<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Perspektif Archives &#183; Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</title>
	<atom:link href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/category/perspektif/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/category/perspektif/</link>
	<description>Gücümüz Birliğimizden Gelir</description>
	<lastBuildDate>Sun, 04 Jan 2026 11:58:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.5</generator>

<image>
	<url>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2025/10/cropped-BDS-Logo-For-Print-CMYK-32x32.png</url>
	<title>Perspektif Archives &#183; Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</title>
	<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/category/perspektif/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">248468133</site>	<item>
		<title>Demokrasi Yalan, Yağma Gerçek:  Haydut ABD ve Venezuela Planı</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/demokrasi-yalan-yagma-gercek-haydut-abd-ve-venezuela-plani/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/demokrasi-yalan-yagma-gercek-haydut-abd-ve-venezuela-plani/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Öztutan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Jan 2026 10:57:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Perspektif]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=4975</guid>

					<description><![CDATA[<p>Amerika Birleşik Devletleri, tüm dünyanın gözü önünde uluslararası hukuku ayaklar altına alarak, egemen bir devlete, Venezuela’ya askeri müdahale başlattı. ABD, Venezuela limanlarını, askeri üslerini, petrol kuyularını ve Chavez’in naaşının bulunduğu mozoleyi hedef aldı. Nicolas Maduro ve eşinin kaldığı konut basılıp elleri ve kolları bağlanarak New York’a kaçırıldı. Haydut ABD’nin bu müdahalesini geçtiğimiz haftalarda ilan edilen [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/demokrasi-yalan-yagma-gercek-haydut-abd-ve-venezuela-plani/">Demokrasi Yalan, Yağma Gerçek:  Haydut ABD ve Venezuela Planı</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Amerika Birleşik Devletleri, tüm dünyanın gözü önünde uluslararası hukuku ayaklar altına alarak, egemen bir devlete, Venezuela’ya askeri müdahale başlattı. ABD, Venezuela limanlarını, askeri üslerini, petrol kuyularını ve Chavez’in naaşının bulunduğu mozoleyi hedef aldı. Nicolas Maduro ve eşinin kaldığı konut basılıp elleri ve kolları bağlanarak New York’a kaçırıldı. Haydut ABD’nin bu müdahalesini geçtiğimiz haftalarda ilan edilen yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin (UGS) sahadaki ilk adımı olarak görülmelidir.</p>



<p>Bu strateji belgesin okuduğumuzda, karşımıza çıkan şey bir ülkenin güvenlik planından ziyade dünya halklarına meydan okumadır. Strateji belgesi, Latin Amerika halklarını 1823 yılında ABD Başkanı James Monroe tarafından ilan edilen o meşhur doktrinin güncellenmiş halidir. O dönemde &#8220;Amerika Amerikalılarındır&#8221; diyerek kıtayı Avrupalı güçlere kapatan ve burayı kendi ‘arka bahçesi’ sayan zihniyet, bugün çok daha saldırgan bir biçimde bu doktrini güncellemiştir. Emperyalist temsilciler, Latin Amerika’yı hala kendi &#8220;arka bahçeleri&#8221; olarak görme kibrinden vazgeçmemiştir.  Bu kibir yalnızca Latin Amerika’ya özgü de değildir. Emperyalizm dünyanın her bölgesinde kendi egemenliğini pekiştirmek için kanlı savaşlara neden oluyor. Bölgemizde İsrail’in Filistin’de gerçekleştirdiği soykırım bunun en güncel ve somut kanıtı.</p>



<p>ABD’nin Venezuela’ya müdahale gerekçesi olarak sunduğu argümanlar yakın siyasi tarihimizde emperyalizmin işgal ettiği coğrafyalarda süreki ürettiği bayat argümanlardan farklı değil. Müdahaleyi &#8220;demokrasi&#8221; ve &#8220;uyuşturucuyla mücadele&#8221; gibi kavramlarla açıklanmaya çalışılmakta. Oysa Amerika’nın sicili, bu kavramları dile getirildiği anda çürütecek kadar kirlidir. Eğer Beyaz Saray’ın derdi gerçekten sandık güvenliği, halk iradesi veya demokrasi olsaydı, bugün Ortadoğu’daki en sadık müttefikleri, iktidarın babadan oğula geçtiği, kadının adının bile anılmadığı, muhalefetin kılıçtan geçirildiği Körfez monarşileri olmazdı. Başına ödül koyduğu Ahmet Şara’yı iktidara taşıyıp, Beyaz Saray’da ağırlamazdı. Emperyalist kapitalist sistemin çarklarına çomak sokmayan, petrolünü dolar sistemi üzerinden pazarlayan ve emperyalizme biat eden hiçbir diktatörlük, ABD için bir &#8220;demokrasi sorunu&#8221; teşkil etmez. Aksine, bu ülkeler her zaman müttefiktir. Demokrasi, ABD için bir amaç değil, kendisine bağlı olmayan ülkelere müdahale etmek için kullandığı bir araç.</p>



<p>Uyuşturucuyla mücadele tezi ise, demokrasi argümanından bile daha zayıf ve inandırıcılıktan uzak bir yalandır. Hafızalarımızı tazelemek gerekirse, ABD’nin &#8220;terörle mücadele&#8221; adı altında işgal ettiği ve yirmi yıl boyunca postallarıyla ezdiği Afganistan, bu işgal süresince dünyanın en büyük afyon üretim merkezi haline gelmiştir. Amerikan ordusunun gözetimi altında, CIA’in lojistik desteğiyle rekor kıran uyuşturucu ticareti, bu kirli savaşın finansmanında kullanılan en büyük kaynaktı. Mesele uyuşturucunun kendisi değil, o trafiği kimin kontrol ettiğidir. ABD ile kol kola giren, uyuşturucu kartelleriyle içli dışlı olan iktidarlara &#8220;devlet adamı&#8221; muamelesi yapılırken; ulusal kaynaklarını emperyalizme peşkeş çekmeyenleri &#8220;narko-terörist&#8221; ilan edilmesi riyakarlıktır.</p>



<p>Venezuela’ya müdahale bugün boyut değiştirse de asıl başlangıcı Hugo Chavez’in 1999’da iktidara gelerek petrol şirketlerini kamulaştırmasında, anti-emperyalist bir dış politika rotası çizmesinde ve Küba ambargosunu tanımayarak ABD’nin &#8220;arka bahçe&#8221; duvarlarını yıkmasıyla başladı. Chavez’in başlattığı Bolivarcı Devrim, 2002 yılında CIA’in desteğiyle askeri darbe tertiplenip Chavez kaçırılarak boğmak istenmişti. Ancak Venezuela halkının direnişiyle 48 saat içinde Chavez serbest bırakılmak zorunda kalmıştı. 2002’de başlayan emperyalist müdahaleler, ambargolar bugün başkentin bombalanması ve devlet başkanının kaçırılmasıyla devam ediyor.</p>



<p>Demokrasi ve uyuşturucuyla mücadele bahaneyse, ABD Venezuela’ya yıllardır neden müdahale ediyor?</p>



<p>Venezuela dünyanın en büyük petrol rezervlerine, doğalgaz, değerli madenlere ve yer altı zenginliklere sahip bir ülke. Emperyalizm bu kadar büyük bir kaynağa çökerek bu kaynakları yağmalamak istiyor. Trump yaptığı basın açıklamada petrol rezervlerini Amerikan petrol şirketlerinin peşkeş çekeceğini duyurdu. Müdahalenin en temel nedenlerinden birini haydut devletin temsilcisi açıkladı.</p>



<p>Saldırganlığının bir diğer ve belki de en kritik gerekçesi Amerika&#8217;nın ‘arka bahçesi’ olarak nitelendirdiği bölgede Çin ile yapılan ekonomik anlaşmalardı. Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinde Amerika Kıtasında Çin’i artık diplomatik bir dille ekonomik bir &#8216;rakip&#8217; olarak değil, Amerikan kıtasındaki egemenlik alanını ihlal eden tehdit olarak nitelendirildi. Venezuela, Çin’in &#8216;Kuşak ve Yol&#8217; girişimiyle Latin Amerika’ya açılan en stratejik kapısıydı. Çin’in Venezuela ile kurduğu, petrol karşılığı kredi ve altyapı yatırımlarına dayalı derin ekonomik ilişki, ABD tarafından Monroe Doktrini’nin fiilen delinmesi olarak ilan edildi.</p>



<p>Venezuela’nın hedef alınmasının bir temel sebebi de Küba ile dayanışmasıdır. Chavez döneminden bu yana ABD’nin Küba’ya uyguladığı insanlık dışı ambargoyu tanımıyor ve emperyalizmin tecridini deliniyordu. Ayrıca bölgedeki bağımsızlıkçı, Amerikan karşıtı hareketlerle ittifaklar geliştiriliyordu. ABD için bu bölgede tehdit oluşturuyordu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun &#8220;Doğrusunu söylemek gerekirse ben bugün Kübalı bir devlet adamı olsam biraz endişelenirdim.’’&nbsp;açıklaması itiraf niteliğinde.</p>



<p>Venezuela’da saldırı rastlantı veya tesadüf değil. Filistin’de soykırım yürüten İsrail’e sınırsız siyasi ve askeri destek sağlayan, Suriye’de kafa kesen cihatçıları iktidara taşıyan, NATO’yu genişletmek uğruna Doğu Avrupa’yı ateşe atıp Ukrayna’yı bir vekalet savaşına kurban eden akıl ile Venezuela’ya saldıran akıl aynıdır. Bu, Haydut Devletin dünya halklarını dizginleme zorbalıkla yönetme çabasıdır. Trump veya Biden fark etmeksizin, emperyalizm hegemonyasını askeri zorbalıkla ayakta tutmaya çalışmaktadır.</p>



<p>Emperyalist-kapitalist sistemin aktörleri yaşanan siyasi, ekonomik ve ideolojik krizleri yönetme kabiliyetini yitirdikçe savaşa, zorbalığa ve karanlığa başvurarak ayakta kalmaya çalışıyor. Venezuela’da müdahaleyle yalnızca Latin Amerika halkına değil tüm dünyadaki emekçi halklara gözdağı verilmekte. İnsanlık tarihte zorbalıkla teslim alınmadığı gibi bugün de teslim alınamayacaktır. Haydut devletlerin barbarlık dayatmasına karşı, anti emperyalist mücadele yükseltilerek bu karanlıktan çıkış gerçekleşecektir.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/demokrasi-yalan-yagma-gercek-haydut-abd-ve-venezuela-plani/">Demokrasi Yalan, Yağma Gerçek:  Haydut ABD ve Venezuela Planı</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/demokrasi-yalan-yagma-gercek-haydut-abd-ve-venezuela-plani/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4975</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İç Cepheyi Tahkim: Alevi Açılımı </title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/ic-cepheyi-tahkim-alevi-acilimi/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/ic-cepheyi-tahkim-alevi-acilimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Öztutan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Oct 2025 07:06:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Perspektif]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=4376</guid>

					<description><![CDATA[<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli geçen yıl Meclis açılışında DEM Parti grubuyla tokalaşarak, kamuoyunda yeni bir “çözüm sürecinin” işaret fişeğini yakmıştı. Bu yıl ise Meclis’in açılmasıyla birlikte Bahçeli’nin gündeminde farklı bir başlık vardı: Alevi açılımı.  Bahçeli, Meclisteki konuşmasından birkaç gün önce makamında Yavuz Bingöl’e deyiş çaldırdı. 11 Ekim’de yapımı için hibe ettiği Hacıbektaş’taki “Cemevi Külliyesi”nin [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/ic-cepheyi-tahkim-alevi-acilimi/">İç Cepheyi Tahkim: Alevi Açılımı </a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli geçen yıl Meclis açılışında DEM Parti grubuyla tokalaşarak, kamuoyunda yeni bir “çözüm sürecinin” işaret fişeğini yakmıştı. Bu yıl ise Meclis’in açılmasıyla birlikte Bahçeli’nin gündeminde farklı bir başlık vardı: Alevi açılımı. </p>



