<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Birlik ve Dayanışma Gazetesi Archives &#183; Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</title>
	<atom:link href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/category/birlik-ve-dayanisma-gazetesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/category/birlik-ve-dayanisma-gazetesi/</link>
	<description>Gücümüz Birliğimizden Gelir</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Apr 2026 07:16:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.5</generator>

<image>
	<url>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2025/10/cropped-BDS-Logo-For-Print-CMYK-32x32.png</url>
	<title>Birlik ve Dayanışma Gazetesi Archives &#183; Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</title>
	<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/category/birlik-ve-dayanisma-gazetesi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">248468133</site>	<item>
		<title>Birlik ve Dayanışma Gazetesi 9. Sayısı ile Alanlarda!</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/birlik-ve-dayanisma-gazetesi-9-sayisi-ile-alanlarda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birlik ve Dayanışma'nın Sesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 07:14:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Birlik ve Dayanışma Gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=5144</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birlik ve Dayanışma Gazetesi 9. Sayısı ile Alanlarda! Sekizinci sayımız “Savaş, Yoksulluk, Katliam: Emperyalizm Yıkım Demektir! Savaş Örgütü NATO Ülkemizden Defol!” manşetiyle alanlarda. Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin, iki haftalık halk gazetesi 9. sayısı ile emekçilerle buluşuyor. Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin dokuzuncu sayısı “Savaş, Yoksulluk, Katliam: Emperyalizm Yıkım Demektir! Savaş Örgütü NATO Ülkemizden Defol!” manşetiyle çıktı.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/birlik-ve-dayanisma-gazetesi-9-sayisi-ile-alanlarda/">Birlik ve Dayanışma Gazetesi 9. Sayısı ile Alanlarda!</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Birlik ve Dayanışma Gazetesi 9. Sayısı ile Alanlarda!</strong></p>



<p>Sekizinci sayımız “Savaş, Yoksulluk, Katliam: Emperyalizm Yıkım Demektir! Savaş Örgütü NATO Ülkemizden Defol!” manşetiyle alanlarda.</p>



<p>Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin, iki haftalık halk gazetesi 9. sayısı ile emekçilerle buluşuyor. Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin dokuzuncu sayısı “Savaş, Yoksulluk, Katliam: Emperyalizm Yıkım Demektir! Savaş Örgütü NATO Ülkemizden Defol!” manşetiyle çıktı.</p>



<p></p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/birlik-ve-dayanisma-gazetesi-9-sayisi-ile-alanlarda/">Birlik ve Dayanışma Gazetesi 9. Sayısı ile Alanlarda!</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5144</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/affetmeyecek-unutmayacak-helallesmeyecegiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Orhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 11:34:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Birlik ve Dayanışma Gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=5057</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 8. sayısında yayımlanmıştır. Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz! Türkiye saatiyle 04.17’de başlayan ve milyonların hayatını sonsuza dek değiştiren felaketin üzerinden üç koca yıl geçti. Resmi rakamlara göre 50 binden fazla, gayriresmi tahminlere göre ise çok daha fazla yurttaşımızı yitirdiğimiz bu büyük yıkım, aradan geçen zamana rağmen tazeliğini korumakta. Kahramanmaraş merkezli 7,7 [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/affetmeyecek-unutmayacak-helallesmeyecegiz/">Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em><strong>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 8. sayısında yayımlanmıştır.</strong></em><br><br><strong>Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!</strong><br><br>Türkiye saatiyle 04.17’de başlayan ve milyonların hayatını sonsuza dek değiştiren felaketin üzerinden üç koca yıl geçti. Resmi rakamlara göre 50 binden fazla, gayriresmi tahminlere göre ise çok daha fazla yurttaşımızı yitirdiğimiz bu büyük yıkım, aradan geçen zamana rağmen tazeliğini korumakta. Kahramanmaraş merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremler 11 ili yerle bir etti. Bugün depremin üçüncü yıldönümünde, rant odaklı politikaların yarattığı tahribatı tüm çıplaklığıyla görüyoruz.</p>



<p>Depremin ilk saatlerinden itibaren, enkaz altından yükselen seslere devlet kurumlarından önce halkın kendisi yanıt verdi. Depremden sonraki ilk günlerde yardım gitmeyen, arama-kurtarma çalışması yapılmayan binlerce mahalle bulunuyordu. Yurttaşlar kendi imkanlarıyla enkaz başlarında nöbet tuttu. Afet yönetimindeki bu boşluk, halkın dayanışmasıyla kapatılmaya çalışıldı; insanlar bir sıcak çorbayı, bir battaniyeyi birbirine ulaştırabilmek için seferberlik ağı ördü. Ancak bu çaba bile yetersiz kaldı, özellikle ağır iş makineleri ve profesyonel kurtarma ekipleri gerektiren durumlarda birçok yurttaşımız kurtarılmayı bekleyerek enkaz altında can verdi.</p>



<p><strong>Asrın Felaketi Değil Asrın Cinayeti</strong></p>



<p>“Asrın felaketi” söylemiyle sorumluluğu doğaya atmaya çalışan iktidar, depremin ilk ve en kritik saatlerinde tam bir çaresizlik ve koordinasyonsuzluk sergilemişti. Depremin 20. saatinde ekranlara çıkan bir AFAD yetkilisi, “Her noktanın kontrol altında olduğunu, gidilmeyen yerin kalmadığını” iddia etse de gerçekte sahada büyük bir kaos hâkimdi.</p>



<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, depremden yaklaşık bir ay sonra Adıyaman’da yaptığı açıklamada, “Maalesef ilk birkaç gün Adıyaman’da arzu ettiğimiz etkinlikte çalışma yürütemedik” diyerek, iktidarın deprem karşısında felç olduğunu bizzat itiraf etmek zorunda kaldı. Ancak bu itiraf gelene kadar, iktidarın önceliği yardımları hızlandırmaktan ziyade, “Devlet nerede?” diye soranları not etmek ve tehdit etmek oldu. Altyapı çalışması yapmayan GSM operatörleri ya da depremde pistleri kırılarak kullanılamaz hale gelen Hatay Havalimanı’nı yapan şirketlere halk dışında kimse hesap sormuyordu.</p>



<p>Deprem bölgesi olan ülkemizde afet yönetimindeki bu başarısızlıklar yeni değil, yıllardır süre gelen sorunlar. Örneğin, Kahramanmaraş Valiliği ve AFAD’ın 2020 yılında yayımladığı raporda, kentte 7,5 büyüklüğünde bir deprem senaryosu çalışılmış ve “şehrin büyük bir kısmının etkileneceği” öngörülmüştü. Raporda, tehlikeli bölgelerdeki yapıların tahliyesi ve zemin etütlerinin yapılması gerektiği açıkça belirtilmesine rağmen, bu hayati uyarılar görmezden gelindi ve hiçbir önlem alınmadı. Benzer şekilde Jeoloji Mühendisleri Odası da 2021 yılında Cumhurbaşkanlığına ve ilgili kurumlara Maraş için deprem uyarısı mektubu göndermişti. Bilim insanlarının ve raporların “geliyorum” dediği felaket karşısında iktidar, hiçbir ciddi hazırlık yapmamış olmasının bedelini halka ödetti.</p>



<p><strong>Kızılay’ın Çadırları</strong></p>



<p>Depremin en büyük skandallarından biri, halkın en zor anında yanında olması beklenen Kızılay’ın, depremzedelere bedelsiz çadır dağıtmak yerine, elindeki çadırları yardım kuruluşlarına satmasıydı. Depremin üçüncü gününde, insanlar soğukta barınacak yer ararken, deposundaki çadırları satarak ticari bir işletme gibi hareket etti.<br>Geçmişte Elâzığ depreminin ardından Kızılay Başkanı Kerem Kınık’ın krizi fırsata çevirip bağış istemesi ve kurumun daha önce cihatçı gruplara yönelik yardım iddialarıyla gündeme gelmesi, bu durumun zaten yeni olmadığını gösteriyor.</p>



