Ana SayfaBirlik ve Dayanışma GazetesiÇözüm “Trump Barışı”nda Değil,Emekçilerin İktidar Mücadelesindedir

Çözüm “Trump Barışı”nda Değil,Emekçilerin İktidar Mücadelesindedir

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 6. sayısında yayımlanmıştır.

Ortadoğu’da emperyalist dizayn projesinin ilerlediği bir evreden geçiyoruz. Sistemin çok kutuplu yapısından kaynaklanan gerilim, sıkışma ve çatışma olgularının yoğunlaştığı bölgelerden biri olarak değerlendirilebilecek Ortadoğu; Arap Baharı, Suriye’ye yönelik emperyalist saldırganlık süreci, İsrail’in bölgedeki hakimiyetinin siyasi, askeri, ekonomik, ideolojik olarak güçlendirilmesi, Gazze katliamı, HTŞ’nin Şam’da yönetimi ele geçirmesiyle birlikte Suriye’nin çözülüşü gibi olgularla yeni bir emperyalist dizayn evresine geçmiş durumda.

Emperyalist yayılmacılık ve saldırganlığın yoğunlaştığı tek alan ya da cephe şüphesiz Ortadoğu değil. NATO konsepti olarak değerlendirilebilecek ve Rusya, Çin, İran’ın zayıflatılmasını, etkisiz kılınmasını hedefleyen yaklaşım , bir dizi bölgede farklı biçim ve içerikte gerilim, sıkışma, çatışma ve savaş olgularını da besliyor ve derinleştiriyor.

Uzun yıllardır gelişen bu durumun ise artık somutlanma evresinde olduğumuz ifade edilebilir. “Trump barışı ya da doktrini” olarak ifade edilen bu yaklaşım Filistin’de, Ukrayna-Rusya ekseninde, Azerbaycan-Ermenistan geriliminde ve bugün Suriye’nin yeniden inşasıyla birlikte Türkiye’de yürütülmeye çalışılan “çözüm süreci”nde somutlanmaya çalışılıyor.

Savaş döneminin yerini “anlaşmalar ve barış” sürecine bıraktığını ifade etmiyoruz. Özünde, çok kutupluluğun sıkışma ve gerilim başlıklarından kaynaklı gelişen savaş ve çatışma dönemi artık yerini mevcut durumun yasallaştırılmasına, hukuksal zeminde tanımlanmasına bırakıyor. Bu durumun yeni gerilim başlıklarını beraberinde getireceği şimdiden görünüyor.

Suriye’de oluşan yeni tablo ve yine bu zemin üzerinden gelişen “çözüm süreci” de bu içerikten bağımsız gelişmiyor. Bugün “çözüm süreci”ne dair genel algı AKP iktidarının iç siyasette yaşadığı sıkışmayı aşma arayışı olarak kodlansa da içinden geçtiğimiz sürecin bunun ötesinde bir anlam taşıdığı açığa çıkmış durumda. Suriye ve Türkiye zemininde ilerleyen süreç tıpkı diğer örneklerde olduğu gibi bir “Trump barışı” olarak değerlendirilmek durumunda.

Emperyalizmin yönelimlerinden biri İran’ı kuşatmak ve Ortadoğu’da İsrail’in etkisini artırmaktı. Ortadoğu geldiği nokta itibariyle bu projeye yakınlaşmış durumda. Bugün Suriye’deki dinamikler değerlendirildiğinde emperyalizm karşıtı, bağımsızlıkçı bir yaklaşımın gelişemeyeceği açığa çıkmış durumda.

Bu tablonun emperyalist-kapitalist sistemin çok kutuplu yapısına nasıl etkide bulunacağı bir tartışma konusu olmakla birlikte bugün Ortadoğu’da yaşayan emekçiler için gündeme alınması ve mücadele edilmesi gereken bir olgu olarak değerlendirilmek durumunda.
Emperyalizmin, İsrail’in, AKP ve HTŞ’nin Türkiye’yi de içine alan biçimde Ortadoğu’da ideolojik, siyasi, ekonomik ve askeri açıdan etkisini artırmasının Türk, Kürt, ve Arap halkları başta olmak üzere Ortadoğu halklarının çıkarına olmadığı vurgulanmak durumunda. Bu durumun “sosyalizmin son kalesi Rojava’yı korumak” üzerinden değerlendirilmesi, Türkiye’de demokratik ortamın geliştirilmesi, Kürt sorununun çözülmesi, barış ve kardeşlik ortamının yaratılması noktalarıyla ele alınması büyük bir yanılgı halini almış vaziyette.

Sermaye düzeni, emperyalizm ve gericilik üçlüsü bir bütün olarak karşıya alınmadığı sürece eşitlik, özgürlük, bağımsızlık ve kardeşliğin gelişeceği zeminin yaratılamayacağı başa yazılarak yol alınmalıdır. Bugün Türkiye’de düzen muhalefetinin sahte umutlarına kapılmamak da, AKP-MHP’nin “yeni-Osmanlıcı” yönelimlerine meşruiyet katmamak da bu bütünlüklü yaklaşımdan geçmektedir.

Türkiye’de emekçilerin eşitliğe, özgürlüğe, insanca yaşama, ve kardeşliğe duyduğu özlem küçümsenmemelidir. Halklar arasında düşmanlığı körükleyen emperyalizm ve NATO’dur. İşçi sınıfına açlık sınırının altında ücreti reva gören sermaye düzeni ve onun temsilcisi AKP iktidarıdır. Toplumun her yanını saran ve teslim almaya çalışan, kadınları toplumsal hayattan soyutlamayı hedefleyen, gençliğin aklını esir almaya çabalayan gericiliktir. Tüm bunların ortak noktası ise sömürü düzeninin ilerlemesi, sistemin işlemesidir.

Bir diğer yanılgı ise “demokratik ortamın ve katılımın geliştirilmesi” ile birlikte Türkiye’deki sorunların çözüleceğine dair değerlendirmelerdir. Bugün yaşadığımız yoksullaşmanın ve artan sömürünün, eğitimin, sağlığın, ulaşımın piyasanın insafına bırakılmasının, geleceksizliğin, hukuksuzluk ve adaletsizliklerin basit bir yönetim sorunu olmadığı, sermaye düzeninin çıktıları olduğu ve bu düzen içerisinde çözülemeyeceği gerçeği emekçilerin yürüteceği mücadele açısından da önem taşımaktadır.

Emekçiler tam da bu açıdan düzenin her unsuruna karşı bağışıklık kazanmalı, bugün tüm sorunların üzerinde olan bir sermaye iktidarı sorunu olduğu gerçeğine odaklanmalıdır. Irkçılığın, mezhepçiliğin, emekçileri bölmeye ve etkisiz kılmaya çalışan düşüncelerin de panzehiri burada bulunmaktadır.

Son Eklenenler

Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 8. sayısında yayımlanmıştır.Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!Türkiye saatiyle 04.17’de başlayan...

MESEM Gerçeği ve Çocuk İşçilik

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. 2026 yılına girdiğimiz şu günlerde, Türkiye’de...

Bir Evsiz ve Bir Ölüm

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. “Kağıthane’de gece saatlerinde yaşanan olayda, soğuktan...

Emperyalizme ve NATO’ya Karşı Mücadeleyi Yükseltelim!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. Emperyalizme karşı mücadele, konu Türkiye olunca...