<p>Bahçeli, Meclisteki konuşmasından birkaç gün önce makamında Yavuz Bingöl’e deyiş çaldırdı. 11 Ekim’de yapımı için hibe ettiği Hacıbektaş’taki “Cemevi Külliyesi”nin açılışını gerçekleştirdi. Son olarak partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada ‘’Cami ne kadar bizimse Cemevi de bizimdir’’ dedi. Ayrıca “Cemevlerinin ibadethane olması önündeki engellerin kaldırılması” çağrısında bulundu.</p>



<p>Geçtiğimiz yıl Kürt açılımının gündeme gelmesinin esas nedeni, tıpkı 2013 yılındaki açılım sürecinde olduğu gibi, dış politikadaki gelişmelerdi. Bahçeli&#8217;nin Meclis’teki çıkışından yalnızca iki ay sonra Suriye’de Esad’ın devrilmesi ve direniş ekseninin kollarının kesilmesi, sürecin asıl motivasyonunu ortaya koymuştu.</p>



<p>Emperyalizm, bölgedeki kazanımlarını kalıcı hale getirmek için Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmeye çalışıyor. İsrail bölgede merkeze alınarak yeni düzen kuruluyor. Emperyalizmin soykırımla kurmaya çalıştığı bu düzende bölgesel ortakları ve müttefikleri de kalıcı olarak yer almak istiyor. Yeni çözüm sürecinin tarafları da bu durumu açıkça ifade ediyor. Dolayısıyla, Kürt açılımının dış dinamiklerin kendisini dayatması sonucu gündeme geldiği artık herkesin kabul ettiği bir gerçek.</p>



<p>Peki, Alevi açılımının yeniden gündeme gelmesini hangi dinamikler zorluyor? Bu süreç dış politikadaki gelişmelerin mi yoksa iç siyasetteki ihtiyaçların mı sonucu?</p>



<p>MHP tarihi boyunca başta Maraş olmak üzere Alevilere yönelik tüm katliamların başat aktörü oldu. Bahçeli’nin “Cemevleri ibadethanedir” çıkışı sonrasında MHP’nin bu kanlı sicili yeniden hatırlandı. Ancak mesele yalnızca geçmişte işlenen suçlarla sınırlı değil. Suriye’de Alevilere yönelik katliamları gerçekleştiren cihatçı çetelere, Cumhur İttifakı hamilik yapıyor. İktidarın arka bahçesi haline gelen TRT’de Alevilere karşı katliam çağrısı yapanların sırtı sıvazlanıyor.&nbsp;</p>



<p>Cumhur ittifakının iki öznesinin geçmişte ve günümüzde Alevilere dönük sistematik düşmanlığı sürerken bugün açılıma ihtiyaç duymalarının sebebi iktidarın zayıflayan toplumsal meşruiyeti midir? Son seçimlerde birçok büyükşehir kaybeden, 23 yılın ardından ilk kez ikinci parti konumuna düşen iktidar, Alevi açılımıyla yaklaşan genel seçimler ve yeni anayasa sürecinde Alevi toplumunun desteğini almak için mi bu adımları atıyor.</p>



<p>Açılımın bu sebeplerle iç dinamiklerin zorlaması sonucu gerçekleştiği tezi tek başına eksik kalır. Asıl belirleyici olan, dış dinamiklerin bu başlıkta kendini dayatması ve bunun sonucu olarak iç politikaya yansımasıdır.</p>



<p>Ortadoğu’da direniş ekseninin zayıflatılmasıyla birlikte emperyalizm, kazanımlarını kalıcı hale getirmek üzere İran’a yönelik yeni bir müdahale hazırlığı içinde. Türkiye’nin Suriye’de üstlendiği rol bu müdahale planının öncülüydü. Suriye’ye yönelik mezhepçi müdahalede, emperyalizmin taşeronluğunu üstlenerek, “Yeni Osmanlıcı” dış politikasının en önemli sınavını burada verdi. Bölgede yürütülen mezhepçi siyasetin en önemli sınavının başladığı Suriye, Türkiye’nin iç dinamiklerini de doğrudan etkiledi.</p>



<p>2013’te Gezi Direnişi’nin patlak vermesinde birçok etken vardı. Ancak en önemli nedenlerden biri, Türkiye’nin bölgesel bir taşeronluğa soyunması ve mezhepçi dış politikayla bunu yapmasıydı. Bu taşeronluğun bedeli, ülke içinde giderek daha fazla hissedilmeye başlanmıştı. Gezi’den yalnızca iki hafta önce Reyhanlı’da cihatçıların patlattığı bombayla 53 yurttaşımız yaşamını yitirmişti.</p>



<p>Bugün “Alevi açılımı” adı altında gündeme getirilen süreç, bu deneyimlerden çıkarılan derslerle İran’a dönük olası müdahalenin iç yansımalarına hazırlık olarak okunmalıdır. Toplumda güçlü bir şekilde ortaya çıkacak direnci kırmanın ön adımları. Bu açılım, iç cepheyi tahkim etme arayışının yeni biçimidir.&nbsp;</p>



<p>Ancak bu tahkimatın özünde, Alevilerin yıllardır dile getirdiği eşit yurttaşlık taleplerinin tanınması değil, dinci bir asimilasyon politikası yatmaktadır.</p>



<p>İran’a yönelik olası müdahale yalnızca Cumhur İttifakı’nın değil, sermaye sınıfının tüm fraksiyonlarının da gündemindedir. CHP’nin NATO bünyesinde hazırladığı İran karşıtı rapor da ABD&#8217;nin CHP’deki sigortası Namık Tan’da böyle okunmalıdır.</p>



<p>İktidarın ve düzen partilerinin “açılım” adı altında yürüttüğü her hamle, eşit yurttaşlığı değil; emperyalizmin çıkarlarını, sermayenin güvenliğini ve sömürü düzenine karşı direnci bastırmayı hedefliyor.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/ic-cepheyi-tahkim-alevi-acilimi/">İç Cepheyi Tahkim: Alevi Açılımı </a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/ic-cepheyi-tahkim-alevi-acilimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4376</post-id>	</item>
		<item>
		<title>AKP&#8217;nin Meşruiyet Krizi</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/akpnin-mesruiyet-krizi/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/akpnin-mesruiyet-krizi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mert Yıldırım]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2025 13:05:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Perspektif]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=4282</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siyasal rejimlerin meşruiyeti olgusu yüzyıllar boyunca filozofların, siyaset bilimcilerin ve düşünürlerin merakla incelediği konulardan biri olmuştur. Yöneten ve yönetilen arasındaki ilişkide, yöneten nasıl yöneten olarak kalabildiği ve yönetilenin ise nasıl yönetenin yönetmesini kabul ettiği ana tartışma başlıklarından biridir. Tarih boyunca toplumları ve rejimleri incelediğimizde rıza-zor ilişkisi, hukuki meşruiyet, liderin karizması, toplumun geleneksel dayanakları gibi birçok [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/akpnin-mesruiyet-krizi/">AKP&#8217;nin Meşruiyet Krizi</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Siyasal rejimlerin meşruiyeti olgusu yüzyıllar boyunca filozofların, siyaset bilimcilerin ve düşünürlerin merakla incelediği konulardan biri olmuştur. Yöneten ve yönetilen arasındaki ilişkide, yöneten nasıl yöneten olarak kalabildiği ve yönetilenin ise nasıl yönetenin yönetmesini kabul ettiği ana tartışma başlıklarından biridir. Tarih boyunca toplumları ve rejimleri incelediğimizde rıza-zor ilişkisi, hukuki meşruiyet, liderin karizması, toplumun geleneksel dayanakları gibi birçok başlık karşımıza çıkar.</p>



<p>Meşruiyet kavramının kendisinin, normatif açıdan incelenmesine baktığımızdaysa eğer Antik Yunan’a gidersek erdemi, bilgeliği, ortak iyiliği ve filozof kralları görürüz. Bu, Antik Yunan’da Platon, Aristo gibi düşünürler tarafından öne sürülen meşruiyetin esas olarak neye dayandığını işaret eder. Daha ilerleyen dönemlerde düzenin ve güvenliğin sağlanmasına rastlarız. Kimisi ise meşruiyeti haklar temelinde kurar veya genel irade kavramıyla ilişkilendirebilir.</p>



<p>Bunların hepsini kendi başlarına doğru kabul etsek veya ideal olan ‘evet, bu’ desek bile en nihayetinde geçmişten günümüze kadar süren yöneten ve yönetilen arasındaki ilişkiyi, meşruiyetin kaynağını açıklamaktan yoksun kalmaktadır. Çünkü yöneten ve yönetilen arasında meşruiyeti sürekli ve devamlı bir şekilde sağlayacak bir kaynak yoktur. Meşruiyet burada yalnızca yöneten ve yönetilenler arasında sınıfsal çelişkileri gizlemek için var olan bir perdedir. Bu bakımdan meşruiyet dediğimiz şey ise doğal olarak gelen bir şey değil, aslında üretilen ve devletin, egemen sınıfın çıkarlarını, toplumun genel çıkarları olarak göstermesine dayanmaktadır. Ve medya, din, eğitim gibi bütün enstrümanlar aslında birer fabrika gibi bu ideolojik kabulü yani meşruiyeti üretir.</p>



<p>Yöneten kimi zaman hukuka, seçimlere dayanabilir ve milli irade söylemi üzerinden rıza üretebilir. Kimi zaman din, ahlak, kimlik üzerinden siyaset yapıp ümmetçilik yapabilir. Kimi zaman ise icraatlarından bahsedip, eskiyi karşısına alarak refah ve istikrar üzerinden rıza üretilebilir. Fakat bunların hepsi egemen sınıfların, var olan sınıfsal çelişkileri gizlemek için kullandığı birer paravandırlar. Egemen sınıflar yalnızca üretim araçlarına değil aynı zamanda meşruiyet araçlarına da sahiptirler ve kontrol ederler. Yani şunu demek yerinde olacaktır: Meşruiyet halkın kendi rızasından değil fakat egemen sınıfların iktidarını korumasından doğar.</p>



<div style="height:30px" aria-hidden="true" class="wp-block-spacer"></div>



<p><strong>AKP’nin Hamleleri</strong></p>



<p>Egemen sınıfın 23 yıllık temsilcisi Tayyip Erdoğan ve AKP ise bu süre boyunca egemen sınıf lehine rıza üretmek ve meşruiyet kazanmak için birçok iş yaptı. Eğitim sistemini komple değiştirdi. Dini-muhafazakâr bir kuşak yetiştirme politikası eğitim sisteminin ana omurgasını oluşturdu. 4+4+4 eğitim politikası, okullarda başörtü serbestliği, memleketin her yerine imam hatip okulları açılması ve zorla öğrencilerin bu okullara yönlendirilmesi, devlet yurtlarını işlevsizleştirerek öğrencileri cemaat ve tarikat yurtlarına mecbur bırakmak. Dindar ve kindar bir neslin yeni yaratılan rejimin önemli unsurlarından biri olacak olması ve meşruiyet alanını buradan hatırı sayılır ölçüde genişletecek olması AKP için kritik başlıklardan biriydi. Yine burayla bağlı olarak Diyanet’in bütçesi astronomik boyutlarda arttırıldı. Tarikatlar, cemaatler ve Diyanet aracılığıyla din, kamusal hayatın tam merkezine oturtuldu. Toplum ümmet teması altında buluşturulmaya çalışılırken, rejimin ve iktidarın meşruiyetinin kendisi tanrısal ve ilahi bir temele oturtuldu. Toplumun sisteme olan öfkesi ise bir şekilde AKP tarafından sürekli bastırıldı. Bu bazen ‘Elitler bize karşı’ söylemiyle öfke, Eski Türkiye’ye yöneltilerek yapıldı. Bazen yerli ve milli duruş diyerek öfkeyi kendisine karşı olan herkese yöneltilerek yapıldı, bazen ise zor kullanılarak yapıldı.</p>