<p>Öte yandan, 17 Ağustos 1999 depreminden bu yana toplanan ve “deprem vergisi” olarak bilinen Özel İletişim Vergisi’nin akıbeti de bir başka büyük soru işareti olarak kaldı. Gölcük depreminin ardından geçici olarak getirilen ancak 2009’da kalıcı hale gelen bu vergilerle toplanan milyarlarca liranın nereye harcandığı konusunda iktidar şeffaf bir hesap veremedi. Dönemin maliye bakanları vergilerin “duble yollara” harcandığını söylerken, bir başkası “Deprem vergisi diye bir şey yok” diyebildi. 6 Şubat depreminde ortaya çıkan tablo, 21 yıldır toplanan bu paraların, kentleri depreme dirençli hale getirmek için kullanılmadığını acı bir şekilde gösterdi.</p>



<p>Rant düzeni bunlarla da kalmıyor, depremin hemen ardından yeniden inşa bir “kâr fırsatı” olarak görüldü. Deprem bölgesine giden yardımların organizasyonunda yaşanan sorunlar devam ederken, iktidar hızla beton dökme ve ihale dağıtma telaşına düştü.</p>



<p><strong>Üç Yılın Ardından</strong></p>



<p>Depremin üzerinden geçen üç yılın ardında bölgedeki tablo hâlâ çok ağır. Depremzedelerin bir çoğu hâlâ konteyner kentlerde veya geçici barınma alanlarında yaşamaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bir yıl içinde 319 bin konut teslim edeceğiz” vaadi gerçeği yansıtmamış, teslim edilen konut sayısı vaat edilenin çok gerisinde kalmıştır.</p>



<p>Barınma sorununun yanı sıra, günlük yaşamı felç eden ağır altyapı sorunlarıyla kendini hissettirmeye devam ediyor. Özellikle günde 20 saati bulan elektrik kesintileri, ısınmadan iletişime kadar hayatın her alanını sekteye uğratırken, voltaj dalgalanmaları nedeniyle bozulan elektronik cihazlar vatandaşlar için tazmin edilmeyen ek bir mali külfete dönüşüyor.</p>



<p>Bugün, 6 Şubat’ın yıldönümünde, resmi rakamlarla 53 bin 537, ancak bölgedeki tanıklıklara ve uzmanlara göre çok daha fazla olan yitirdiğimiz yurttaşlarımızı anıyoruz.</p>



<p>Bilim insanları İstanbul ve Marmara Bölgesi için “eli kulağında” uyarısı yaparken, 6 Şubat’ta yaşananların İstanbul’da çok daha büyük bir felakete dönüşme riskiyle karşı karşıyayız. Ancak iktidarın ve yerel yönetimlerin hazırlıkları, İstanbul’daki milyonlarca insanın can güvenliğini sağlamaktan uzak.</p>



<p>6 Şubat göstermiştir ki; insanları deprem değil, kâr hırsı, denetimsizlik, imar afları ve rant odaklı düzen öldürmektedir. Depremde yitirdiklerimizin anısına sahip çıkmak, enkaz altında kalan gerçekleri gün yüzüne çıkarmaktan, sorumluların yargılanmasını sağlamaktan ve yeni felaketleri önleyecek bilimsel, kamusal bir planlamayı hayata geçirmekten geçmekte.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/affetmeyecek-unutmayacak-helallesmeyecegiz/">Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5057</post-id>	</item>
		<item>
		<title>MESEM Gerçeği ve Çocuk İşçilik</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/mesem-gercegi-ve-cocuk-iscilik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Orhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 17:14:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Birlik ve Dayanışma Gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=5079</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. 2026 yılına girdiğimiz şu günlerde, Türkiye’de çocukluk; oyun parkları veya okul sıralarından ziyade, sanayi sitelerinin gri duvarları, ağır metal kokusu ve güvencesiz çalışma koşulları, iş cinayetleriyle özdeşleşmeye başladı. Özellikle son yıllarda eğitim sistemine entegre edilen Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulaması, çocuk işçiliğini “mesleki eğitim” adı altında [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/mesem-gercegi-ve-cocuk-iscilik/">MESEM Gerçeği ve Çocuk İşçilik</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em><strong>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır.</strong></em></p>



<p>2026 yılına girdiğimiz şu günlerde, Türkiye’de çocukluk; oyun parkları veya okul sıralarından ziyade, sanayi sitelerinin gri duvarları, ağır metal kokusu ve güvencesiz çalışma koşulları, iş cinayetleriyle özdeşleşmeye başladı. Özellikle son yıllarda eğitim sistemine entegre edilen Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulaması, çocuk işçiliğini “mesleki eğitim” adı altında meşrulaştırmaktadır.</p>



<p><strong>Devlet Eliyle Ucuz İşgücü Modeli: MESEM</strong></p>



<p>Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM), kâğıt üzerinde, ara eleman ihtiyacını karşılamak ve öğrencileri meslek sahibi yapmak amacıyla kurgulanmış bir eğitim modelidir. Ancak uygulamanın sahadaki karşılığı, bu niyetin çok ötesine geçmiştir. Sistem, ortaokul mezunu çocukların haftanın sadece 1 günü okula gitmesini, kalan 4 günü ise bir işletmede “beceri eğitimi” adı altında geçirmesini öngörüyor.</p>



<p>9, 10 ve 11. sınıflarda asgari ücretin yüzde 30’u, 12. sınıfta ise yüzde 50’si oranında ödenen ücretler, devlet tarafından işverenlere teşvik olarak geri ödenmektedir. Bu durum, işverenler için MESEM’i bir eğitim projesinden ziyade, maliyetsiz işçi havuzuna dönüştürmüştür. Sanayideki küçük ve orta ölçekli işletmeler, sigorta ve maaş yükümlülüğü olmadan çocuk emeğini sömürme imkanına kavuşmuştur. Eğitimciler ve sendikalar, bu sistemi çocuk işçiliğinin yasal kılıfı olarak tanımlamakta; çocukların akademik eğitimden koparılarak, fiziksel ve zihinsel gelişimlerine uygun olmayan ağır sanayi koşullarına itildiğini vurgulamaktadır.</p>



<p><strong>Türkiye’de ve Dünyada Çocuk İşçilik</strong></p>



<p>Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, dünya genelinde 160 milyondan fazla çocuk işçi bulunmaktadır. Afrika ve Asya-Pasifik bölgesi bu sayıların en yoğun olduğu yerler olsa da sorun küreseldir. Ancak Türkiye’deki durum, ekonomik kriz ve göç dalgasıyla birleşerek kendine has ve vahim bir tablo ortaya koymaktadır.</p>



<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, sorunun sadece görünen yüzüdür. 2024 ve 2025 verilerine bakıldığında, Türkiye’de 15-17 yaş grubundaki işgücüne katılım oranının yüzde 25 bandına dayandığı görülmektedir. Ancak bu veriler, kayıt dışı çalışan on binlerce mülteci çocuğu ve MESEM kapsamında “öğrenci” statüsünde göründüğü için istihdam verilerine dahil edilmeyen yüz binlerce genci kapsamamaktadır. Eskiden tarım sektöründe yoğunlaşan çocuk işçiliği, günümüzde sanayi, inşaat ve hizmet sektörüne kaymıştır. Bu sektör değişimi, risk faktörlerini de değiştirmiş; tarladaki güneş çarpması riskinin yerini, atölyedeki pres makinesine sıkışma veya inşaattan düşme riski almıştır.</p>



