Ana SayfaPerspektifCHP-MHP Demokrasi İttifakı ve Sosyalist Hareket

CHP-MHP Demokrasi İttifakı ve Sosyalist Hareket

İktidar devletin tüm olanaklarını kullanarak CHP’ye dönük siyasi operasyonlara devam ediyor. Bu operasyonlar ve davalar Demokles’in kılıcı gibi CHP’nin üzerinde dolaşıyor. Son mutlak butlan davasının ertelenmesinin önemli sebeplerinden birisi iktidarın bunu zamana yayarak CHP’nin kendi içerisinde iktidar kavgası verdiğini topluma kanıksatmak. Zamana yaymasının bir önemli nedeni de kaybettiği belediyeleri baskı, şantaj veya rant vaadiyle ele geçirmek. Ankara Büyükşehir Belediyesine yapılan son operasyon bunun önemli göstergesi.

CHP yönetimi mitinglerle, kurultaylarla parti içerisinde birlik görüntüsü vererek iktidarın CHP içerisinde iç karışıklık algısını bozmaya çalışıyor. CHP’nin eski Genel Başkanları ve önemli isimleri de iktidarın yaratmaya çalıştığı algıyı boşa çıkarmak için siyasi etkinliklerde yer alıyor. Bu isimlerden Hikmet Çetin ziyaretleriyle ve açıklamalarıyla son dönemde öne çıkıyor.

CHP İstanbul İl Yönetimine kayyım atandığı tarihte CHP eski Genel Başkanı Hikmet Çetin, Bahçeli’yi makamında ziyaret etti. İl yönetimine kayyım kararının alındığı mutlak butlan davasının bir hafta sonra görüleceği bir tarihte Bahçeli ve Hikmet Çetin’in el ele fotoğraf vererek kamuoyuna görüşmeyi duyurması dikkat çekti. Bu ziyaretin CHP yönetiminden bağımsız yapılmadığı tahmin ediliyordu.

Hikmet Çetin, T24’e verdiği röportajda ziyaretin içeriğine dair açıklamada bulundu. Açıklamada Bahçeli’ye, yıllar önce Türkeş’le yaşadığı bir anıyı aktardığını söyledi. Türkeş’in kendisine; “Eğer 12 Eylül’den önce CHP ile MHP koalisyon yapsaydı, sokaklarda anarşi biterdi ve 12 Eylül olmayabilirdi.” Sonra bana “Siz ne düşünüyordunuz?” diye sordu. Ben dedim ki: “Ben de o sırada kesinlikle böyle düşünüyordum.’’ Bu anıyı dile getirmesinin nedeni olarak ise bugün CHP ile MHP arasında kurulabilecek olası bir koalisyona gönderme yapmak istediğini ifade etti.

Röportajın yarattığı tepkiler üzerine Çetin, koalisyon imasında bulunmadığını söyleyerek kendini yalanladı. Röportajın Çetin’in şahsi görüşleri olduğu, mevcut CHP yönetiminin görüşü olmadığı yorumları yapıldı. Fakat bir süredir CHP yönetimi Cumhur ittifakının kendi içerisindeki tartışmalara, çatlaklara yerleşerek MHP ile yol yürüme arayışında olduğunu kamuoyunda paylaşıyor.

Özgür Özel’in açıklamaları da bu yakınlaşmayı somut biçimde ortaya koyuyor. Özel, 30 Ağustos’ta yaptığı konuşmada ‘’Devlet Bey’in hukukun üstünlüğü, demokratikleşme ile ilgili beklentisi ve derdi ittifak ortağından birlikte yürüyemeyecek noktaya gelirse, biz demokrasi yolunda herkesle yürürüz ona da bir itirazım yok. Demokratik ve terörsüz Türkiye için biz herkesle yürürüz.”  ifadelerini kullandı. Dün  Evrensel  gazetesine verdiği röportajda ise  ‘’Söylediğimiz bir siyasi ittifak değil, bir demokrasi ittifakı. MHP’yle bir siyasi ittifak kurmanın falan peşinde değiliz. Zaten aynı siyasetin partileri değiliz.’’  dedi ve ittifak arayışını tekrarladı. Açıklamada demokrasi ittifakının siyasi bir ittifak olmadığını belirtmesi gelişecek tepkilerin önüne geçme çabası olarak okunabilir. Demokrasi ittifakının siyasetin dışında kurulması hayatın olağan akışına terstir. Demokrasinin siyasi mücadelenin, siyasi alanın dışında kurulamayacağı açık.

CHP yönetiminin Cumhur ittifakı içerisinde oluşacak çatlaklara yerleşerek kurmaya çalıştığı strateji iktidara ve düzene meşruiyet taşıyor. Bugün ülkede yaşanan ekonomik ve siyasi yıkımın, ülkede gerçekleşen siyasi operasyonların ve saldırıların sorumlusu iktidarın ortağı ile demokrasi ittifakının öznesi olarak tartışmak ülkenin gittiği karanlığa destek olmaktır. CHP yönetimi, kendisine yönelen saldırılarla Türkiye’deki düzenin yarattığı ekonomik ve toplumsal yıkım arasında herhangi bir bağ kurmuyor.