<p>Fakat en nihayetinde 23 yıllık AKP ve Tayyip Erdoğan iktidarında meşruiyet duvarlarının aşındığını görebiliyoruz. Belirli noktalarda AKP iktidarı yara alıp yıpranmış olsa da bir şekilde iktidarını korumaya devam edebildi. Haziran Direnişi, 15 Temmuz darbe girişimi, ekonomik krizler, 2024 yerel seçimleri gibi. 23 yılın sonuna geldiğimizde şunu görüyoruz ki AKP hâlâ meşruluk arayışında. 23 yıllık AKP iktidarı hâlâ toplumun çoğunluğu tarafından meşru görülmüyor ve bu yeni rejime rıza gösterilmiyor. Ve medya, din, kültür, spor veya aklınıza ne gelirse, hiçbir araç AKP’yi şu an meşru bir hale getiremiyor. Getiremediği içinki tutuklamalar yapılıyor, sansürler uygulanıyor, rejim sopasını gösteriyor. Ve daha ötesi rıza üretmek için çare olarak ABD aranıyor.</p>



<div style="height:30px" aria-hidden="true" class="wp-block-spacer"></div>



<p><strong>Meşruiyet Kaynağı ABD</strong></p>



<p>Bundan bir süre önce ABD&#8217;nin Ankara büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Tayyip Erdoğan’ın meşruiyete ihtiyacı olduğunu açıkça itiraf etti. Bu meşruiyeti vereceklerini ve Türkiye’de çok büyük değişimler olacağını iddia etti. Hemen ardından Tayyip Erdoğan, Trump ile görüşmeyi başardı ve anlaşmanın sonuçları ortaya çıktı: Heybeliada Okulu, F-35 uçakları, Gazze, Halk Bankası davası ve en ilgi çekeni Rus doğalgazı yerine ABD doğalgazının alınması. Zaten anlaşılan o ki anlaşma sağlanmış, sağlanmış ki meclis açılışındaki tabloyu gördük. Babacan, Davutoğlu, Erbakan, DEM Parti, MHP, İYİ Parti, BBP&#8230; Hepsi Erdoğan’ın elini sıkmak, sohbet etmek için küçük bir çocuk gibi yarışma halindeydi.</p>



<p>Düzen muhalefeti, ABD tarafından meşruiyeti şu anlık garanti altına alınmış Tayyip Erdoğan’ın gözüne girmek için sıraya girmişti. Meşruiyet krizi, ABD ile görüşmeler, düzen muhalefetinin Tayyip Erdoğan’ın yanında bitmesi aslında AKP için bir süredir ajandasında bulunan yeni anayasa tartışmaları için bir güzergâh sunuyor.</p>



<p>Sermaye ve AKP’ye mevcut anayasa dar ve uyumsuz gelmekte. Türkiye’de bir rejim değişikliği yaşandı fakat kapsamlı bir anayasa değişikliği henüz yaşanmadı. Bu uyumsuzluk yani rejimin yönetilmesi ve nasıl yönetileceğine dair kaideler arasındaki uyumsuzluk, AKP’nin memleketi kaidesiz bir şekilde yönetmesine yol açtı. Mevcut anayasa aslında ilga edilmiş durumda. Bu rejim için çok ciddi bir tehdit haline dönüşmüş durumda, çünkü var olan krizleri derinleştiren ve yeni çelişkiler yaratan, sürekli daha çok bir düğüm haline dönüşen bir yumak yaratıyor. Ayrıca yıllar süren AKP iktidarındaki ‘kazanımların’ bir şekilde teminat altına almak gerekiyor.</p>



<p>Yeni anayasa devlet ve sermaye için de çok büyük bir öneme oturuyor. Bölgesine daha çok yayılmaya ve müdahale etmeye çalışan bir Türkiye için yeni bir anayasa şart gibi duruyor. Düzen muhalefetinin büyük bölümünü yeni anayasa tartışmaları ile yanına almak isteyecek olan AKP ve Tayyip Erdoğan meşruiyet tartışmasına kendi tarafından en net cevabı bu şekilde verecek gibi duruyor. Cephe tekrar mobilize edilmeye, taban da tekrar konsolide edilmeye çalışılacak. AKP artık halka seslenerek rıza üretmek yerine, emperyalist aktörler, sermaye ve düzen içi güçler yardımıyla rıza üretiyor.</p>



<div style="height:30px" aria-hidden="true" class="wp-block-spacer"></div>



<p><strong>Sonuç</strong></p>



<p>Tarihsel olarak baktığımızda her meşruiyet krizi, meşruiyetin aynı rejim tarafından sağlanmasıyla bitmemiştir. Ortaçağ Avrupa’sında kilisenin meşruiyetini kaybetmesi ile birlikte dinsel hâkimiyetin çöküşüne ve aklın yükselişine tanıklık ettik. Kral 1. Charles’ın parlamentoyu karşısına alması ile meşruiyeti tamamen kaybetmesine ve idam edilmesine yol açtı. Bu, İngiltere’de parlamentonun kalıcı hale gelmesini sağlayacaktı. Yoksulluk, aristokrasiye sağlanan yüksek ayrıcalıklar Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi Kral 16. Louis’i idama kadar götürdü ve meşruiyet Tanrı’dan halka geçti. 19 ve 20. yüzyıllarda çok uluslu imparatorluklar yıkıldı ve artık meşru olmayan kutsal hanedanlar, egemenliklerini halka devretmek durumunda kaldılar. Egemen sınıfların meşruiyeti kaybı, sınıfsal çelişkileri daha görünür kılmaktadır.</p>



<p>AKP’nin bugün meşruiyeti ABD tarafından sağlanmaya çalışılsa da, gençler, kadınlar ve emekçiler nezdinde sağlanamaz. Hem bu iktidar, hem de bu düzen meşruluğunu kaybetmiştir. Emekçilerin bu düzenle kaybedecekleri daha fazla vakitleri olamaz.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/akpnin-mesruiyet-krizi/">AKP&#8217;nin Meşruiyet Krizi</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/akpnin-mesruiyet-krizi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4282</post-id>	</item>
		<item>
		<title>CHP-MHP Demokrasi İttifakı ve Sosyalist Hareket</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/chp-mhp-demokrasi-ittifaki-ve-sosyalist-hareket/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/chp-mhp-demokrasi-ittifaki-ve-sosyalist-hareket/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Öztutan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 13:48:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Perspektif]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=4200</guid>

					<description><![CDATA[<p>İktidar devletin tüm olanaklarını kullanarak CHP’ye dönük siyasi operasyonlara devam ediyor. Bu operasyonlar ve davalar Demokles’in kılıcı gibi CHP’nin üzerinde dolaşıyor. Son mutlak butlan davasının ertelenmesinin önemli sebeplerinden birisi iktidarın bunu zamana yayarak CHP’nin kendi içerisinde iktidar kavgası verdiğini topluma kanıksatmak. Zamana yaymasının bir önemli nedeni de kaybettiği belediyeleri baskı, şantaj veya rant vaadiyle ele [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/chp-mhp-demokrasi-ittifaki-ve-sosyalist-hareket/">CHP-MHP Demokrasi İttifakı ve Sosyalist Hareket</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İktidar devletin tüm olanaklarını kullanarak CHP’ye dönük siyasi operasyonlara devam ediyor. Bu operasyonlar ve davalar Demokles’in kılıcı gibi CHP’nin üzerinde dolaşıyor. Son mutlak butlan davasının ertelenmesinin önemli sebeplerinden birisi iktidarın bunu zamana yayarak CHP’nin kendi içerisinde iktidar kavgası verdiğini topluma kanıksatmak. Zamana yaymasının bir önemli nedeni de kaybettiği belediyeleri baskı, şantaj veya rant vaadiyle ele geçirmek. Ankara Büyükşehir Belediyesine yapılan son operasyon bunun önemli göstergesi.</p>



<p>CHP yönetimi mitinglerle, kurultaylarla parti içerisinde birlik görüntüsü vererek iktidarın CHP içerisinde iç karışıklık algısını bozmaya çalışıyor. CHP’nin eski Genel Başkanları ve önemli isimleri de iktidarın yaratmaya çalıştığı algıyı boşa çıkarmak için siyasi etkinliklerde yer alıyor. Bu isimlerden Hikmet Çetin ziyaretleriyle ve açıklamalarıyla son dönemde öne çıkıyor.</p>



<p>CHP İstanbul İl Yönetimine kayyım atandığı tarihte CHP eski Genel Başkanı Hikmet Çetin, Bahçeli’yi makamında ziyaret etti. İl yönetimine kayyım kararının alındığı mutlak butlan davasının bir hafta sonra görüleceği bir tarihte Bahçeli ve Hikmet Çetin’in el ele fotoğraf vererek kamuoyuna görüşmeyi duyurması dikkat çekti. Bu ziyaretin CHP yönetiminden bağımsız yapılmadığı tahmin ediliyordu.</p>



<p>Hikmet Çetin, T24’e verdiği röportajda ziyaretin içeriğine dair açıklamada bulundu. Açıklamada Bahçeli’ye, yıllar önce Türkeş’le yaşadığı bir anıyı aktardığını söyledi. Türkeş’in kendisine;&nbsp;“Eğer 12 Eylül’den önce CHP ile MHP koalisyon yapsaydı, sokaklarda anarşi biterdi ve 12 Eylül olmayabilirdi.” Sonra bana “Siz ne düşünüyordunuz?” diye sordu. Ben dedim ki: “Ben de o sırada kesinlikle böyle düşünüyordum.’’&nbsp;Bu anıyı dile getirmesinin nedeni olarak ise bugün CHP ile MHP arasında kurulabilecek olası bir koalisyona gönderme yapmak istediğini ifade etti.</p>



<p>Röportajın yarattığı tepkiler üzerine Çetin, koalisyon imasında bulunmadığını söyleyerek kendini yalanladı. Röportajın Çetin’in şahsi görüşleri olduğu, mevcut CHP yönetiminin görüşü olmadığı yorumları yapıldı. Fakat bir süredir CHP yönetimi Cumhur ittifakının kendi içerisindeki tartışmalara, çatlaklara yerleşerek MHP ile yol yürüme arayışında olduğunu kamuoyunda paylaşıyor.</p>