<p><strong>Kaza Değil Cinayet: Türkiye’de Çocuk İşçi Ölümleri</strong></p>



<p>Türkiye, Avrupa’da iş cinayetlerinde birinci, dünyada ise ön sıralardadır. Bu tablonun en karanlık noktasını ise çocuk işçi ölümleri oluşturuyor.<br>Çocukların, yetişkinler için tasarlanmış makinelerde, koruyucu donanım olmadan ve denetimsiz ortamlarda çalıştırılması ölümlere davetiye çıkarmaktadır. İnşaat iskelesinden düşen, kafası sac büküm makinesine sıkışan veya elektrik akımına kapılan çocukların haberleri, ne yazık ki münferit olaylar olmaktan çıkıp sistematik bir soruna dönüşmüştür. İş Kanunu’na göre çocukların çalıştırılmasının yasak olduğu tehlikeli ve çok tehlikeli işlerde, MESEM kılıfı altında veya kaçak olarak çalıştırılan çocuklar can vermektedir.</p>



<p><strong>Somut Bir Örnek: Dilovası Faciası</strong></p>



<p>2025 yılının acı bilançosu içinde dikkat çeken en büyük toplu iş cinayetlerinden biri, 8 Kasım 2025 tarihinde Kocaeli Dilovası’ndaki Ravive Kozmetik fabrikasında yaşanmıştır. Meydana gelen patlama ve yangında hayatını kaybeden 7 işçiden 3’ü çocuktur. Bu olay, çocukların sanayi bölgelerinde, yanıcı ve patlayıcı maddelerle iç içe, denetimsiz koşullarda çalıştırıldığının en somut kanıtıdır.</p>



<p>Bu tablo bir kaza değil; eğitim sisteminin çökertilmesi, yoksullaştırma politikaları ve sermayenin ucuz emek talebinin bir sonucu.</p>



<p><strong>Veriler Ne Anlatıyor?</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="476" src="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2026/02/2025-yaslar-1024x476.jpg" alt="" class="wp-image-5080" srcset="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2026/02/2025-yaslar-1024x476.jpg 1024w, https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2026/02/2025-yaslar-300x140.jpg 300w, https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2026/02/2025-yaslar-768x357.jpg 768w, https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2026/02/2025-yaslar-903x420.jpg 903w, https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2026/02/2025-yaslar-150x70.jpg 150w, https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2026/02/2025-yaslar-696x324.jpg 696w, https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2026/02/2025-yaslar-1068x497.jpg 1068w, https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2026/02/2025-yaslar.jpg 1129w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin yayımladığı 2025 Yıllık Raporu, Türkiye’deki çalışma yaşamının, özellikle de çocuk işçiliğinin geldiği vahim noktayı “olağanlaştırılmış bir iş cinayetleri rejimi” olarak tanımlamakta. Rapora göre, pandemi döneminden bu yana en yüksek ölüm sayısına ulaşılmış ve 2025 yılında en az 2105 işçi çalışırken hayatını kaybetmiştir. Bu veriler, günde en az 6 işçinin iş cinayeti sonucu yaşamını yitirdiğini göstermektedir.</p>



<p>Raporun en can yakıcı kısmı, çocuk işçi ölümlerindeki rekor artıştır. 2024 yılında 71 olan çocuk işçi ölümü sayısı, 2025 yılında 94’e yükselmiş ve İSİG Meclisi’nin kayıt tutmaya başladığı günden bu yana en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Bu artışın temel sebebi olarak, çocuk işçiliğinin tarımdan sanayiye ve kent merkezlerine kayması ile devlet eliyle yürütülen MESEM politikaları gösterilmektedir.</p>



<p><strong>MESEM ve Devlet Politikalarının Etkisi</strong></p>



<p>Bugün çocuk işçiliğin artmasında devlet politikalarının doğrudan etkisi olduğunu söylemek lazım. MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi) uygulaması, çocukları sanayi için ücretsiz işgücü kaynağı haline getirmiştir. İşverenler, çocuklara ödemeleri gereken ücretleri İşsizlik Fonu’ndan karşılamakta, hatta yemek ve yol parasını dahi ceplerinden vermemektedir. 17 Ocak 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelikle, mesleki eğitime geçiş yaşı fiilen 10-11’e (ortaokul 5. ve 6. sınıf) kadar düşürülmüştür. Bu durum, mesleki eğitim adı altında çocuk işçiliğinin ortaokul seviyesine inmesi anlamına gelmektedir.</p>



<p>Türkiye’deki mesleki eğitim politikalarının mimarisi, pedagojik hedeflerden ziyade TÜSİAD ve MÜSİAD gibi sermaye gruplarının ‘ucuz işgücü’ taleplerine göre şekillendirilmiştir. Bu sistem, özellikle yoksul aile çocuklarını hedef alarak, onlara ‘hem diploma hem meslek’ vaatleri sunmaktadır. ‘Koluna altın bilezik takmak’ ve gelecekte kendi işini kurmak gibi süslü vaatlerle sisteme dahil edilen bu çocuklar, gerçekte Organize Sanayi Bölgeleri’nin (OSB) dişlileri arasına itilmektedir. Onlara sunulan gerçekler ise çalınan çocuklukları oluyor.</p>



<p><strong>Sonuç Olarak</strong></p>



<p>MESEM uygulaması mevcut haliyle bir eğitim modeli olmaktan çıkmıştır. Çocukların haftada 4 gün ucuz işçi olarak kullanıldığı bu sistem yerine, okul temelli ve simülasyon atölyelerinde gerçekleşen gerçek bir mesleki eğitim modeli getirilmelidir. Stajlar, üretim baskısı altında değil, öğrenim odaklı ve sıkı denetim altında yapılmalıdır.</p>



<p>Çocuk işçiliği, yoksulluğun bir sonucudur. Ailelerin ekonomik refahı artırılmadan, çocukların eve ekmek götürme zorunluluğu ortadan kaldırılamaz. Eğitim çağındaki her çocuğun maddi yükümlülüklerden arındırılmış bir şekilde eğitimine devam etmesi devletin anayasal sorumluluğudur.</p>



<p>Bir çocuğun yeri torna tezgahının başı değil, okul sırasıdır. Çocuklarımıza bir gelecek borcumuz var. Bu tablonun değişmesi lazım. Değiştirmemiz lazım.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/mesem-gercegi-ve-cocuk-iscilik/">MESEM Gerçeği ve Çocuk İşçilik</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5079</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Evsiz ve Bir Ölüm</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/bir-evsiz-ve-bir-olum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kerem Usluer]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 17:12:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Birlik ve Dayanışma Gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=5076</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. “Kağıthane’de gece saatlerinde yaşanan olayda, soğuktan korunmak için tamirhane önündeki otomobile giren evsiz bir kişi hayatını kaybeti. Araçta henüz bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı. İtfaiyenin müdahalesi sonrası otomobilde cansız beden bulundu. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.” Soruşturma sanırım şöyle olacak: Tamirhanenin önünde o aracın ne işi vardı, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/bir-evsiz-ve-bir-olum/">Bir Evsiz ve Bir Ölüm</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em><strong>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır.</strong></em></p>



<p>“Kağıthane’de gece saatlerinde yaşanan olayda, soğuktan korunmak için tamirhane önündeki otomobile giren evsiz bir kişi hayatını kaybeti. Araçta henüz bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı. İtfaiyenin müdahalesi sonrası otomobilde cansız beden bulundu. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.”</p>



