Ana SayfaBirlik ve Dayanışma GazetesiDemokrasi ve Adalet İçin: Örgütlü Toplum, Emekçilerin İktidarı

Demokrasi ve Adalet İçin: Örgütlü Toplum, Emekçilerin İktidarı

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 5. sayısında yayımlanmıştır.

Kapitalizmin geleceksizliği, anti-demokratik uygulamaları, yarattığı eşitsizlik ve sınırladığı özgürlük yalnızca Türkiye değil, tüm dünya açısından tartışılan bir konu halini almış durumda. Pandemi ile birlikte daha da derinleşen kapitalist sistemin kriz dinamikleri bugün dünyayı büyük bir seçeneksizliğe sürüklüyor.

Yoksulluk, işsizlik, geleceksizlikle anılan kapitalist-emperyalist sistem ise çözümü emek üzerindeki tahakkümün artırılmasında, enerji ve enerji nakil hatları üzerindeki rekabette, insanlığın ve işçi sınıfının büyük mücadeleler sonucu elde ettiği hakları bir bir törpülemekte, hızlı karar alabilen, hızlı uygulayabilen, baskıcı ve otoriter rejimlerle yol yürümekte arıyor.

Türkiye kapitalizminin başkanlık rejimine yönelimi de bu gerekçelerle değil miydi?

Emekçilerde oluşan tepkileri, gençliğin gelecek arayışını, kadınların özgürlük mücadelesi bastırılmak zorundaydı. Sistemin yarattığı bu sorunların sisteme karşı bütünlüklü bir mücadeleye dönüşmesinin önüne geçilmeliydi. OHAL’le, KHK’lerle, eylem ve grevlerin yasaklanmasıyla ilerleyen bu süreç, anayasanın rafa kalktığı, seçme ve seçilme hakkının tanınmadığı bir düzleme varmış durumda.

Anayasa Mahkemesi kararı alt mahkeme tarafından tanınmıyor fakat “yeni anayasa” tartışılıyor.

Düzen muhalefetinin Cumhurbaşkanı adayı tutuklanıyor, ana muhalefet partisi hedef tahtasına oturtuluyor, muhalif basın kuruluşlarına kayyum atanıyor fakat “demokrasi ve barış” yolunun nasıl açılacağı tartışılıyor.

Sermaye düzeninin bekçiliğini yapan AKP iktidarı yine sermaye düzeninin çıkarları doğrultusunda anayasayı, seçme seçilme hakkını, düşünce özgürlüğünü rafa kaldırıyor, oluşan boşluğa ise yine emperyalistlerin, sermayenin ve gericiliğin programını yerleştiriyor.

Peki, tüm bu tabloda emekçiler ne yapacak?

Bu soru hepimizin kafasını kurcalayan sorulardan belki de en önemlisi.

Yanıtı, bu gidişatın kaynağını doğru tespit ederek oluşturmamız gerekiyor. Tüm bu tablo yalnızca AKP iktidarının karakterinden dolayı mı? Yoksa AKP’nin de temsilcisi olduğu sermaye düzeninin ve kapitalist-emperyalist sistemin kendisi mi bu tablonun asıl sorumlusu?

Bu soruya birinci yanıtı veriyorsak eğer, Türkiye’de haksızlığa, hukuksuzluğa, gericiliğe, sömürüye karşı çıkıyor fakat tüm bunların asıl kaynağını kaçırıyoruz demektir. Başkanlık rejiminin sermaye düzeni ile ilişkisini, bugün yargının bir iktidar sopası haline gelmesinin sermaye düzeninin sıkışmasını aşma noktasında da işlev görmesini, geleceksizliğin, yoksulluğun, işsizliğin sermaye düzeninin karakterine içkin olduğunu atlıyoruz demektir.

Bu soruya birinci yanıtı veriyorsak eşitliğe, özgürlüğe, bağımsızlığa, adil bir düzene ihtiyaç duyuyoruz, bu değerlerle yoğrulmuş bir ülkede yaşamak istiyoruz fakat bu değerleri törpüleyen ve gelişmesine imkân sunmayan sermaye düzenini atlıyoruz demektir.

Atlanabilir, “Önce şu karanlığı dağıtalım, sonra bakarız” denilebilir. Zaten deniliyor da.

Bu yaklaşımın artık geçerliliğini yitirdiğini, AKP’den kurtulmanın sermaye düzenine karşı mücadeleden geçtiğini, eşitlikçi ve özgürlükçü bir ülkenin sermaye, emperyalizm ve gericilik etkisi altında kurulamayacağını kabul etmemiz gerekiyor. Bunun bir tercih olmadığını, memleketin kurtuluşu, insana yaraşır bir yaşam, gelecek, iş, aş için zorunluluk olduğunu görmemiz gerekiyor.

Çünkü bu düzenin iyileştirilebilir bir yanı kalmamıştır. Krizler ve sıkışmalarla ilerleyen sermaye düzeni ayakta kalmak için emek üzerindeki baskıyı artırmayı, kuralsızlık iktidarını meşrulaştırmayı, kendi çıkarını toplumun ve memleketin çıkarı olarak göstermeyi gündemine almış durumda.

Yani demokrasiyi, özgürlüğü, adaleti, hukukun üstünlüğünü tartışacaksak önce tüm bunlar üzerindeki sermaye egemenliğinin kaldırıldığı ve tüm bu değerlerin sermayenin değil, toplumun çıkarları için uygulandığı, yeniden örgütlendiği bir zemini konuşmak zorundayız.

Bu zemin, emekçilerin iktidarıdır.

Bu zemin eşitsizlik, sömürü, işbirlikçilik, gericilik üzerine inşa edilmiş bu düzenin sonlandırılması ve eşitliğe, bağımsızlığa, laikliğe, kamuculuğa ve örgütlü bir topluma dayanan sosyalizmin kurulmasıdır.

Tüm toplumu baskı yoluyla sindirmeye çalışan, sokakları halka kapatan, grevleri, eylemleri yasaklayan, emekçilerin sendikal örgütlenmesinden bile korkan bu iktidardan “demokratlık” naraları dinlemek istemiyorsak, en temel anayasal hakkımız olan gösteri ve yürüyüş hakkını gasp eden, meclisi tasdik kurumuna indirgeyen, laikliği ayaklar altına alan bu iktidarın “tüm toplumu kucaklayan bir anayasa” yalanına maruz kalmak istemiyorsak sosyalizmin sesini yükseltmek durumundayız.

Son Eklenenler

Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 8. sayısında yayımlanmıştır.Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!Türkiye saatiyle 04.17’de başlayan...

MESEM Gerçeği ve Çocuk İşçilik

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. 2026 yılına girdiğimiz şu günlerde, Türkiye’de...

Bir Evsiz ve Bir Ölüm

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. “Kağıthane’de gece saatlerinde yaşanan olayda, soğuktan...

Emperyalizme ve NATO’ya Karşı Mücadeleyi Yükseltelim!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. Emperyalizme karşı mücadele, konu Türkiye olunca...