<p>Özgür Özel’in açıklamaları da bu yakınlaşmayı somut biçimde ortaya koyuyor. Özel, 30 Ağustos’ta yaptığı konuşmada&nbsp;‘’Devlet Bey&#8217;in hukukun üstünlüğü, demokratikleşme ile ilgili beklentisi ve derdi ittifak ortağından birlikte yürüyemeyecek noktaya gelirse, biz demokrasi yolunda herkesle yürürüz ona da bir itirazım yok. Demokratik ve terörsüz Türkiye için biz herkesle yürürüz.&#8221;&nbsp; ifadelerini kullandı. Dün&nbsp; Evrensel&nbsp; gazetesine verdiği röportajda ise&nbsp; ‘’Söylediğimiz bir siyasi ittifak değil, bir demokrasi ittifakı. MHP&#8217;yle bir siyasi ittifak kurmanın falan peşinde değiliz. Zaten aynı siyasetin partileri değiliz.’’&nbsp;&nbsp;dedi ve ittifak arayışını tekrarladı. Açıklamada demokrasi ittifakının siyasi bir ittifak olmadığını belirtmesi gelişecek tepkilerin önüne geçme çabası olarak okunabilir. Demokrasi ittifakının siyasetin dışında kurulması hayatın olağan akışına terstir. Demokrasinin siyasi mücadelenin, siyasi alanın dışında kurulamayacağı açık.</p>



<p>CHP yönetiminin Cumhur ittifakı içerisinde oluşacak çatlaklara yerleşerek kurmaya çalıştığı strateji iktidara ve düzene meşruiyet taşıyor. Bugün ülkede yaşanan ekonomik ve siyasi yıkımın, ülkede gerçekleşen siyasi operasyonların ve saldırıların sorumlusu iktidarın ortağı ile demokrasi ittifakının öznesi olarak tartışmak ülkenin gittiği karanlığa destek olmaktır. CHP yönetimi, kendisine yönelen saldırılarla Türkiye’deki düzenin yarattığı ekonomik ve toplumsal yıkım arasında herhangi bir bağ kurmuyor.</p>



<p>CHP düzenin ufkunu aşamıyor, yapısı ve misyonu gereği aşması da mümkün değil. Yerel seçimlerde birinci parti çıktıktan hemen sonra Cumhur İttifakı ile normalleşme süreci başlattı. Erdoğan’ın ‘’yumuşama’’ olarak adlandırdığı bu dönem, iktidarın en zayıf olduğu ilk kez ikinci parti seçildiği bir dönemdi. Halk, iktidarın ekonomik ve politik kararlarının sonuçlarına tepki olarak yıllar sonra CHP’yi birinci parti haline getirdi. CHP normalleşme süreci ve erken seçim çağrısı yapmayacağını ilan ederek iktidara kredi verdi. Bu kredinin temel nedeni sermaye sınıfının istekleriyle şekillenen Şimşek programının sorunsuz bir şekilde hayata geçmesini sağlamaktı. Böylece normalleşme süreci, iktidarın güç tazeleyerek saldırılarının önünü açtı.</p>



<p>CHP’nin yapısı gereği düzenin ufkunu aşamadığı tespiti, gerçekleşen siyasi operasyonlara sessiz kalınması sonucuna bağlanmamalıdır. İktidarın yargı ve kolluk kuvvetleriyle siyasi operasyonlar gerçekleştirmesine, seçme ve seçilme hakkının gaspına karşı mücadele verilmelidir. Sosyalist hareket, son dönemde yaşanan siyasi operasyonlar olmak üzere 23 yıldır iktidarın tüm saldırılarının karşısında durdu, durmaya ve mücadele etmeye devam ediyor.</p>



<p>Sosyalist hareket AKP’nin saldırılarının karşısında durmalı fakat düzen muhalefetinin siyasi ajandasının parçası olmamalı. Düzen muhalefetinin belirlenimi altında kalarak yürütülen siyaset devrimci siyaseti silikleştiriyor. İki yıl önce ‘’köprüden önce son çıkış’’ denilerek bugünkü siyasi operasyonlara meşruiyet sağlayan Kılıçdaroğlu, sosyalist hareketin önemli bir bölümü tarafından ‘Bir oy Kemal’e, bir oy bize’ çalışmasıyla desteklendi. Altılı masayı ve Kılıçdaroğlu&#8217;nu eleştiren sosyalist hareket AKP’nin ekmeğine yağ sürmekle eleştirildi.</p>



<p>Kılıçdaroğlu adaylığı dönemindeki politik tercihlerin yazıda tekrar gündeme getirilmesinin nedeni geçmişin üzerinde tepinmek değil. Sosyalist hareketin tekrardan düzen muhalefetinin belirlenimi altına girmeden bağımsız bir devrimci odağın şekillendirmesini sağlamaya çalışmak.</p>



<p>İktidar bir yandan muhalefeti zor aygıtlarıyla dizayn ederken, diğer yandan Mehmet Şimşek’in programı ve OVP uygulamalarıyla emekçilere ağır saldırılar gerçekleştiriyor. Tarikatlar ve cemaatler siyasal ve kamusal hayatı belirliyor, Türkiye emperyalizmin bölgemizde yarattığı yıkımın bir parçası haline geliyor. CHP ise bu süreçte AKP-MHP ittifakı içindeki çatlaklara sızmaya, hatta MHP ile yeni ittifak arayışlarına yöneliyor. Sosyalistler bu ittifakın doğrudan veya dolaylı parçası olamaz.</p>



<p>Haziran Direnişi’nden bu yana düzen içi çatışmalara ve gerilimlere bel bağlayan politikalar sosyalist hareketi zayıflatmış durumda. Buradan çıkış, ancak cesur ve devrimci bir çıkışla mümkün. Sınıfa, kadınlara, gençlere bu siyaseti taşımak, sınıfın bütünüyle siyasal bir harekete dönüşmesini sağlamak, yüzünü yeniden sınıfa çevirmek gerekiyor.</p>



<p>Yeni bir toplumsal düzen arayışı, ne Amerikan barışı masalarında ne de “demokrasi” adıyla AKP rejiminin tadilatını üstlenen sermaye fraksiyonlarının çıkarları uğruna heba edilebilir.</p>



<p>Yeni bir düzen fikrinin heyecanını, ufkunu ve gücünü Türkiye sosyalist hareketinin toplumsal birikimine taşımak, önümüzdeki en zorlu ama en yakıcı görevdir.</p>



<p>Ve bu görevle birlikte mücadele programını yayınlayarak kuruluşunu ilan eden Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin yolunu açmak da ilk işimizdir.</p>



<p>Memlekete ve sınıfımıza güveniyoruz. Buradan yenilenerek çıkacağız!</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/chp-mhp-demokrasi-ittifaki-ve-sosyalist-hareket/">CHP-MHP Demokrasi İttifakı ve Sosyalist Hareket</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/chp-mhp-demokrasi-ittifaki-ve-sosyalist-hareket/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4200</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Orta Vadeli Program ve İşçi Sınıfı</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/orta-vadeli-program-ve-isci-sinifi/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/orta-vadeli-program-ve-isci-sinifi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selin Erdoğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 09:36:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Perspektif]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=4178</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye, 1990’ların sonu ve 2000’lerin başında yaşanan ekonomik krizler sonrası, gerçek sorunların çözümünden çok piyasayı rahatlatmaya yönelik uygulamalara yöneldi. 2001 krizinin ardından hayata geçirilen Orta Vadeli Program (OVP) işçi haklarını ve toplumsal ilerlemeyi göz ardı ederek, mali disiplin ve bütçe tasarrufu bahanesiyle çalışanların ücretlerini baskı altına aldı ve güvencesizliği artırdı. OVP, 2003 yılında çıkarılan 5018 [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/orta-vadeli-program-ve-isci-sinifi/">Orta Vadeli Program ve İşçi Sınıfı</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye, 1990’ların sonu ve 2000’lerin başında yaşanan ekonomik krizler sonrası, gerçek sorunların çözümünden çok piyasayı rahatlatmaya yönelik uygulamalara yöneldi. 2001 krizinin ardından hayata geçirilen Orta Vadeli Program (OVP) işçi haklarını ve toplumsal ilerlemeyi göz ardı ederek, mali disiplin ve bütçe tasarrufu bahanesiyle çalışanların ücretlerini baskı altına aldı ve güvencesizliği artırdı.</p>



<p>OVP, 2003 yılında çıkarılan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu kapsamında başlatılan, kamu maliyesinde şeffaflık ve hesap verebilirlik iddiasıyla sunulsa da, temel olarak kamu harcamalarını kısma ve işçi sınıfının hakkından tasarruf yapma amacı taşıdı.</p>



<p>OVP, 2005 yılında ilk kez uygulanmaya başlanmış ve Türkiye’nin ekonomik politikalarını üç yıllık dönemler halinde planlayarak kalkınma hedefleri doğrultusunda yayınlanmaya başlamıştır. Orta Vadeli Program, kamu ve özel sektör için ekonomik politikaların, sermaye kesimlerinin önceliklerini önceleyen, emekçilerin ihtiyaçlarını geri plana iten bir araç olarak kullanılmaktadır. Bu süreçte işçi sınıfının yaşam koşulları iyileştirilmek bir yana, ücret ve haklarında gerileme yaşanmış, gayrisafi yurtiçi hasıladan pay alma şansları azaltılmıştır.</p>



<p>Orta Vadeli Program,&nbsp; Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanmakta, ardından Cumhurbaşkanı kararıyla yürürlüğe girmektedir. Orta Vadeli program planlanan&nbsp; dönem aralığında izlenecek politikaların somut karşılıklarını göstermektedir. Somut politikaların şekillendirdiği önümüzde üç temel başlık mevcuttur;&nbsp; Çalışma Hayatı, Kamu Harcamaları ve Yapısal Dönüşüm Politikaları.</p>



<p><strong>İSTİKRAR ADI ALTINDA ÇALINAN KAYNAKLAR</strong></p>



<p>Bu yıl 2026-2028 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program yayımlanmıştır. Yayınlanan OVP’de, makroekonomik gelişmelerin gerekçesi olarak küresel belirsizliklere, ABD–Çin ticaret gerilimine ve Ortadoğu’da yaşanan savaşlara atıfta bulunulmaktadır. Ancak bu gelişmeler, programda emekçilerden daha fazla fedakârlık istenmesinin bahanesi hâline getirilmektedir. Enflasyonun düşürülmesi, bütçe disiplini sağlanması gibi hedefler doğrultusunda kamu harcamaları tasarrufa teşvik edilip önayak olunurken; ücret artışları baskılanmakta, sosyal yardımlar azaltılmakta, konut / enerji gibi temel tüketim harcamalarına yönelik dolaylı vergiler artırılmaktadır. Böylece krizlerin faturası, doğrudan işçi sınıfının sırtına yüklenmekte; uluslararası gelişmeler öne sürülerek emekçilerin cebinden çalınan kaynaklar, sermaye kesimine istikrar adı altında aktarılmaktadır.</p>



<p>Sırasıyla değerlendirmek gerekirse; emekçileri finansal politikaların çarptırılmış verileri ile günden güne sefalete sürükleyen ve yapısal politikaların somut sonuçlarını ele almak gerekir.</p>



<p>Yayınlanan program 2026-2028 dönemine dair bazı finansal öngörüler ve geçmiş döneme yönelik bazı değerlendirmeler içermektedir.</p>



<p>OVP’de Dünya genelinde ticaret hacmi artışının 2024’teki %3,5 seviyesinden 2025’te %2,6’ya gerileyeceği öngörülürken, gelişmiş ülkelerde bu oran %1,8, gelişmekte olan ekonomilerde ise %3,8 olarak tahmin edilmektedir. 2026 yılında ise küresel ticaretteki artışın %1,9 gibi daha da düşük seviyelere inmesi beklenmektedir.</p>