<p>Soruşturma sanırım şöyle olacak: Tamirhanenin önünde o aracın ne işi vardı, o araca nasıl girildi vb. Bir insanın neden evsiz kaldığı, neden tamirhane önündeki bir araca girmek zorunda kaldığı soruşturulmayacak. Zaten evsizlik ve dışarıda bulabildiği yerlere sığınmak bu düzenin vaka-ı adiyesi, yani normali. Bu düzen derken bahsettiğimiz ise kapitalizm.</p>



<p>Geçen yıl kapitalizmin göbeğinde, yalnızca Avrupa’da 500’e yakın evsiz, sert kış şartlarında hayatını kaybetti. Zaten soğuklar değil midir eşitsizliği görünür kılan? Avrupa derken örneğin Fransa’da 300 bin kişi evsiz. Paris ve çevresinde 20 bin kişi sokaklarda yaşıyor. Yalnızca Paris değil Berlin, Milano gibi şehirlerde de evsizlik ciddi sorun. Ve çözüm evsizleri donmamaları için spor salonları gibi yerlerde bir süre barındırmak. Bizde de evsizlik var ve bizde de propagandası yapılan bir konu, evsizleri böyle yerlerde bir gece misafir etmek.<br>Geçtiğimiz Aralık ayının sonunda önümüze düşen şu haberde olduğu gibi:</p>



<p>“İstanbul Valisi Davut Gül aşırı soğuk hava nedeniyle kentteki evsiz vatandaşları uygun tesislerde misafir ettiklerini bildirdi. Vali Gül, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında, “Kıymetli İstanbullu hemşehrilerimiz lütfen dikkat. Şu anda İstanbul’da hava sıcaklığı 4 dereceye düştü. Hafta sonu daha da düşmesi bekleniyor. İstanbul Valiliği olarak bimekan insanlarımızı yılın 365 günü sokakta bırakmıyor, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın destekleriyle uygun tesislerde misafir ediyoruz.”</p>



<p>Uygunluk varsa “bimekan” insanlarımız misafir ediliyor, çünkü o çok bilinen alıntıda söylendiği gibi düzen “yardım edilmiş yoksullar istiyor”.</p>



<p>Evsizlerin donarak ölmesini engellemek yönetenler için bir başarı öyküsü olabilir; oysa evsizliğe, evsizliğe neden olan koşullara, evsizlikle birlikte açlığa, yoksulluğa karşı mücadele ise bizim derdimiz. Biz çünkü “ o yoksulluğu kaldırmak istiyoruz”.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/bir-evsiz-ve-bir-olum/">Bir Evsiz ve Bir Ölüm</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5076</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Emperyalizme ve NATO’ya Karşı Mücadeleyi Yükseltelim!</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/emperyalizme-ve-natoya-karsi-mucadeleyi-yukseltelim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Evrim Saldıran]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 17:09:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Birlik ve Dayanışma Gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=5073</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. Emperyalizme karşı mücadele, konu Türkiye olunca önemli başlıklardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Bunun nedenlerinden biri bölgemizin ve Türkiye’nin emperyalizmin yönelimlerinden doğrudan etkilenen bir yapıda olması. Diğeri ise, sermaye düzeninin emperyalizmle ilişkisi ve temsilcisi AKP’nin emperyalizmin işbirlikçisi konumunda olması. Siyasal alandan, ekonomiye, bölgesel gelişmelerden, kültürel alana kadar [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/emperyalizme-ve-natoya-karsi-mucadeleyi-yukseltelim/">Emperyalizme ve NATO’ya Karşı Mücadeleyi Yükseltelim!</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em><strong>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır.</strong></em></p>



<p>Emperyalizme karşı mücadele, konu Türkiye olunca önemli başlıklardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Bunun nedenlerinden biri bölgemizin ve Türkiye’nin emperyalizmin yönelimlerinden doğrudan etkilenen bir yapıda olması. Diğeri ise, sermaye düzeninin emperyalizmle ilişkisi ve temsilcisi AKP’nin emperyalizmin işbirlikçisi konumunda olması.</p>



<p>Siyasal alandan, ekonomiye, bölgesel gelişmelerden, kültürel alana kadar emperyalizmin önemsizleştirilemeyecek bir etkisi olduğu ifade edilmek durumunda. Dolayısıyla yoksullaşma, geleceksizlik, gericilik, işsizlik gibi sorunların en önemli kaynağını emperyalizm ve ona eklemlenmiş sermaye düzeni olgusu olduğu başa yazılmak zorunda.</p>



<p>ABD emperyalizmi Türkiye’de, sermaye düzeninin ve işbirlikçi iktidarların bekçiliğini her zaman üstlendi. Sosyalist hareketin, sınıf mücadelesinin geliştiği dönemlerde düzenin sıkışma yaşadığı ve yeni bir düzen arayışının güçlendiği evrelerde yeri geldiğinde paramiliter yapılarıyla yeri geldiğinde ise sermaye iktidarlarına sunduğu destek ve açtığı alanla emperyalizm büyük bir rol oynadı.</p>



<p>12 Eylül Amerikancı faşist darbesinin ardından Türkiye’nin içine sokulduğu süreç AKP iktidarıyla somutlandı. AKP, emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) eşbaşkanı olmakla övündü, Türkiye laikliğin kâğıt üzerinde kaldığı, kamuya ait işletmelerin sermayeye peşkeş çekildiği, gerici örgütlenmelerin toplumu ve devlet organlarını ele geçirmeye çalıştığı, işçi sınıfının ve sosyalist hareketin baskılandığı, Anayasa’nın işlevsizleştiği, Meclisin tasdik kurumuna dönüştüğü bir noktaya sürüklendi. Sermaye sınıfı zenginleşti, tarikatlar holdingleşti, emekçiler ise yoksullaşmaya ve artık bugün açlık sınırının altında ücrete mahkûm edildi.</p>



<p>Tüm bu tablo eşit, özgür ve yaşanılabilir bir ülke kavgası açısından emperyalizme karşı mücadelenin de önemini açığa çıkarmaktadır. Türkiye’de yaşanan gelişmeleri emperyalizm ve sermaye olgularından bağımsız ele alan her tutum o veya bu şekilde eksiklik ve hatalı bir “mücadele hattı” ortaya çıkartmaktadır.</p>



<p>Bir diğer boyut ise emperyalizmin saldırganlaştığı şu anki evresinde dünya halklarına, işçi sınıfına ve bölgemize yönelik adımlarının ve haydutluğunun karşısında durulmasının bir zorunluluk olduğudur.</p>



<p>Emperyalist-kapitalist sistemin çelişkileri ve sıkışmaları uzun bir süredir bölgesel bir dizi savaşı, siyasi cinayetleri, işbirlikçi yapılar eliyle süren işgal hamlelerini, ekonomik ambargo ve ticaret savaşlarını beraberinde getiriyor. Enerji ve enerji nakil hatları, doğal kaynaklar üzerinde süren mücadele ve emperyalizmin yeni pazar alanları, sermayeye sunulacak yeni sömürü alanları yaratma zorunluğunu bu durumun temelini oluşturuyor.</p>



<p>Venezuela’da gerçekleşen haydutluk, Suriye’de HTŞ eliyle yürütülmeye çalışılan yeniden inşa süreci, Israil’in Ortadoğu’da güvenliğinin sağlanması ve bölgede emperyalizmin ana aktörü olarak işlev görmesi arzusu, Trump’un Grönland ısrarı, NATO’nun Rusya’yı sınırlandırmak açısından attığı ve savaşla sonuçlanan Ukrayna hamlesi bu gerilimin ve sıkışmaların çıktıları olarak görülmelidir.</p>



<p>Tüm bu tablo, emperyalizmin saldırganlığın insanlığı sürüklediği karanlığa, açlığa, yoksullaşmaya ve sömürüye işaret etmektedir.</p>