CHP düzenin ufkunu aşamıyor, yapısı ve misyonu gereği aşması da mümkün değil. Yerel seçimlerde birinci parti çıktıktan hemen sonra Cumhur İttifakı ile normalleşme süreci başlattı. Erdoğan’ın ‘’yumuşama’’ olarak adlandırdığı bu dönem, iktidarın en zayıf olduğu ilk kez ikinci parti seçildiği bir dönemdi. Halk, iktidarın ekonomik ve politik kararlarının sonuçlarına tepki olarak yıllar sonra CHP’yi birinci parti haline getirdi. CHP normalleşme süreci ve erken seçim çağrısı yapmayacağını ilan ederek iktidara kredi verdi. Bu kredinin temel nedeni sermaye sınıfının istekleriyle şekillenen Şimşek programının sorunsuz bir şekilde hayata geçmesini sağlamaktı. Böylece normalleşme süreci, iktidarın güç tazeleyerek saldırılarının önünü açtı.

CHP’nin yapısı gereği düzenin ufkunu aşamadığı tespiti, gerçekleşen siyasi operasyonlara sessiz kalınması sonucuna bağlanmamalıdır. İktidarın yargı ve kolluk kuvvetleriyle siyasi operasyonlar gerçekleştirmesine, seçme ve seçilme hakkının gaspına karşı mücadele verilmelidir. Sosyalist hareket, son dönemde yaşanan siyasi operasyonlar olmak üzere 23 yıldır iktidarın tüm saldırılarının karşısında durdu, durmaya ve mücadele etmeye devam ediyor.

Sosyalist hareket AKP’nin saldırılarının karşısında durmalı fakat düzen muhalefetinin siyasi ajandasının parçası olmamalı. Düzen muhalefetinin belirlenimi altında kalarak yürütülen siyaset devrimci siyaseti silikleştiriyor. İki yıl önce ‘’köprüden önce son çıkış’’ denilerek bugünkü siyasi operasyonlara meşruiyet sağlayan Kılıçdaroğlu, sosyalist hareketin önemli bir bölümü tarafından ‘Bir oy Kemal’e, bir oy bize’ çalışmasıyla desteklendi. Altılı masayı ve Kılıçdaroğlu’nu eleştiren sosyalist hareket AKP’nin ekmeğine yağ sürmekle eleştirildi.

Kılıçdaroğlu adaylığı dönemindeki politik tercihlerin yazıda tekrar gündeme getirilmesinin nedeni geçmişin üzerinde tepinmek değil. Sosyalist hareketin tekrardan düzen muhalefetinin belirlenimi altına girmeden bağımsız bir devrimci odağın şekillendirmesini sağlamaya çalışmak.

İktidar bir yandan muhalefeti zor aygıtlarıyla dizayn ederken, diğer yandan Mehmet Şimşek’in programı ve OVP uygulamalarıyla emekçilere ağır saldırılar gerçekleştiriyor. Tarikatlar ve cemaatler siyasal ve kamusal hayatı belirliyor, Türkiye emperyalizmin bölgemizde yarattığı yıkımın bir parçası haline geliyor. CHP ise bu süreçte AKP-MHP ittifakı içindeki çatlaklara sızmaya, hatta MHP ile yeni ittifak arayışlarına yöneliyor. Sosyalistler bu ittifakın doğrudan veya dolaylı parçası olamaz.

Haziran Direnişi’nden bu yana düzen içi çatışmalara ve gerilimlere bel bağlayan politikalar sosyalist hareketi zayıflatmış durumda. Buradan çıkış, ancak cesur ve devrimci bir çıkışla mümkün. Sınıfa, kadınlara, gençlere bu siyaseti taşımak, sınıfın bütünüyle siyasal bir harekete dönüşmesini sağlamak, yüzünü yeniden sınıfa çevirmek gerekiyor.

Yeni bir toplumsal düzen arayışı, ne Amerikan barışı masalarında ne de “demokrasi” adıyla AKP rejiminin tadilatını üstlenen sermaye fraksiyonlarının çıkarları uğruna heba edilebilir.

Yeni bir düzen fikrinin heyecanını, ufkunu ve gücünü Türkiye sosyalist hareketinin toplumsal birikimine taşımak, önümüzdeki en zorlu ama en yakıcı görevdir.

Ve bu görevle birlikte mücadele programını yayınlayarak kuruluşunu ilan eden Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin yolunu açmak da ilk işimizdir.

Memlekete ve sınıfımıza güveniyoruz. Buradan yenilenerek çıkacağız!

Son Eklenenler

Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 8. sayısında yayımlanmıştır.Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!Türkiye saatiyle 04.17’de başlayan...

MESEM Gerçeği ve Çocuk İşçilik

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. 2026 yılına girdiğimiz şu günlerde, Türkiye’de...

Bir Evsiz ve Bir Ölüm

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. “Kağıthane’de gece saatlerinde yaşanan olayda, soğuktan...

Emperyalizme ve NATO’ya Karşı Mücadeleyi Yükseltelim!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. Emperyalizme karşı mücadele, konu Türkiye olunca...