<p><strong>TÜM BEDEL İŞÇİ SINIFINA</strong></p>



<p>Dünya kapitalizmin krizi nedeniyle küresel daralmanın içerisindeyken, Türkiye’nin dış ticaret açığı&nbsp; bu durumun kendisi etki etmeksizin ciddi boyutlarda seyretmektedir. TÜİK verilerine göre, dış ticaret açığı 2022’de 109,5 milyar dolar ile rekor kırmış; 2023’te 106 milyar dolar, 2024’te ise yaklaşık 82 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Küresel ticaretin yavaşladığı, dış talebin daraldığı bir ortamda bu denli yüksek dış ticaret açığının devam etmesi, Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarını gözler önüne sermektedir. Küresel büyümenin yavaşladığı bir dönemde, ihracat artışıyla büyüme stratejisinin sürdürülebilirliği zaten sınırlıyken, Orta Vadeli Program hala dış ticaret açığını yüksek tutan üretim yapısını değiştirmek yerine, enflasyonu düşürme ve mali disiplin adına kamu harcamalarını kısmaya, ücretleri baskılamaya odaklanmaktadır. Türkiye, dış ticarette yapısal dönüşüm gerçekleştirmeksizin küresel daralma ortamında gücünü kaybederken; bu tablonun bedelini yine halk, yüksek enflasyon, düşük ücret ve artan yaşam maliyetiyle ödemektedir.</p>



<p>Net ihracattaki dalgalanmalar ve özellikle ilk yarıda büyümeye negatif katkısı, Türkiye ekonomisinin dış talebe olan bağımlılığını ve yapısal sorunlarını gözler önüne sermektedir. Bu durum, üretimin ve istihdamın sürdürülebilirliği açısından ciddi riskler taşırken, işçi sınıfı üzerinde ağır ekonomik yükler yaratmaktadır.</p>



<p>Yayınlanan programda anlatılan şekli ile; 2023 yılında Türkiye ekonomisinde sabit sermaye yatırımları ve kamu tüketiminde ise sırasıyla yüzde 8,6 ve yüzde 3,6’lık artışlar gerçekleşmiş; ancak bu artışlar büyümeye sağladığı katkı sınırlı kalmıştır. Sabit sermaye yatırımlarındaki artış, sermayenin üretim kapasitesini ve kâr marjını büyütmeye yönelik stratejik bir hamledir.</p>



<p>Makine-teçhizat gibi üretim araçlarına yapılan yatırımlar, verimlilik artışı sağlamıştır. Bu arada işçi sınıfının çalışma koşulları daha da kötüleşmiş yoğun sömürü, iş güvencesizliği ve esnek çalışma biçimleri de yaygınlaşmıştır. Sermayenin makineye olan yatırımının yalnızca üretimle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda çalışma biçimlerinin, ücretlendirme sisteminin ve sermaye yapılanması ile birlikte emek üzerindeki baskının da biçim değiştirdiğini ve yeni bir çalışma biçimine; kalıcı istihdam yerine kısa süreli, proje bazlı, esnek iş modellerinin yaygınlaşmasına işaret eder.&nbsp; Bu durum, işçilerin emeğinin değersizleşmesi ve iş güvencesinin azalmasına yol açmaktadır. .</p>



<p>Tarım sektöründeki istihdamın azalması, kırdan kente doğru süregelen göçün ve kırsal bölgelerin ekonomik dışlanmasının açık bir göstergesidir. Sanayi ve hizmet sektörlerinde yaşanan istihdam artışı ise, büyük ölçüde kayıt dışı, düşük ücretli ve sosyal güvenceden yoksun, göçmen ve çocuk işçilerin yoğunlaştığı işlerde yoğunlaşmıştır.</p>



<p>İnşaat ve hizmet sektöründeki yükselen istihdam artışı, geçici ve güvencesiz çalışma koşullarının yaygınlaşmasıyla birlikte anlam kazanmakta, işçi sınıfının yaşam koşullarını daha da kırılgan hale getirmektedir. İşsizlik oranındaki gerileme, iş gücüne katılımın artmasıyla bağlantılıdır; ancak bu durum, işçilerin genel ekonomik refahını artırmaktan çok, emek sömürüsünün derinleştiği ve çalışma koşullarının kötüleştiği bir tabloyu gizlemektedir.</p>



<p><strong>İŞ GÜVENCESİZLİĞİNİN KURUMSALLAŞMASI</strong></p>



<p>OVP&#8217;nin neoliberal politikaları çerçevesinde sunulan istihdam artışı, niceliksel olarak olumlu bir veri gibi görünse de, bu artışın büyük bölümü düşük ücretli, geçici ve sosyal güvenceden yoksun işlerde yoğunlaşmaktadır. Bu durum, işçi sınıfı üzerindeki sömürüyü derinleştirirken, istihdam rakamlarındaki iyileşme görünümü, çalışma koşullarındaki bozulma ve iş güvencesizliğinin artışıyla gölgelenmektedir. OVP, nitelikli istihdam yaratmak yerine, sermaye birikiminin kar marjını artırmayı önceliklendiren bu yaklaşımıyla, işçi sınıfını koruma mekanizmalarını zayıflatmakta ve nihayetinde büyümenin faydasını emekçi sınıflara değil, sermaye lehine yeniden dağıtmaktadır.</p>



<p>Orta Vadeli Program&#8217;ın 2025 yılı başında öngördüğü &#8220;güvenceli esneklik&#8221; düzenlemeleri, Türkiye işgücü piyasasında dönüşümü işaret etmektedir. Planlanan değişiklikler, özellikle belirli süreli iş sözleşmelerinin yaygınlaştırılması ve esnek çalışma biçimlerinin önünün açılması yoluyla, işgücü piyasasının sermaye lehine yeniden yapılandırılmasını hedeflemektedir. Bahsedilen &#8220;güvenceli esneklik&#8221; söyleminin aksine, bu politikaların işçi sınıfı açısından güvencesizliği kurumsallaştırma riski taşıdığı açıktır.</p>



<p>Söz konusu düzenlemeler, sermayeye işgücü maliyetlerini düşürme ve piyasa dalgalanmaları karşısında esneklik kazanma imkânı sağlarken, çalışanlar açısından istihdam güvencesinin zayıflaması, hak kayıpları ve gelir istikrarsızlığı anlamına gelecektir. Benzer uygulamaların küresel ölçekteki sonuçları, esnek çalışmanın kayıt dışı istihdamı artırdığını, sendikal hakları zayıflattığını ve ücretler üzerinde tersi yönlü baskı oluşturduğunu göstermektedir. Günden güne artığı gözlemlenen döviz/kur dengesi nedeniyle açlık sınırının altında kalan ücret politikaları daha çok erimektedir.</p>



<p>Yayınlanan programda bahsedilen&nbsp; önümüzdeki dönem makroekonomi politikaları, sermaye birikim sürecinin ihtiyaçlarına uygun şekilde yapılandırılmaktadır. Finansal istikrar vurgusu, emek maliyetlerinin baskılanması ve sermayenin rekabet gücünün artırması hedefiyle uyumludur. Yeşil ve dijital dönüşüm söylemi altında ilerleyen bu süreç, sermayenin yeni kâr alanları yaratmasına hizmet etmektedir. Teknolojik ilerleme ve dijitalleşme yalnızca teknik bir dönüşüm değildir, aynı zamanda toplumsal ilişkilerde, iş gücünün yapısında, eşitsizlikte ve emek-sermaye dinamiklerinde değişim yaratacaktır.</p>



<p>Sermayenin genişletilmesi, güçlendirilmesi ve işgücü piyasasının etkinleştirilmesi politikaları, yeni çalışma modelleri doğurmaktadır. Sonucunda ise karşımıza çıkan somut tahlil sabittir. Emekçiler için uygulanan düşük ücret ve hak gaspı politikaları normalleştirilmektedir.</p>



<p>İş ortamının iyileştirilmesi adı altında yürütülen düzenlemeler ise, sermayenin önündeki idari ve yasal engellerin kaldırılmasına olanak tanımakta, emek lehine düzenleyici mekanizmaları ise zayıflatmaktadır. Kayıt dışılıkla mücadele söylemi dahi, çoğu zaman emekçiler üzerindeki denetim ve baskıyı artırmakta ve daha kötü çalışma şartlarına mecbur bırakmaktadır.</p>



<p>Makroekonomik istikrar ve verimlilik artışı vaatleri, işçi sınıfının güvencesizleşmesi pahasına gerçekleşmekte; gelir dağılımındaki sınıfsal eşitsizlik derinleşmektedir. Bu durum, toplumsal refahın geniş kesimlere yayılmasını engellemekte ve emek-sermaye çelişkisini daha da keskinleştirmektedir.En üst gelire sahip %20&#8217;lik grubun toplam gelirden aldığı pay bir önceki yıla göre %48,1 olurken, en düşük gelire sahip %20&#8217;lik grubun aldığı pay ise %6,3 olmuştur.&nbsp; Bu veriler işçi sınıfının gayrisafi yurtiçi hasıladaki&nbsp; gelir payının çok düşük seviyelerde kaldığını açıkça göstermektedir.</p>



<p>Yerli teknolojinin geliştirilmesi vurgusu ise,&nbsp;teknolojiyi elinde bulunduran sermaye gruplarının&nbsp;daha da güçlenmesine yol açacak bir süreci tetikleyecektir. Gümrük kapılarının kolaylaştırılması, lojistik süreçleri hızlandırsa da, sermayenin kârını artırmaktan öte bir fayda sağlamayacaktır. Bu politikalar&nbsp;emperyalist küreselleşme sürecine eklemlenmeyi&nbsp;kolaylaştırarak, Türkiye ekonomisini etkilere karşı daha kırılgan hale getirecektir.</p>



<p><strong>KIDEM TAZMİNATININ GASPI: TES VE ÇOCUK İŞÇİLİK</strong></p>



<p>OVP’nin bahsettiği çalışma hayatı ve emeklilik düzenlemelerinin içine Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi ekleniyor. Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) ise, devletin sosyal güvenlik yükünü emekçinin üstüne bıraktığı bir özelleştirilme projesidir. Kıdem tazminatının TES fonuna dönüştürülmesi, işçi sınıfının haklarından birinin tasfiyesi anlamına gelir. 2026’nın ikinci çeyreğinde yürürlüğe girecek olan Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi, çalışanların maaşlarından her ay %3 oranında zorunlu kesinti yapılmasını ve fona aktarılmasını öngörüyor. Aynı denklemde; <strong>Kıdem tazminatı, işten çıkarılma durumunda bir güvenceken TES onu borsa dalgalanmalarına açık hale getiriyor.</strong> İşçiyi işveren karşısında tamamen savunmasız bırakıyor.</p>



<p>Bu durum, emeklilik yaşının daha da yükseltilmesi, prim gün sayısının artırılması ve emekli maaşlarının enflasyon karşısında daha da erimesi anlamına gelir. Kademeli emeklilik, insani emeklilik maaşı veya adil bir&nbsp; talepler, sistemin &#8220;maliyeti&#8221; artırdığı gerekçesiyle gözardı edilmektedir.</p>



<p>OVP’de yalnızca işçileri, emekçileri etkilemiyor, mesleki eğitim stratejileri adı altında çocuk işçilik normalleştiriliyor ve yaygınlaştırılıyor.OVP bahsedilen mesleki eğitim stratejileri, eğitimi piyasa mekanizmalarına bağımlı hale getiren ve emekçi çocuklarını erken yaşta işçileştiren bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Kamu-özel sektör iş birliği adı altında özelleştirmeler derinleştirilmekte, mesleki eğitim müfredatı sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirilmekte ve çocuklar ucuz işgücü haline getirilmektedir. MESEM uygulamaları ve Organize Sanayi Bölgelerinde yaygınlaştırılan meslekî eğitim merkezleri, çocukları ağır çalışma koşullarına maruz bırakan, onların gelişim ve yaşam hakkını elinden alan ve geleceksizleştiren bir modele işaret etmektedir.</p>