<p>Bu noktalarıyla ele alındığında gerek Türkiye’de sermaye düzenine karşı yürütülecek mücadelede, gerek Ortadoğu halklarıyla yapılacak enternasyonal dayanışmada gerek de emperyalizmin kıskaca almaya çalıştığı bağımsızlıkçı ülkeler ve halkların mücadelesine verilecek destekte emperyalizme ve onun savaş örgütü NATO’ya karşı kurulacak set büyük bir öneme sahiptir. Bu mücadele, aynı zamanda sermayeye, gericiliğe ve sermaye düzeninin temsilcisi AKP iktidarına karşı da önemli bir bariyer oluşturacaktır.</p>



<p>Bu mücadelenin ise işyerlerinde, fabrikalarda, plazalarda, üniversitelerde, liselerde, emekçilerin, kadınların, gençlerin bulunduğu her alanda görünür kılınması ayrı bir önem taşıyacaktır. NATO’nun bir terör örgütü olduğu her alanda yüksek sesle söylenmeli, ABD üslerinin varlığı tüm topluma sorgulatılmalıdır.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/emperyalizme-ve-natoya-karsi-mucadeleyi-yukseltelim/">Emperyalizme ve NATO’ya Karşı Mücadeleyi Yükseltelim!</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5073</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gelen Günlerimiz Aydınlığın, Eşitliğin, Özgürlüğün…</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/gelen-gunlerimiz-aydinligin-esitligin-ozgurlugun/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/gelen-gunlerimiz-aydinligin-esitligin-ozgurlugun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Çelik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Jan 2026 13:55:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Birlik ve Dayanışma Gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=5029</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 6. sayısında yayımlanmıştır. “Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan 1 Ağustos 2025 tarihli cuma hutbesinde “haya” konusu ele alındı. Hutbede “Günümüzde giyim sektörü, modacılar ve bazı medya çevreleri, ‘özgürlük’ ve ‘çağdaşlık’ adı altında çıplaklığı özendirmekte, örtünmeyi değersizleştirmektedir” ifadeleri yer aldı. Devamında “kısa giysiler ve şeffaf kıyafetler” giymenin haram olduğu belirtilirken…” [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/gelen-gunlerimiz-aydinligin-esitligin-ozgurlugun/">Gelen Günlerimiz Aydınlığın, Eşitliğin, Özgürlüğün…</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em><strong>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 6. sayısında yayımlanmıştır.</strong></em></p>



<p>“Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan 1 Ağustos 2025 tarihli cuma hutbesinde “haya” konusu ele alındı. Hutbede “Günümüzde giyim sektörü, modacılar ve bazı medya çevreleri, ‘özgürlük’ ve ‘çağdaşlık’ adı altında çıplaklığı özendirmekte, örtünmeyi değersizleştirmektedir” ifadeleri yer aldı. Devamında “kısa giysiler ve şeffaf kıyafetler” giymenin haram olduğu belirtilirken…”</p>



<p>“Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 15 Ağustos 2025 tarihli hutbesinde ‘kul hakkı’ kavramının önemini vurguladı. Hutbede miras ile ilgili şöyle deniyor: “Karşılıklı rıza olmadan Yüce Rabbimizin koyduğu miras ölçüsünü değiştirmek ilahî adalete aykırıdır. Dolayısıyla kişinin; kız çocuklarını mirastan mahrum bırakması, kız çocuklarının da Allah’ın takdir ettiği hakka razı olmaması kul hakkıdır.”</p>



<p>“2025 yılı Kasım ayı raporuna göre bu ay 29 kadın cinayeti işlendi, 22 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Öldürülen 29 kadından 8’i boşanmak istemek, barışmayı reddetmek, evlenmeyi reddetmek, ilişkiyi reddetmek gibi bahanelerle, 2’si ekonomik bahanelerle öldürüldü. 19’unun ise hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi.”</p>



<p>“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2025’in aile yılı ilan edildiğini açıkladı. Erdoğan ayrıca “LGBT meselesi bugün ailenin varlığına yönelik en ciddi tehlikelerin başında gelmektedir. 2023 yılında ülkemizdeki doğurganlık hızı 1.51 seviyesine gerilemiştir. Açıkça ifade etmek gerekirse bu durum alarm vericidir.”</p>



<p>“Kocaeli Dilovası’ndaki bir parfüm fabrikasında meydana gelen yangında ikisi çocuk 6 kadın işçi yaşamını yitirdi.”</p>



<p>“Dilovası’nda yedi kişinin ölümüne neden olan iş yeri, 16 Aralık 2024 tarihinde, CİMER aracılığıyla şikâyet edilmişti. Şikâyet dilekçesinde, kadın ve çocukların arasında bulunduğu 15 kişinin sigortasız ve iş güvenliği olmadan çalıştırıldığı belirtilmişti. Ancak şikâyetin ardından iş yerinde herhangi bir denetim yapılmamıştı.”</p>



<p>Son günlerini henüz geride bıraktığımız 2025 yılı, asgari ücrete yapılan %30’luk zamla (22.104 TL) birlikte başlamıştı. Asgari ücret zammından hemen sonra veriler yoksulluk sınırının 78.000 TL; açlık sınırının 24.000 TL olduğunu gösterdi. Bu, milyonlarca emekçinin açlık ve yoksulluk sınırlarında; ölüm kalım mücadelesiyle yeni yıla girdiğinin habercisiydi. Ardından AKP tarafından “2025-2026 Aile Yılı” ilanıyla emekçilere yeni adımlar müjdelendi. Gerici ahlaki söylemler, cinsiyet eşitliğine dönük saldırgan ifadeler; laik yaşamı karşısına alan, ‘ailenin önemini vurgulamak’ bahanesiyle atılmak istenen adımların temelinde kadınların özgürlüğünü kutsal aile ile zincire vurma arayışları olduğu bizler açısından açık. Aile vurgusu, kadını birey olmaktan çıkarıp anne olmakla- eş olmakla sınırlandırıyor. Aile vurgusu, kadını emekçi olmaktan çıkarıp onlara ev yaşamındaki rollerini hatırlatan ve ev içi görünmez emeği bir kez daha kadınların sırtına yükleyen bir noktadan, bilinçli şekilde yapılıyor. Doğum oranlarının düşüşünü beka sorunu olarak değerlendiren iktidar, daha fazla çocuk sahibi olmayı da teşvik ediyor. Kadın, anne ve eş olarak ev içi işleri kamusal hizmet olmaktan çıkarırken aynı zamanda çocuk sahibi olarak evliliğin devamına da mahkûm ediliyor. Kadınların ev içi şiddete karşı mücadele etme ihtimali de tam da bu koşullar altında engellenmiş oluyor: hem ekonomik hem de aile bağıyla kadının eve bağımlılığı…</p>



<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2025-2026 Aile Yılı projesi kapsamında kadınlara esnek çalışma modellerini de müjdeledi. Böylece esnek, güvencesiz, yarı zamanlı çalışma şekilleriyle kadının ev bütçesine ‘katkısı’ da sağlanacak. Ev içi şiddet sarmalının nedeni büyük oranda ekonomik koşullarken, kadınlara müjdelenen ancak ‘harçlık’ olarak değerlendirilebilecek ücretler oluyor. Şiddetten kurtuluşu da engelleyen böylece yine, ekonomik koşullar oluyor. Boşanabilmek, tek başına bir evde yaşayabilmek, geçimini sağlayabilmek için olanaklara sahip olmayan kadınlar şiddete zorunlu rıza geliştiriyor. İşte henüz bitirdiğimiz 2025 yılı ve ilk günlerini karşıladığımız 2026 yılı için hayata geçmesi planlanan Aile Yılı, tam da bu yoksulluk &#8211; şiddet denklemine kuruluyor.</p>



