Ana SayfaPerspektifDemokrasi Yalan, Yağma Gerçek: Haydut ABD ve Venezuela Planı

Demokrasi Yalan, Yağma Gerçek: Haydut ABD ve Venezuela Planı

Amerika Birleşik Devletleri, tüm dünyanın gözü önünde uluslararası hukuku ayaklar altına alarak, egemen bir devlete, Venezuela’ya askeri müdahale başlattı. ABD, Venezuela limanlarını, askeri üslerini, petrol kuyularını ve Chavez’in naaşının bulunduğu mozoleyi hedef aldı. Nicolas Maduro ve eşinin kaldığı konut basılıp elleri ve kolları bağlanarak New York’a kaçırıldı. Haydut ABD’nin bu müdahalesini geçtiğimiz haftalarda ilan edilen yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin (UGS) sahadaki ilk adımı olarak görülmelidir.

Bu strateji belgesin okuduğumuzda, karşımıza çıkan şey bir ülkenin güvenlik planından ziyade dünya halklarına meydan okumadır. Strateji belgesi, Latin Amerika halklarını 1823 yılında ABD Başkanı James Monroe tarafından ilan edilen o meşhur doktrinin güncellenmiş halidir. O dönemde “Amerika Amerikalılarındır” diyerek kıtayı Avrupalı güçlere kapatan ve burayı kendi ‘arka bahçesi’ sayan zihniyet, bugün çok daha saldırgan bir biçimde bu doktrini güncellemiştir. Emperyalist temsilciler, Latin Amerika’yı hala kendi “arka bahçeleri” olarak görme kibrinden vazgeçmemiştir.  Bu kibir yalnızca Latin Amerika’ya özgü de değildir. Emperyalizm dünyanın her bölgesinde kendi egemenliğini pekiştirmek için kanlı savaşlara neden oluyor. Bölgemizde İsrail’in Filistin’de gerçekleştirdiği soykırım bunun en güncel ve somut kanıtı.

ABD’nin Venezuela’ya müdahale gerekçesi olarak sunduğu argümanlar yakın siyasi tarihimizde emperyalizmin işgal ettiği coğrafyalarda süreki ürettiği bayat argümanlardan farklı değil. Müdahaleyi “demokrasi” ve “uyuşturucuyla mücadele” gibi kavramlarla açıklanmaya çalışılmakta. Oysa Amerika’nın sicili, bu kavramları dile getirildiği anda çürütecek kadar kirlidir. Eğer Beyaz Saray’ın derdi gerçekten sandık güvenliği, halk iradesi veya demokrasi olsaydı, bugün Ortadoğu’daki en sadık müttefikleri, iktidarın babadan oğula geçtiği, kadının adının bile anılmadığı, muhalefetin kılıçtan geçirildiği Körfez monarşileri olmazdı. Başına ödül koyduğu Ahmet Şara’yı iktidara taşıyıp, Beyaz Saray’da ağırlamazdı. Emperyalist kapitalist sistemin çarklarına çomak sokmayan, petrolünü dolar sistemi üzerinden pazarlayan ve emperyalizme biat eden hiçbir diktatörlük, ABD için bir “demokrasi sorunu” teşkil etmez. Aksine, bu ülkeler her zaman müttefiktir. Demokrasi, ABD için bir amaç değil, kendisine bağlı olmayan ülkelere müdahale etmek için kullandığı bir araç.

Uyuşturucuyla mücadele tezi ise, demokrasi argümanından bile daha zayıf ve inandırıcılıktan uzak bir yalandır. Hafızalarımızı tazelemek gerekirse, ABD’nin “terörle mücadele” adı altında işgal ettiği ve yirmi yıl boyunca postallarıyla ezdiği Afganistan, bu işgal süresince dünyanın en büyük afyon üretim merkezi haline gelmiştir. Amerikan ordusunun gözetimi altında, CIA’in lojistik desteğiyle rekor kıran uyuşturucu ticareti, bu kirli savaşın finansmanında kullanılan en büyük kaynaktı. Mesele uyuşturucunun kendisi değil, o trafiği kimin kontrol ettiğidir. ABD ile kol kola giren, uyuşturucu kartelleriyle içli dışlı olan iktidarlara “devlet adamı” muamelesi yapılırken; ulusal kaynaklarını emperyalizme peşkeş çekmeyenleri “narko-terörist” ilan edilmesi riyakarlıktır.