<p>Sonuç olarak, bu politikaların nihai hedefi, işçi sınıfının kazanılmış en temel hakkını&nbsp; piyasanın açıklığına bırakmaktadır ve devleti bu alandaki sorumluluklarından azat etmektir. Bu durum ise emeklileri yoksulluğa mahkûm ederken, genç kuşakları ise hiçbir güvence olmadan çalışmak zorunda bırakacak sosyal bir faciaya kapı aralamaktadır. Büyüyen tek şey, finans şirketlerinin kârları ve emekçi sınıfların güvencesizliği olacaktır.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/orta-vadeli-program-ve-isci-sinifi/">Orta Vadeli Program ve İşçi Sınıfı</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/orta-vadeli-program-ve-isci-sinifi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4178</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sayılarla Sermaye ve Emekçiler</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/sayilarla-sermaye-ve-emekciler/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/sayilarla-sermaye-ve-emekciler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mert Yıldırım]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 15:50:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Perspektif]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=3986</guid>

					<description><![CDATA[<p>2025 yılının sonlarına doğru geliyoruz. Her sene olduğu gibi devlet kurumları büyümeye, işsizliğe, enflasyona ve birçok ekonomik parametreye dair verilerini açıklıyor. Bankalar ve finans kuruluşları istatistiklerini paylaşıyor, geleceğe dair beklentilerini ve “temennilerini” dile getiriyor. En nihayetinde bu kurumları ve ekonomistleri dinlediğimizde mesele matematik ve sayılar. Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,3 büyümüştü. Yılın 2. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/sayilarla-sermaye-ve-emekciler/">Sayılarla Sermaye ve Emekçiler</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>2025 yılının sonlarına doğru geliyoruz. Her sene olduğu gibi devlet kurumları büyümeye, işsizliğe, enflasyona ve birçok ekonomik parametreye dair verilerini açıklıyor. Bankalar ve finans kuruluşları istatistiklerini paylaşıyor, geleceğe dair beklentilerini ve “temennilerini” dile getiriyor. En nihayetinde bu kurumları ve ekonomistleri dinlediğimizde mesele matematik ve sayılar. Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,3 büyümüştü. Yılın 2. çeyreğinde ise yüzde 4,8 büyüdü. İşsizliğin yüzde 8 ile düşüş eğiliminde olduğunu görebiliyoruz. Enflasyon ise yüzde 32.95 olarak açıklanarak, geçen yılın aynı zamanına göre ciddi bir fark olduğu ortada. Zira 2024 Ağustos raporunda yüzde 51.97 idi. Devlet kurumları ve finans kuruluşlarına göre ekonomi iyiye gidiyor. Peki gerçekten öyle mi? Bizler de bu kuruluşlar gibi ekonominin iyiye gittiğini hissediyor muyuz? Bizim için de işsizlik düşüyor mu veya ekonomimiz büyüyor mu? Yani ortaya konulan bu sayılar biz emekçiler için aynı anlamı ifade ediyor mu?</p>



<p>Sayıları biraz da bizim perspektifimizden okuduğumuzda bazı çıplak gerçekleri görebiliyoruz. Örneğin toplumun en zengin yüzde 10’u, ülkemizin yüzde 68’lik servetini elinde tutuyor. Buna karşılık toplumun en altındaki yüzde 50’lik kısım ise ülke servetinin yalnızca yüzde 2,6’sını elinde tutuyor. Üretilen değerin ezici çoğunluğuna toplumun çok küçük bir azınlığı tarafından el konulmakta. Yüzde 10’luk bir kesim muazzam bir refah içerisinde yaşarken, geri kalan kesim ise her geçen gün daha da yoksullaşıyor. Çok değerli ekonomistlerimizin ve kurumlarımızın bu sayıları çok gördüğünü maalesef söyleyemeyiz.</p>



<p>2025’in 2. çeyreğinde Koç Holding 7,7 milyar TL kâr açıkladı. Sabancı Holding 1,8 milyar TL kâr açıkladı. Doğan Holding 21,8 milyar TL kar açıkladı. Daha böyle birçok şirket mevcut. Peki ödedikleri vergiler ne kadar? Mesela Koç Holding üzerinden örnek verelim. Koç Holding’in en önemli gelir kalemlerinden birisi TÜPRAŞ. Geçen yılın tamamına baktığımızda TÜPRAŞ yıllık cirosunun yüzde 1’ini bile vergi olarak ödememiş. Bu durum neredeyse bütün hepsi için geçerli. Milyonlarca dolarlık cirolar yapan şirketler, cirolarına oranla neredeyse yüzde 0’a yakın vergi ödüyorlar. Onlar için sayılar bu şekilde. Emekçiler için ise sayılar çok daha farklı bir boyutta. Temmuz ayı ile birlikte bir haneye girmesi gereken toplam gelir tutarı 86.036 TL. Bu sayı bir hanenin yoksulluk sınırının altına düşmemesi için belirlenen sayı. Yani gıda, kira, faturalar, eğitim, ulaşım vs gibi temel ihtiyaçların karşılanması için gereken miktar bu kadar. Bunun yanında asgari ücret ise 22.104 TL. DİSK-AR’ın araştırmasına göre ise emekçilerin yüzde 69,3’ü asgari ücretin yüzde 50 fazlası ve altına çalışıyor. Asgari ücrete çalışanların oranı ise yüzde 33.9. Sayılar bizim taraftan bakıldığında hiç iç açıcı gelmiyor.</p>



<p>Emekçiler için reel ücret kayıpları ise can alıcı boyutta. Yine DİSK-AR raporuna göre işçi ücretlerinin yüzde 40’ı enflasyon, kesinti ve vergilere gitmiş durumda. Asgari ücretli bir çalışan Ocak 2025’ten bu yana 55 bin 130 TL birikimli kayıp yaşadı. Asgari ücretlinin 2 aylık çalışması vergi ve enflasyona gitti. Emekçilerin reel ücretleri erirken, sermaye tarafı ise tam tersine güçleniyor.<br><br>Ay sonunu getiremeyen emekçiler mecburi bir şekilde borçlanıyor. Bireysel kredi veya kredi kartı borcu bulunan kişi sayısı 42,4 milyona ulaştı. 2025’in ilk yarısında bireysel kredi kartı veya kredisini ödeyemeyenlerin sayısı 1 milyon 201 bin 388. Buna karşın BIST 100’de banka sektöründeki şirketlere baktığımızda, zarar açıklayan şirket oranı 0. Evet, zarar açıklayan şirket yok. Ağustos 2025 itibariyle gıda enflasyonu yüzde 33 olurken, BIST 100’de gıda sektöründe zarar açıklayan şirket yok. Kiralarda yıllık artış oranı yüzde 74’ü geçmiş durumdayken, BIST 100’de gayrimenkul sektöründe zarar açıklayan şirket yok.</p>



<p>Emekçiler reel ücret kaybı yaşıyor yani çalıştığı halde daha az alabiliyor. Sermaye ise reel kâr artışı yaşıyor yani daha çok büyüyor. Bugün yaşadığımız durum bir bölüşüm şoku. Pandemi dönemi ile zirvesine ulaşan ve hala sert bir şekilde devam eden bir bölüşüm şoku yaşıyoruz. Bunun sonucu olarak gelir ve servet eşitsizliği büyüyor, emekçiler ve sermaye arasındaki  makas açılıyor. Emekçiler için sonucu ay sonunu borçla getirmek, porsiyonlarını azaltmak, yoksullaşmak olurken; sermaye içinse gökdelenlerini arttırmak, offshore hesaplarını büyütmek, yurt dışında yeni yatırımlar yapmak oluyor. Yani onlar zenginleştikçe biz yoksullaşıyoruz. Ekonomik kriz mi? Evet, var ama biz emekçiler için var. Sayılar öyle söylüyor. Ama sermaye için ortada herhangi bir kriz yok. Yine sayılar öyle söylüyor.</p>



<p>O zaman sorun bireyin çalışkan veya tembel olması, zeki olması veya olmaması, yabancı dil öğrenip öğrenmemesi değil. Sorun emekçiyi sömüren bu düzenin kendisi. Bu düzen milyonlarca emekçiyi sömürerek ayakta durabiliyor. O halde diyeceğiz ki yoksulluk kader değil, bu düzeni değiştirmemiz lazım. Örgütlenerek, dayanışarak, birleşerek bu düzeni değiştireceğiz.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/sayilarla-sermaye-ve-emekciler/">Sayılarla Sermaye ve Emekçiler</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/sayilarla-sermaye-ve-emekciler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3986</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nepal’de Kaybedilen Devrim</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/nepalde-protestolar-yolsuzluklar-sosyal-medya-yasasi-ve-abd-cin-cekismesi/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/nepalde-protestolar-yolsuzluklar-sosyal-medya-yasasi-ve-abd-cin-cekismesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Yalçın]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 15:47:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Perspektif]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=3983</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nepal&#8217;in son 25-30 yılı, feodal monarşiden demokratik cumhuriyete geçiş, Maocu silahlı mücadele, anayasa tartışmaları ve sürekli hükümet değişimleriyle şekillendi. 90’larda Maoist hareket, kırsal feodal yapı, kast sistemi ve egemen aristokrasiye karşı &#8220;Halk Savaşı&#8221; ilan etti. Fakat bu mücadelenin stratejisi, sosyalist iktidarı tüm devlet aygıtıyla ele geçirip kapitalist ilişkileri kökten yıkmak üzerine değildi; önce burjuva-demokratik kurumları [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/nepalde-protestolar-yolsuzluklar-sosyal-medya-yasasi-ve-abd-cin-cekismesi/">Nepal’de Kaybedilen Devrim</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Nepal&#8217;in son 25-30 yılı, feodal monarşiden demokratik cumhuriyete geçiş, Maocu silahlı mücadele, anayasa tartışmaları ve sürekli hükümet değişimleriyle şekillendi. 90’larda Maoist hareket, kırsal feodal yapı, kast sistemi ve egemen aristokrasiye karşı &#8220;Halk Savaşı&#8221; ilan etti. Fakat bu mücadelenin stratejisi, sosyalist iktidarı tüm devlet aygıtıyla ele geçirip kapitalist ilişkileri kökten yıkmak üzerine değildi; önce burjuva-demokratik kurumları oluşturma, monarşiyi kaldırma ve anayasa yapmak gibi aşamalara dayanıyordu. Bu aşamacı yaklaşım, devrimci iktidar perspektifini zayıflattı.</p>



<p>2005&#8217;te Kral Gyanendra&#8217;nın parlamentoyu feshedip tek adam rejimine yönelmesi, siyasi gerilimi artırdı. Maoistler, bu krize burjuva demokratik cephe ile ittifaklar kurarak yanıt verdi. Fakat bu hamle, devrimci potansiyeli reformlara sıkıştırdı. 2008&#8217;de monarşinin kaldırılması ve cumhuriyetin ilanı önemli bir kazanım olsa da Maoistlerin gerici devlet aygıtını parçalamak yerine onu reforme etmeye çalışması, ciddi sorunlara yol açtı. Halk savaşı resmen sona erdikten bir süre sonra silahlı cepheler tasfiye edildi ve gerillaların orduya entegrasyonu süreci başlatıldı. Bu tasfiye, Maoist hareketin devrimci niteliğini daha da bulanıklaştırır duruma getirdi.</p>