<p>Dilovası’nda bir kozmetik üretim fabrikasında çıkan yangında 6’sı kadın 7 işçi öldü. İş cinayeti sonrası çıkan rapor, fabrikanın itfaiye uygunluk onayı ve iskan belgesi olmadan üretime başladığını; teknik altyapı eksikleri, bakım yapılmamış ekipmanların iş cinayetine sebep olduğunu ortaya koydu. Daha önce güvencesiz, sigortasız işçi çalıştırmaktan defalarca şikayet edilen fabrika, hiçbir yaptırımın muhatabı olmadan üretime yıllarca devam etmiş. Emekçilerin temel ihtiyaçlarını bile karşılayamadıkları maaşların ekonomik krizin etkisiyle her geçen gün eridiği ülkemizde; sefalet koşullarına mahkûm bir yaşam sürüyoruz. Güvencesiz, ölümle burun buruna çalışan emekçilerin ay sonunda eline geçen maaş yaşamaya bile yetmiyor. Bu koşullar şüphesiz en çok kadın emekçilerin yaşamını zorlaştırıyor. Türkiye’de 12 milyona yakın kadın ev işleri nedeniyle çalışamadığını söylüyor. TÜİK’e göre kadınların işgücüne katılım oranı erkeklerin yarısı kadar bile değil. DİSK-AR’a göre ise kadın işsizliği yüzde 38,3 oranı ile tarihi zirveye ulaştı.</p>



<p>İktidarın ‘kutsal aile’ söylemleriyle kadınlar üzerinde daha fazla baskıyı ve gericiliği dayatmasına karşı; sermayenin asgari ücret dayatmasına karşı birlik ve dayanışmayı yükseltmek için, emekçi kadınların mücadelede en önde yer alacağı; 2026’nın mücadele yılı olacağını ilan ediyoruz! 2025 yılı içinde düzenin bizden alıp götürdüğü, erkeklerin şiddetiyle ölen 260 kadının, 260 kadın cinayetinin sorumlusunun iktidarın ve bu düzenin temsilcileri olduğunu çok iyi biliyoruz. Emekçi kadınların, mücadele dostlarımızın 2026 yılını kutlar; gelen günlerin aydınlığın, özgürlüğün, eşitliğin, birliğin ve dayanışmanın günleri olacağını bir kez daha söylüyoruz!</p>



<p></p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/gelen-gunlerimiz-aydinligin-esitligin-ozgurlugun/">Gelen Günlerimiz Aydınlığın, Eşitliğin, Özgürlüğün…</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/gelen-gunlerimiz-aydinligin-esitligin-ozgurlugun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5029</post-id>	</item>
		<item>
		<title>MESS’in Dayatmalarına Karşı Direniş!</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/messin-dayatmalarina-karsi-direnis/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/messin-dayatmalarina-karsi-direnis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kerem Usluer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Jan 2026 13:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Birlik ve Dayanışma Gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=5027</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 6. sayısında yayımlanmıştır. Metal sektöründe devam etmekte olan toplu sözleşme görüşmeleri sendikalı yaklaşık 150 bin işçiden daha fazlasını ilgilendiriyor. Buradan çıkacak artış oranı tüm sektör için belirleyici olacak. Geçtiğimiz döneme baktığımızda metal sektöründe üretim artışı yaşandı, ciro artışları enflasyonun üzerine çıktı. Bu artışı sağlayan teknolojik yatırımlar değil, işçilerin daha [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/messin-dayatmalarina-karsi-direnis/">MESS’in Dayatmalarına Karşı Direniş!</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em><strong>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 6. sayısında yayımlanmıştır.</strong></em></p>



<p>Metal sektöründe devam etmekte olan toplu sözleşme görüşmeleri sendikalı yaklaşık 150 bin işçiden daha fazlasını ilgilendiriyor. Buradan çıkacak artış oranı tüm sektör için belirleyici olacak.</p>



<p>Geçtiğimiz döneme baktığımızda metal sektöründe üretim artışı yaşandı, ciro artışları enflasyonun üzerine çıktı. Bu artışı sağlayan teknolojik yatırımlar değil, işçilerin daha uzun saatler çalışması oldu. Türk Metal Sendikası ise tüm bunlara gözünü kapayarak sözleşme öncesinde işçiler arasında piyasaların durgun ve patronların zorda olduğu görüşünü yaydı. İşçilerin karşı çıkmasına rağmen % 38 artış önerdi.</p>



<p>MESS toplu sözleşme masasına bu yıl da sefalet ücreti dayatması ile geldi. % 10’luk artış oranı ile başlayan görüşmeler sonuçlanmadı ve uyuşmazlığa gidildi. Bu durumun ardından 60 günlük yasal arabuluculuk görüşmeleri başladı. Sözleşmenin işçi tarafında Türk Metal ve Birleşik Metal İş bulunuyor. Türk Metal her TİS sürecinde olduğu gibi yine patron sendikası MESS ile birlikte hareket ediyor. Süreci uzatarak bir bıktırma taktiği izliyorlar. Tabii masada yalnızca ücretler yok; çalışma koşulları, yan haklar ve iş güvencesi de önemli maddeler. Geçtiğimiz yıl metal işçilerinin yaşadığı ekonomik tablonun özeti ise aşağıda:</p>



<p>“DİSK Araştırma Merkezi (DİSK-AR) tarafından hazırlanan aralık ayı Ücret Kayıpları İzleme Raporunda metal iş kolunda MESS üyesi iş yerlerindeki ortalama ücrete denk gelen “brüt 3 asgari ücret” (78 bin 17 TL) düzeyinde gelir elde eden işçilerin kayıplarını çarpıcı bir şekilde ortaya koydu. Metal işçisi düzeyindeki bir çalışanın ücreti, Mayıs 2025 itibarıyla yüzde 27’lik vergi dilimine girmesi nedeniyle yüksek kesintilere maruz kaldı. Kasım 2025’te bu düzeydeki brüt ücretten yapılan vergi ve prim kesintisi 25 bin 582 TL’ye ulaşırken, aynı ayda enflasyon kaynaklı erime ise 15 bin 594 TL oldu. Böylece metal işçisi statüsündeki bir çalışanın sadece Kasım ayındaki toplam kaybı 41 bin 176 TL olarak gerçekleşti. Yılın 11 aylık dönemi toplu olarak incelendiğinde ise bu ücret grubundaki bir işçinin enflasyon ve kesintiler nedeniyle yaşadığı toplam kayıp 360 bin 873 TL gibi rekor bir seviyeye çıktı. Sonuç olarak, bu ücret düzeyindeki gelirin yüzde 42.1’i vergi, kesinti ve enflasyon yoluyla işçinin elinden alındı.”<br>(Evrensel/Andaç Aydın Arıduru )</p>



<p>Birleşik Metal İş Sendikası bu dayatmalara karşı aralık ayının sonunda vardiya başına 1’er saatlik iş durdurma eylemleri yapıldı. Sendika Genel Başkanı Özkan Atar “MESS’in yüzde 10 zam dayatmasına karşı başlatılan iş durdurma eylemlerinin planlı ve kararlı bir mücadele hattının parçası olduğunu, 8 Aralık’ta MESS ile uyuşmazlık tutulmasının ardından Merkez Toplu Sözleşme Komisyonunu toplayarak üretimden gelen gücün kullanılması yönünde karar aldıklarını hatırlattı. 18 Aralık’ta sözleşme kapsamındaki tüm fabrikalarda birer saatlik iş durdurma eylemi yapıldığını belirten Atar, 21 Aralık’ta Gebze’de gerçekleştirilen mitingin de işçiler açısından önemli bir moral ve dayanışma yarattığını söyledi.“<br>Bugün ülkenin % 63’ü asgari ücret sınırında bir gelir elde ediyor. Sendikalı çalışanlar ise en az 3’te 1 oranında daha fazla gelir elde ediyorlar. Bu örgütlü mücadelenin bir sonucu. MESS kendisiyle iş birliği yapacak sendikalarla TİS sürecine katılmak istiyor. Eylemler, direnişler ise patronları korkutuyor; bu yüzden yasaklar ve baskılarla sonuç almaya çalışıyorlar.</p>