Venezuela’ya müdahale bugün boyut değiştirse de asıl başlangıcı Hugo Chavez’in 1999’da iktidara gelerek petrol şirketlerini kamulaştırmasında, anti-emperyalist bir dış politika rotası çizmesinde ve Küba ambargosunu tanımayarak ABD’nin “arka bahçe” duvarlarını yıkmasıyla başladı. Chavez’in başlattığı Bolivarcı Devrim, 2002 yılında CIA’in desteğiyle askeri darbe tertiplenip Chavez kaçırılarak boğmak istenmişti. Ancak Venezuela halkının direnişiyle 48 saat içinde Chavez serbest bırakılmak zorunda kalmıştı. 2002’de başlayan emperyalist müdahaleler, ambargolar bugün başkentin bombalanması ve devlet başkanının kaçırılmasıyla devam ediyor.

Demokrasi ve uyuşturucuyla mücadele bahaneyse, ABD Venezuela’ya yıllardır neden müdahale ediyor?

Venezuela dünyanın en büyük petrol rezervlerine, doğalgaz, değerli madenlere ve yer altı zenginliklere sahip bir ülke. Emperyalizm bu kadar büyük bir kaynağa çökerek bu kaynakları yağmalamak istiyor. Trump yaptığı basın açıklamada petrol rezervlerini Amerikan petrol şirketlerinin peşkeş çekeceğini duyurdu. Müdahalenin en temel nedenlerinden birini haydut devletin temsilcisi açıkladı.

Saldırganlığının bir diğer ve belki de en kritik gerekçesi Amerika’nın ‘arka bahçesi’ olarak nitelendirdiği bölgede Çin ile yapılan ekonomik anlaşmalardı. Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinde Amerika Kıtasında Çin’i artık diplomatik bir dille ekonomik bir ‘rakip’ olarak değil, Amerikan kıtasındaki egemenlik alanını ihlal eden tehdit olarak nitelendirildi. Venezuela, Çin’in ‘Kuşak ve Yol’ girişimiyle Latin Amerika’ya açılan en stratejik kapısıydı. Çin’in Venezuela ile kurduğu, petrol karşılığı kredi ve altyapı yatırımlarına dayalı derin ekonomik ilişki, ABD tarafından Monroe Doktrini’nin fiilen delinmesi olarak ilan edildi.

Venezuela’nın hedef alınmasının bir temel sebebi de Küba ile dayanışmasıdır. Chavez döneminden bu yana ABD’nin Küba’ya uyguladığı insanlık dışı ambargoyu tanımıyor ve emperyalizmin tecridini deliniyordu. Ayrıca bölgedeki bağımsızlıkçı, Amerikan karşıtı hareketlerle ittifaklar geliştiriliyordu. ABD için bu bölgede tehdit oluşturuyordu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun “Doğrusunu söylemek gerekirse ben bugün Kübalı bir devlet adamı olsam biraz endişelenirdim.’’ açıklaması itiraf niteliğinde.

Venezuela’da saldırı rastlantı veya tesadüf değil. Filistin’de soykırım yürüten İsrail’e sınırsız siyasi ve askeri destek sağlayan, Suriye’de kafa kesen cihatçıları iktidara taşıyan, NATO’yu genişletmek uğruna Doğu Avrupa’yı ateşe atıp Ukrayna’yı bir vekalet savaşına kurban eden akıl ile Venezuela’ya saldıran akıl aynıdır. Bu, Haydut Devletin dünya halklarını dizginleme zorbalıkla yönetme çabasıdır. Trump veya Biden fark etmeksizin, emperyalizm hegemonyasını askeri zorbalıkla ayakta tutmaya çalışmaktadır.

Emperyalist-kapitalist sistemin aktörleri yaşanan siyasi, ekonomik ve ideolojik krizleri yönetme kabiliyetini yitirdikçe savaşa, zorbalığa ve karanlığa başvurarak ayakta kalmaya çalışıyor. Venezuela’da müdahaleyle yalnızca Latin Amerika halkına değil tüm dünyadaki emekçi halklara gözdağı verilmekte. İnsanlık tarihte zorbalıkla teslim alınmadığı gibi bugün de teslim alınamayacaktır. Haydut devletlerin barbarlık dayatmasına karşı, anti emperyalist mücadele yükseltilerek bu karanlıktan çıkış gerçekleşecektir.

Son Eklenenler

Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 8. sayısında yayımlanmıştır.Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!Türkiye saatiyle 04.17’de başlayan...

MESEM Gerçeği ve Çocuk İşçilik

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. 2026 yılına girdiğimiz şu günlerde, Türkiye’de...

Bir Evsiz ve Bir Ölüm

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. “Kağıthane’de gece saatlerinde yaşanan olayda, soğuktan...

Emperyalizme ve NATO’ya Karşı Mücadeleyi Yükseltelim!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. Emperyalizme karşı mücadele, konu Türkiye olunca...