<p><strong>Halkın Hayal Kırıklığı</strong></p>



<p>Nepal&#8217;deki reformist ve aşamacı dönüşüm sürecinde yolsuzluklar sistemik bir hal aldı. Üst düzey yetkililer, bakanlar ve yerel yöneticiler, kamu kaynaklarını yanlış kullanma, rüşvet, arazi satışları ve kara para aklama suçlamalarıyla sürekli gündeme geldi. Nepal Komünist Partisi (Maoist merkez) içinde yaşanan &#8220;cantonment scam&#8221; gibi skandallar, hareketin içindeki çürümüşlüğü gözler önüne serdi. Savaş sonrası asker-milis dönüşüm sürecinde, dağıtılması gereken fonların usulsüz kullanımı, bazı liderlerin ve komutanların fonlardan pay alması, halkın devrimcilere olan güvenini sarstı.</p>



<p>Yolsuzluğun yaygınlığı, sadece etik bir sorun değil; aynı zamanda komünist partilere olan güvensizliği, gençlerin siyaset dışına itilmesini ve protestoların radikalleşmesini beraberinde getirdi. Komünist partilerin iktidarda veya koalisyonda olmalarına rağmen bu sorunları çözememesi, halkın soldan beklentilerini ve umutlarını tüketti.</p>



<p><strong>Gençlik İsyanı ve &#8220;Nepo Kids&#8221; Olgusu</strong></p>



<p>Eylül 2025&#8217;te Nepal hükümetinin sosyal medya platformlarıyla temsilcilik açma konusunda anlaşamayıp erişim yasağı getirmesi, özellikle gençler arasında büyük bir tepkiye neden oldu. Sosyal medya, Nepal gençliği için sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda ifade özgürlüğü ve toplumsal eleştirinin ana mecrası haline gelmişti. Yasak, &#8220;#NepoKids&#8221; etiketiyle siyasi elitlerin çocuklarının ayrıcalıklı yaşamlarını, lüks tüketimlerini ve halkla kopukluklarını vurgulayan içeriklerle bir patlamaya neden oldu.</p>



<p>Protestolar, kolluk kuvvetleriyle çatışmalara, devlet binalarının ve siyasi liderlerin evlerinin yakılmasına, hatta başbakanın istifasına yol açacak kadar şiddetlendi. Parlamento feshedildi, geçici hükümet atandı. Eski Yargıtay Başkanı Sushila Karki, gençlerin desteği ve Kathmandu Belediye Başkanı&#8217;nın etkisiyle Nepal&#8217;in ilk kadın başbakanı olarak geçici göreve getirildi. Ancak, bu hareketin arka planında monarşi yanlıları, faşistler ve Hindistan-ABD bağlantılı kurumların olduğuna dair güçlü iddiaların, sürecin &#8220;renkli devrim&#8221; senaryosuna dönüşme riskini beraberinde getirdi.</p>



<p><strong>Büyük Güçlerin Nepal&#8217;deki Hesabı: ABD, Çin ve Hindistan</strong></p>



<p>Nepal&#8217;deki son siyasi kriz, sadece iç yolsuzluklar ve sosyal medya yasaklarıyla açıklanmasının gerçekçi olmayacağı açıktır. Bu kriz, aynı zamanda Güney Asya&#8217;daki büyük güç dengelerinin bir sonucudur. Başbakan K. P. Sharma Oli&#8217;nin Temmuz 2025&#8217;te ilk yurt dışı ziyaretini geleneğe bağlı şekilde Hindistan&#8217;a değil de Çin&#8217;e yapması, diplomatik dengeleri sarsmıştı. Kathmandu&#8217;nun Pekin&#8217;le imzaladığı Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) taslak anlaşması ve 41 milyon dolarlık mali yardım, Çin&#8217;in bölgedeki etkisini artırdı.</p>



<p>ABD ise bu gelişmelere kayıtsız kalmadı. Trump yönetimi döneminde gündeme getirilen 500 milyon dolarlık Milenyum Mücadelesi Sözleşmesi (MCC) enerji ve yol projesi, Nepal&#8217;in Çin&#8217;e yanaşmasına karşı bir hamle olarak değerlendirildi. ABD için asıl mesele, Çin&#8217;in Güney Asya&#8217;daki artan gücünü kırmaktı.</p>



<p>Çin tarafı, resmî açıklamalarında &#8220;istikrar&#8221;, &#8220;düzen&#8221; ve &#8220;Nepal&#8217;in iç işlerine karışmama&#8221; vurgusu yapsa da, bu temkinli söylemin ardında Kuşak ve Yol&#8217;un güvenliği, sınır bölgelerinin kontrolü ve Himalayalar üzerinden yürütülen jeopolitik hesaplar yatıyor. Çin için Kathmandu&#8217;nun istikrarı, sadece komşuluk ilişkisi değil, aynı zamanda Hindistan karşısında stratejik bir denge unsurudur.</p>



<p>Bu protestoların arkasında ABD emperyalizminin etkisinin olması ise tahmin etmesi güç bir analiz olmasa gerek. Öte yandan gençlerin sokaklarda devlet binalarını ateşe vermesini ve parlamentoyu kuşatmasını &#8220;dışarıdan organize edilen klasik bir senaryo&#8221; olarak nitelendirmekte. Parlamentoyu işgal eden grupların teçhizatlı bir şekilde ellerinde profesyonel silahların bulunması ve orak-çekiçli bayrakları yırtmaları, bu iddiaları ciddi anlamda güçlendirmektedir.</p>



<p><strong>Devrimin Kaybedilen Kazanımları</strong></p>



<p>Nepal halkı, devrimle büyük bedeller ödeyerek monarşiyi yıktı ve cumhuriyeti kurdu. Ancak, devrim sonrasında sol hareketin devrimci hedeflerinden uzaklaşması, yolsuzlukların yaygınlaşması ve siyasi istikrarsızlık, halkın umutlarını yerle bir etti. Gençler, yoksulluk, geleceksizlik ve siyasi elitlerin lüks yaşamlarına karşı öfke duymakta.</p>



<p>Ancak, bu öfke, monarşi yanlıları ve ABD destekli gruplar tarafından manipüle edilme riski taşımakta. Nepal&#8217;in jeopolitik konumu, Çin ve Hindistan arasında sıkışmış olması, ülkedeki iç siyaseti de derinden etkilemekte. Reformistlerin halkın gerçek ihtiyaçlarından kopukluğu, ABD emperyalizminin müdahaleleri, Nepal halkının kazanımlarını teker teker kaybetmesine neden oldu.</p>



<p>Bugün Nepal&#8217;de yaşananlar, sadece Nepal halkına değil, tüm dünya halklarına şu gerçeği göstermektedir: Örgütsüzlük ve iktidar hedefinden sapma, halkların kazanımlarını geri almakta ve emperyalizmin müdahalesine zemin hazırlamaktadır.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/nepalde-protestolar-yolsuzluklar-sosyal-medya-yasasi-ve-abd-cin-cekismesi/">Nepal’de Kaybedilen Devrim</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/nepalde-protestolar-yolsuzluklar-sosyal-medya-yasasi-ve-abd-cin-cekismesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3983</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye Çete Şiddeti Sarmalında</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/turkiye-cete-siddeti-sarmalinda/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/turkiye-cete-siddeti-sarmalinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdoğan Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Sep 2025 06:16:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Perspektif]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=3955</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son dönemde adli suçlara sadece haberlerde ve sosyal medyada değil, günlük hayatın içinde de giderek daha sık tanık oluyoruz. Özellikle gençlerin ağırlıklı olarak yer aldığı çete kaynaklı suçlar, her zamankinden daha fazla ön plana çıkıyor. Türkiye adeta büyüklü küçüklü çetelerin yarattığı bir şiddet sarmalına girmiş gibi görünüyor. Sokaklarımız gün geçtikçe daha tehlikeli bir hâl alıyor. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/turkiye-cete-siddeti-sarmalinda/">Türkiye Çete Şiddeti Sarmalında</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Son dönemde adli suçlara sadece haberlerde ve sosyal medyada değil, günlük hayatın içinde de giderek daha sık tanık oluyoruz. Özellikle gençlerin ağırlıklı olarak yer aldığı çete kaynaklı suçlar, her zamankinden daha fazla ön plana çıkıyor.<br><br>Türkiye adeta büyüklü küçüklü çetelerin yarattığı bir şiddet sarmalına girmiş gibi görünüyor. Sokaklarımız gün geçtikçe daha tehlikeli bir hâl alıyor. Birçoğumuz kendini artık dışarıda güvende hissetmiyor.<br><br>Peki, bunun sebepleri ne? Bu çukurdan kurtulmanın bir yolu yok mu?<br><br><strong>Daltonlar, Redkitler ve Casperlar</strong><br><br>Ne yazık ki artık bu isimler çocukluğumuzun çizgi filmlerini anımsatmıyor. Suikast, gasp, haraç, uyuşturucu ticareti gibi birçok suça bulaşan bu çeteler son günlerin en çok konuşulan organize suç örgütleri.<br><br>Bu çetelerin insan kaynakları da emekçi, yoksul mahallelerde yaşayan gençlerden oluşuyor. Kapitalizmin yarattığı sömürü düzeni, yoksul gençlere hiçbir gelecek sunmuyor. Ne eğitimde ne işte yer alan, yani toplumsal yaşamın dışına itilen gençler; bu kez kapitalizmin parlatıp pazarladığı “kısa yoldan zengin olma” hayaliyle çetelerin ağına düşüyor. Adli suçlar nedeniyle hapse giren gençler, bir türlü çıkamadıkları kısır bir hapishane döngüsüne sıkışıp kalıyor. 1970-80 arası dönemde sosyalistlerin güçlü olduğu, “kurtarılmış bölge” olarak bilinen emekçi mahallelerinin çoğu bugün çetelerin kontrolüne geçmiş durumda. Uyuşturucu, fuhuş, kumar gibi suçların herkesin gözü önünde işlendiği bu sokaklar, çetelerin doğup büyümesi için bulunmaz yerler. Sosyalistlerin, komünistlerin, devrimcilerin türlü yollarla sökülüp atıldığı bu mahalleler artık çetelerin insafında.<br><br><strong>Eğitimsiz ve İşsiz</strong><br><br>AKP iktidara geldiği ilk günden itibaren, eğitimde özelleştirmeyi ve imam-hatipleştirmeyi tüm gücüyle destekledi. Bunun sonucunda laik, bilimsel, kamusal ve parasız olması gereken eğitim tamamen sermayenin ve tarikatların denetimine bırakıldı. Parası olanlar çocuklarını özel okullara gönderirken, yoksul çocukların önüne çoğunlukla imam-hatipler tek seçenek olarak konuldu. Son yıllarda ise öğrenciler çocuk işçi olarak sömürüldükleri ve iş güvenliği tedbirleri alınmadığı için can verdikleri MESEM’lere yönlendirilmeye başlandı. Eğitimdeki fırsat eşitsizliği ve ağırlaşan yaşam koşulları emekçi çocuklarını eğitim hayatının dışına itti. Hayatta kalmak için çalışmak zorunda kalanlar asgari ücretliler kervanına girmek dışında başka şansa sahip değildi. Nüfusunun neredeyse yarısı asgari ücret civarında gelirle geçinen bir ülkede, iş sahibi olmak bile insanca bir yaşam olanağı sunmuyordu. Bir seçenek daha var: Kısa yoldan para kazanmak. İşte bu noktada çeteler işin içerisine giriyor. Eğitimsiz ve geleceksiz bırakılan gençler, para ve güç vaadiyle çetelere çekiliyorlar. Kısa süre içerisinde işledikleri suçlar yüzünden cezaevine düşen gençler tekrar sokaklara döndüklerinde suç işlemeye devam ediyorlar. Sabıkalı oldukları için yeni iş bulmaları zor. Eğitimsiz oldukları için sıfırdan başlama şansları az.<br><br><strong>Çözüm yok mu?</strong><br><br>Şimdiye kadar bu yazının oldukça karamsar bir tablo çizdiğinin farkındayım. Nazım’ın dediği gibi, “Bu cehennem / Bu cennet bizim.” Bu cehennemi cennete çevirecek de ancak bu memleketin işçi sınıfıdır.<br><br>İnsani olmayan şartlarda yaşayan işçiler; eğitimsiz ve geleceksiz bırakılan gençler; toplumsal yaşamın dışına itilmeye çalışılan ve katledilen kadınlar… Ancak ve ancak örgütlü bir mücadeleye katıldıklarında, sınıfını bilerek girdikleri kavgada hem kendi kaderlerini hem de memleketin geleceğini değiştirebilirler.<br><br>Örgütlü mücadeleyle hem mahallelerimiz, hem sokaklarımız hem de memleketimiz gerçekten bizlerin olabilir.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/turkiye-cete-siddeti-sarmalinda/">Türkiye Çete Şiddeti Sarmalında</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/turkiye-cete-siddeti-sarmalinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3955</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sermayenin Kurnazlığı, PR !</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/sermayenin-kurnazligi-pr/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/sermayenin-kurnazligi-pr/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cihan Cem Alpay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Sep 2025 13:45:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Perspektif]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=3842</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sermaye emek sömürüsünü gizlemek, kabul edilir hale getirmek için toplumu ikna etmesi gerekir. Bunun araçlarından biri de &#8216;public relations&#8217;ın baş harflerinden oluşan PR çalışmalarıdır. Bizdeki yaygın ismi ise Halkla İlişkilerdir. Sizin emekleriniz ile servetimize servet katıyoruz ama bu servetin bir kısmını da topluma iade ediyoruz diyerek ikna edilmeye çalışılırız. Bu iade, katkı elbette miniciktir ama [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/sermayenin-kurnazligi-pr/">Sermayenin Kurnazlığı, PR !</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sermaye emek sömürüsünü gizlemek, kabul edilir hale getirmek için toplumu ikna etmesi gerekir. Bunun araçlarından biri de &#8216;public relations&#8217;ın baş harflerinden oluşan PR çalışmalarıdır. Bizdeki yaygın ismi ise Halkla İlişkilerdir.</p>