<p>Bugün sınıfın hafızasında mücadeleyle kazanılan haklar var. Ama kuşaklar zamanla değişiyor; bu yüzden genç işçilere bu hafıza aktarılmalı. Bu da ancak alanda ve direnerek olur.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/messin-dayatmalarina-karsi-direnis/">MESS’in Dayatmalarına Karşı Direniş!</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/messin-dayatmalarina-karsi-direnis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5027</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Azami Sefalete Karşı Birlik ve Dayanışma</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/azami-sefalete-karsi-birlik-ve-dayanisma/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/azami-sefalete-karsi-birlik-ve-dayanisma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Orhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Jan 2026 13:51:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Birlik ve Dayanışma Gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=5024</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 6. sayısında yayımlanmıştır. Her yıl aynı tiyatro, aynı dekor, aynı oyuncular… Milyonlarca emekçinin gözü kulağı Asgari Ücret Tespit Komisyonu’ndan çıkacak rakamdayken, masadan çıkan sonuç yine yaşadığımız gerçekliğin çok çok uzağında kaldı. Ancak mesele sadece masadan çıkacak bir rakam ya da cüzdana girecek üç kuruşluk zam değil. Asgari ücret tartışmaları, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/azami-sefalete-karsi-birlik-ve-dayanisma/">Azami Sefalete Karşı Birlik ve Dayanışma</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em><strong>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 6. sayısında yayımlanmıştır.</strong></em></p>



<p>Her yıl aynı tiyatro, aynı dekor, aynı oyuncular… Milyonlarca emekçinin gözü kulağı Asgari Ücret Tespit Komisyonu’ndan çıkacak rakamdayken, masadan çıkan sonuç yine yaşadığımız gerçekliğin çok çok uzağında kaldı. Ancak mesele sadece masadan çıkacak bir rakam ya da cüzdana girecek üç kuruşluk zam değil. Asgari ücret tartışmaları, bu ülkede emeğin nasıl değersizleştirildiğinin, yoksulluğun nasıl kurumsallaştırıldığının en çıplak örneğidir.</p>



<p>Bugün asgari ücreti konuşurken, sadece geçim derdini değil; daha önce defalarca altını çizdiğimiz topyekûn bir saldırı dalgasını konuşuyoruz.</p>



<p>Öncelikle şu gerçeği teslim etmeliyiz: Türkiye artık bir asgari ücretliler toplumu olmuştur. Avrupa’da çalışanların %5-10’u asgari ücret alırken, ülkemizde bu oran %50’leri aşmıştır. Eskiden en düşük ücret olan asgari ücret, bugün artık ortalama ücret haline getirilmiştir.</p>



<p>Daha da vahimi, sermaye sınıfının ve iktidarın yeni icadı olan hedeflenen enflasyon tuzağıdır. İşçiye diyorlar ki; “Sana geçmişteki (gerçekleşen) yüksek enflasyona göre değil, gelecekte (hedeflediğimiz) düşük enflasyona göre zam yapacağız.” Yani; işçi markete gittiğinde bugünün yakıcı fiyatlarıyla, kirasını öderken bugünün fahiş oranlarıyla karşılaşıyor; ama maaş zammını “hayali bir bahar havasına” göre alıyor.</p>



<p>2025 yılı boyunca ara zam yapılmayarak işçinin cebindeki paranın pula döndürüldüğünü unutmadık. Bugün açlık sınırının 30 bin TL’ye dayandığı bir ortamda, bu sınırın altında kabul edilen rakam, işçiye aç kal demektir.</p>



<p>Sendikalar Masanın Neresinde?</p>



<p>İşçi sınıfı tarihinin en ağır ekonomik krizlerinden birini yaşarken, sendikalar ne yapıyor? Çoğu, sarı sendikacılık pratiği içinde, işverenin ve iktidarın çizdiği sınırların dışına çıkmaya korkuyor. Hak mücadelesi, klimalı salonlarda yapılan basın açıklamalarına ve dostlar alışverişte görsün türünden eylemlere hapsedilmiş durumda.</p>



<p>Sınıfın öfkesini örgütlemek yerine, onu sönümlendiren bu uzlaşmacı sendikal anlayış bugün işçinin boynundaki zincirlerin bir halkası haline gelmiştir.</p>



<p>İşçi Sınıfı Ayağa Kalkmalı</p>



<p>Bu yoksulluk, 6 Şubat depremlerinde gördüğümüz o büyük yıkımın ardından gelen sahipsizlikle aynı kökten beslenmektedir. Depremde enkaz altında kalan da, bugün enflasyonun altında ezilen de, MESEM çarkları arasında hayatını kaybeden çocuklar da aynı sınıfın insanlarıdır. Sermaye, kâr oranlarını korumak için işçinin can güvenliğinden, çocuğun eğitim hakkından ve emeklinin huzurundan çalmaktadır.</p>



<p>Kurtarıcı beklemek, celladına âşık olmaktır. Tarih bize göstermiştir ki; hiçbir hak, egemenler tarafından tepsiyle sunulmamıştır. 8 saatlik iş günü de, hafta tatili de, kıdem tazminatı da direnerek kazanılmıştır.</p>



<p>Bugün ihtiyacımız olan şey bellidir. Düzenin siyasi partilerine, seçim sandıklarına ya da bizi oyalayan sahte kurtarıcılara bel bağlamak değil; işçinin, emekçinin, kadının ve gencin Birlik ve Dayanışma Hareketi’ni örmesidir. İhtiyacımız olan; sermayenin ve emperyalizmin dayattığı bu sömürü düzenine karşı, eşitlikçi ve özgürlükçü bir düzen talebini yükseltmektir.</p>



<p>Taleplerimiz nettir: Barınmadan gıdaya, ulaşımdan sağlığa kadar tüm temel ihtiyaçlarımızın piyasanın insafına bırakılmadan karşılandığı, eşit bir düzen istiyoruz.</p>



<p>Mahallemizde, fabrikamızda, ofisimizde yan yana gelmeli; şikâyet etmeyi bırakıp geleceğimizi kendi ellerimize almalıyız. Çünkü bizi bu karanlıktan çıkaracak olan tek şey, sınıfın örgütlü mücadelesidir.</p>



<p>Hem geçmişte hem de bugün mevcut işçi direnişleri, bize umudun nerede olduğunu göstermektedir. Bir atölyede, bir fabrikada, bir madende yakılan direniş ateşi, örgütlü bir güce dönüştüğünde neleri değiştirebileceğinin kanıtıdır.</p>



<p>Yoksulluğa, güvencesizliğe, çocuklarımızın geleceğinin çalınmasına ve sendikal ihanetlere karşı tek bir çıkış yolumuz var: Birlik ve Dayanışma…</p>



