçık işlenirken aslında kadına yönelik suç teşvik ediliyor. Dizileriyle, filmleriyle, reklamlarıyla kadına dönük şiddet, taciz, sömürü, ayrımcılık, aşağılama ve gericilik neredeyse ‘normal’ olarak gösteriliyor. Bu gösterilen apaçık şiddet bazen ‘geleneksel aile yapısı’ kisvesine bürünüp muhafazakârlık adı altında onaylanıyor. Gericilik bir dünya görüşü değildir; gericilik kadının hayatını kuşatan ve toplumsallaştıkça kadının yaşamını tehdit eden başlı başına bir mücadele başlığıdır.
2021 yılında AKP iktidarının bir gece vakti İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı almasının nedeni de ‘geleneksel aile yapısı’nı korumaktı. Bu kararla hız kazanan kadın düşmanlığı 6284’ü uygulamamakla devam etti. Taciz failleri, tecavüzcüler komik rakamlarla hapis cezaları alırken faillere iyi hal, pişmanlık ve tahrik indirimleri neredeyse onları takdir etmek adına uygulanıyor. Suçun gerçekleşmemesi için caydırıcı önlemler alınmadığı gibi, işlenen suç üzerine yargı süreci de böyle akıl almaz şekilde işletiliyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi iktidarın kendi dili, şiddeti önlemek şöyle dursun, adeta teşvik ediyor. 2025 yılının ilk 6 ayında öldürülen 136 kadının ölüm sebebi işte burada aranmalıdır.
Özellikle son bir yıldır dile getirilen 2025-2026 Aile Yılı projesi, eğitimden sosyal yaşama kadar kadınların ve çocukların en temel haklarına saldırıyor; laikliğin tasfiyesinde yeni adımların kapıda olduğunu bizlere haber veriyor. Laikliğin tasfiye edilmesi kadınların gericilikle kuşatılması demektir. Laikliğin tasfiyesi, meydanın tarikatlara ve dinci gerici çetelere bırakılması demektir.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Dayanışma Günü’nde bir kere daha ilan ediyoruz:
Şiddeti, sömürüyü meşrulaştıran bu düzene ve AKP’ye karşı kadınlar susmayacak!
Eşitlik, laiklik ve özgürlük için mücadeleyi yükseltiyoruz!
Ülkemizin bu karanlığa sürüklenmesine geçit vermiyoruz!”