<p>Sizin emekleriniz ile servetimize servet katıyoruz ama bu servetin bir kısmını da topluma iade ediyoruz diyerek ikna edilmeye çalışılırız. Bu iade, katkı elbette miniciktir ama servet sorgulanmadığı sürece önemi yoktur. Böyle bir ikna için de zamanında yatırım yapılmış iletişim kanalları kullanılmalıdır. Bu iletişim tercihi reklam kadar etkilidir ve görece daha az maliyetlidir. Okuyucu markanın sosyal yardım çalışmalarını takdir ederken aynı marka&nbsp; olumlu bir algı olarak zihne yerleşir.</p>



<p>Güncel bir örnek bu çalışmaların bazen ne kadar özensiz, özensiz olduğu kadar fütursuluğunu gözler önüne seriyor.</p>



<p><em>“Zeren Spor Kulübü, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) ile iş birliği yaparak düzenlediği takım imzalı özel forma satışlarıyla 70 çocuğun bir yıllık eğitim masraflarını karşıladı. 100 adet forma, 1.999 TL’den satışa sunuldu ve tamamı kısa sürede tükendi. “</em></p>



<p>100 adet formanın 1999 liradan satışı ile 70 çocuk başına düşen yıllık tutar 2.700 ₺.&nbsp; Özel bir okulun hazırlık sınıfının yalnızca yıllık ücreti 1,5 milyon lirayı geçtiğini anımsarsak 70 çocuk için toplanan para 200 bin lira bile değil.*</p>



<p>Tabii haberin ikinci paragrafında durum sanki daha bir gerçeğe oturuyor.</p>



<p><em>“Zeren Group Yönetim Kurulu Üyesi Seda Zeren Adıgüzel, formalardan elde edilen gelirin TEGV aracılığıyla 70 çocuğun eğitimine katkı sağlayacağını belirtti.</em>” Masraf karşılama katkıya dönüşüyor.</p>



<p>Eğitimde eşitsizliğin, eğitimin piyasalaşmasının sorumlusu patronlar sosyal yardım ile bu eşitsizliği gidereceklerini düşünmemizi istiyorlar. Ve bunu bile ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><a href="https://www.eleman.net/is-rehberi/maaslar-ve-ucretler/2025-2026-ozel-okul-ucretleri-h10620" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.eleman.net/is-rehberi/maaslar-ve-ucretler/2025-2026-ozel-okul-ucretleri-h10620</a></li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li><a href="https://www.forbes.com.tr/makale/zeren-group-tan-cocuklarin-egitimine-destek" target="_blank" rel="noopener" title="">https://www.forbes.com.tr/makale/zeren-group-tan-cocuklarin-egitimine-destek</a></li>
</ul>



<p></p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/sermayenin-kurnazligi-pr/">Sermayenin Kurnazlığı, PR !</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/sermayenin-kurnazligi-pr/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3842</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Yangınların Anatomisi: Kapitalizm, Altyapı ve Yetersizlikler</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/turkiyede-yanginlarin-anatomisikapitalizm-altyapi-ve-yetersizlikler/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/turkiyede-yanginlarin-anatomisikapitalizm-altyapi-ve-yetersizlikler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Yalçın]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 14:42:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Perspektif]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=3804</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin yaz aylarında en önemli gündemi, özellikle son yıllarda daha da artan, orman yangınlarıdır. Akdeniz ikliminin getirmiş olduğu; yazların sıcak ve kurak olması aynı zamanda rüzgârların artışı, yangın için bir hayli elverişli ortamı hazırlamaktadır. Fakat bu doğal faktörlerin ötesinde yangınların kontrol edilemez boyuta gelmesindeki sebepler; kapitalizmin getirdiği sermaye ilişkilerinin doğayı ve insanı kâr mantığına tabi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/turkiyede-yanginlarin-anatomisikapitalizm-altyapi-ve-yetersizlikler/">Türkiye&#8217;de Yangınların Anatomisi: Kapitalizm, Altyapı ve Yetersizlikler</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p class="body, p {text-align: justify;} dropcapp3">Türkiye’nin yaz aylarında en önemli gündemi, özellikle son yıllarda daha da artan, orman yangınlarıdır. Akdeniz ikliminin getirmiş olduğu; yazların sıcak ve kurak olması aynı zamanda rüzgârların artışı, yangın için bir hayli elverişli ortamı hazırlamaktadır. Fakat bu doğal faktörlerin ötesinde yangınların kontrol edilemez boyuta gelmesindeki sebepler; kapitalizmin getirdiği sermaye ilişkilerinin doğayı ve insanı kâr mantığına tabi kılmasında aranmalıdır.<br><br>Son yıllarda orman yangınlarına en dikkat çeken sebep, elektrik iletim hatlarıdır. AKP dönemi özelleştirmeleri ile belli başlı büyük holdinglere devredilen elektrik dağıtım şirketleri, altyapı yatırımlarını uzun süredir ihmal etmektedir. Köylüler, yıllardır çürüyen direkleri, bakımsız telleri yetkililere defalarca bildirmiş ancak bakımın maliyetli olması, bu yatırımların ertelenmesine yol açmıştır. Bu nedenle kıvılcımın çıkması çoğu zaman kaçınılmaz hâle gelmektedir. İzmir Valisi Süleyman Elban’ın İzmir’deki yangınlar sonucu &#8220;Hem Çeşme hem Ödemiş hem Seferihisar hem de Foça&#8217;daki yangınımız, elektrik hatlarından kaynaklı olarak çıkmış durumda&#8221; demesi bu durumun itirafı niteliğindeydi. Akdeniz yazlarının kavurucu sıcağında, bir kıvılcım bile kilometrelerce ormanı kül etmeye yetmesi ise kesinlikle göz önünde bulundurulması gerekiyor.<br><br>Yangınların söndürülme süreci de bir başka tartışma konusudur. Türkiye’nin yangın söndürme kapasitesi, uzun yıllardır gündeme gelen bir yetersizlik sorunudur. Uçak filosunun sınırlı olması, helikopterlerin ihtiyacı karşılayamaması ve müdahalelerdeki koordinasyonsuzluk, örgütsüzlük yangınların büyümesine önemli bir etken. Bu tablo, her yaz aynı soruları gündeme getirir: “Neden gerekli hazırlıklar yapılmadı? Neden uçaklar zamanında havalanmadı?” ve “Vergilerimiz nereye gidiyor?” Aslında tüm bu soruların cevabı basittir. Yangın söndürme uçaklarına yatırım yapılmaz, çünkü bu doğrudan kâr getirmez. Buna karşılık inşaat ve turizm rantlarına sınırsız bütçe ayrılır. Yani devlet; halkın çıkarlarına değil, sermayenin ihtiyaçlarını karşılamaya odaklanmaktadır.<br><br>Yangınların ardından ortaya çıkan manzara ise toplumsal eşitsizlikleri gözler önüne sermektedir. Köylülerin evleri, zeytinlikleri ve hayvanları büyük zararlar görürken; turistik tesislerin çevresinde<br>daha hızlı ve örgütlü bir müdahale göze çarpar. Bu durum, devletin kaynak kullanımındaki önceliklerini somutlamaktadır. Halkın yaşadığı köyler çoğu zaman kaderine terk edilirken, rant<br>açısından değerli bölgeler daha fazla korunmaktadır.<br><br>Tabii bu tabloyu yalnızca “doğal afet” başlığıyla açıklamak kesinlikle mümkün değildir. Çünkü doğa,<br>yangının çıkışına zemin hazırlasa da onu büyük felakete dönüştüren faktör insan eliyle yapılan tercihlerdir: bakım yapılmayan elektrik direkleri, yatırım önceliği verilmeyen büyük yangın söndürme uçakları, şeffaf olmayan ranta dayalı imar politikaları. Yangınların hemen ardından gündeme gelen “yanan alanlar imara açılacak mı?” sorusu, bu tercihler zincirini daha da görünür kılmaktadır.<br><br>Türkiye’deki orman yangınları artık bir “doğa olayı” değil, toplumsal bir mesele hâline gelmiştir. Çözüm de bireysel çabalarda değil, yapısal değişimlerde aranmalıdır. Elektrik altyapısının kamulaştırılması, bakım ve onarımın piyasa kârına değil toplumsal ihtiyaca göre planlanması. Söndürme kapasitesinin güçlendirilmesi, itfaiye ekiplerine nitelikli eğitimler ve teçhizatlar, yerel halkın bilgi ve emeğinin sürece dâhil edilmesi, bu yapısal önlemlerden bazılarıdır. Aksi hâlde, her yaz<br>aynı sahneler tekrarlanacak; dumanın içinde kaybolan sadece ormanlar değil, aynı zamanda canlarımız olacaktır.</p>



<p></p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/turkiyede-yanginlarin-anatomisikapitalizm-altyapi-ve-yetersizlikler/">Türkiye&#8217;de Yangınların Anatomisi: Kapitalizm, Altyapı ve Yetersizlikler</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/turkiyede-yanginlarin-anatomisikapitalizm-altyapi-ve-yetersizlikler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3804</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