<p>Artık söz bitti, sıra eylemde. Yeter söz işçinin!</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/azami-sefalete-karsi-birlik-ve-dayanisma/">Azami Sefalete Karşı Birlik ve Dayanışma</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/azami-sefalete-karsi-birlik-ve-dayanisma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5024</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çözüm “Trump Barışı”nda Değil,Emekçilerin İktidar Mücadelesindedir</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/cozum-trump-barisinda-degilemekcilerin-iktidar-mucadelesindedir/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/cozum-trump-barisinda-degilemekcilerin-iktidar-mucadelesindedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Evrim Saldıran]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Jan 2026 13:46:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Birlik ve Dayanışma Gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=5021</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 6. sayısında yayımlanmıştır. Ortadoğu’da emperyalist dizayn projesinin ilerlediği bir evreden geçiyoruz. Sistemin çok kutuplu yapısından kaynaklanan gerilim, sıkışma ve çatışma olgularının yoğunlaştığı bölgelerden biri olarak değerlendirilebilecek Ortadoğu; Arap Baharı, Suriye’ye yönelik emperyalist saldırganlık süreci, İsrail’in bölgedeki hakimiyetinin siyasi, askeri, ekonomik, ideolojik olarak güçlendirilmesi, Gazze katliamı, HTŞ’nin Şam’da yönetimi ele [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/cozum-trump-barisinda-degilemekcilerin-iktidar-mucadelesindedir/">Çözüm “Trump Barışı”nda Değil,Emekçilerin İktidar Mücadelesindedir</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em><strong>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 6. sayısında yayımlanmıştır.</strong></em></p>



<p>Ortadoğu’da emperyalist dizayn projesinin ilerlediği bir evreden geçiyoruz. Sistemin çok kutuplu yapısından kaynaklanan gerilim, sıkışma ve çatışma olgularının yoğunlaştığı bölgelerden biri olarak değerlendirilebilecek Ortadoğu; Arap Baharı, Suriye’ye yönelik emperyalist saldırganlık süreci, İsrail’in bölgedeki hakimiyetinin siyasi, askeri, ekonomik, ideolojik olarak güçlendirilmesi, Gazze katliamı, HTŞ’nin Şam’da yönetimi ele geçirmesiyle birlikte Suriye’nin çözülüşü gibi olgularla yeni bir emperyalist dizayn evresine geçmiş durumda.</p>



<p>Emperyalist yayılmacılık ve saldırganlığın yoğunlaştığı tek alan ya da cephe şüphesiz Ortadoğu değil. NATO konsepti olarak değerlendirilebilecek ve Rusya, Çin, İran’ın zayıflatılmasını, etkisiz kılınmasını hedefleyen yaklaşım , bir dizi bölgede farklı biçim ve içerikte gerilim, sıkışma, çatışma ve savaş olgularını da besliyor ve derinleştiriyor.</p>



<p>Uzun yıllardır gelişen bu durumun ise artık somutlanma evresinde olduğumuz ifade edilebilir. “Trump barışı ya da doktrini” olarak ifade edilen bu yaklaşım Filistin’de, Ukrayna-Rusya ekseninde, Azerbaycan-Ermenistan geriliminde ve bugün Suriye’nin yeniden inşasıyla birlikte Türkiye’de yürütülmeye çalışılan “çözüm süreci”nde somutlanmaya çalışılıyor.</p>



<p>Savaş döneminin yerini “anlaşmalar ve barış” sürecine bıraktığını ifade etmiyoruz. Özünde, çok kutupluluğun sıkışma ve gerilim başlıklarından kaynaklı gelişen savaş ve çatışma dönemi artık yerini mevcut durumun yasallaştırılmasına, hukuksal zeminde tanımlanmasına bırakıyor. Bu durumun yeni gerilim başlıklarını beraberinde getireceği şimdiden görünüyor.</p>



<p>Suriye’de oluşan yeni tablo ve yine bu zemin üzerinden gelişen “çözüm süreci” de bu içerikten bağımsız gelişmiyor. Bugün “çözüm süreci”ne dair genel algı AKP iktidarının iç siyasette yaşadığı sıkışmayı aşma arayışı olarak kodlansa da içinden geçtiğimiz sürecin bunun ötesinde bir anlam taşıdığı açığa çıkmış durumda. Suriye ve Türkiye zemininde ilerleyen süreç tıpkı diğer örneklerde olduğu gibi bir “Trump barışı” olarak değerlendirilmek durumunda.</p>



<p>Emperyalizmin yönelimlerinden biri İran’ı kuşatmak ve Ortadoğu’da İsrail’in etkisini artırmaktı. Ortadoğu geldiği nokta itibariyle bu projeye yakınlaşmış durumda. Bugün Suriye’deki dinamikler değerlendirildiğinde emperyalizm karşıtı, bağımsızlıkçı bir yaklaşımın gelişemeyeceği açığa çıkmış durumda.</p>



<p>Bu tablonun emperyalist-kapitalist sistemin çok kutuplu yapısına nasıl etkide bulunacağı bir tartışma konusu olmakla birlikte bugün Ortadoğu’da yaşayan emekçiler için gündeme alınması ve mücadele edilmesi gereken bir olgu olarak değerlendirilmek durumunda.<br>Emperyalizmin, İsrail’in, AKP ve HTŞ’nin Türkiye’yi de içine alan biçimde Ortadoğu’da ideolojik, siyasi, ekonomik ve askeri açıdan etkisini artırmasının Türk, Kürt, ve Arap halkları başta olmak üzere Ortadoğu halklarının çıkarına olmadığı vurgulanmak durumunda. Bu durumun “sosyalizmin son kalesi Rojava’yı korumak” üzerinden değerlendirilmesi, Türkiye’de demokratik ortamın geliştirilmesi, Kürt sorununun çözülmesi, barış ve kardeşlik ortamının yaratılması noktalarıyla ele alınması büyük bir yanılgı halini almış vaziyette.</p>



<p>Sermaye düzeni, emperyalizm ve gericilik üçlüsü bir bütün olarak karşıya alınmadığı sürece eşitlik, özgürlük, bağımsızlık ve kardeşliğin gelişeceği zeminin yaratılamayacağı başa yazılarak yol alınmalıdır. Bugün Türkiye’de düzen muhalefetinin sahte umutlarına kapılmamak da, AKP-MHP’nin “yeni-Osmanlıcı” yönelimlerine meşruiyet katmamak da bu bütünlüklü yaklaşımdan geçmektedir.</p>



<p>Türkiye’de emekçilerin eşitliğe, özgürlüğe, insanca yaşama, ve kardeşliğe duyduğu özlem küçümsenmemelidir. Halklar arasında düşmanlığı körükleyen emperyalizm ve NATO’dur. İşçi sınıfına açlık sınırının altında ücreti reva gören sermaye düzeni ve onun temsilcisi AKP iktidarıdır. Toplumun her yanını saran ve teslim almaya çalışan, kadınları toplumsal hayattan soyutlamayı hedefleyen, gençliğin aklını esir almaya çabalayan gericiliktir. Tüm bunların ortak noktası ise sömürü düzeninin ilerlemesi, sistemin işlemesidir.</p>



<p>Bir diğer yanılgı ise “demokratik ortamın ve katılımın geliştirilmesi” ile birlikte Türkiye’deki sorunların çözüleceğine dair değerlendirmelerdir. Bugün yaşadığımız yoksullaşmanın ve artan sömürünün, eğitimin, sağlığın, ulaşımın piyasanın insafına bırakılmasının, geleceksizliğin, hukuksuzluk ve adaletsizliklerin basit bir yönetim sorunu olmadığı, sermaye düzeninin çıktıları olduğu ve bu düzen içerisinde çözülemeyeceği gerçeği emekçilerin yürüteceği mücadele açısından da önem taşımaktadır.</p>



<p>Emekçiler tam da bu açıdan düzenin her unsuruna karşı bağışıklık kazanmalı, bugün tüm sorunların üzerinde olan bir sermaye iktidarı sorunu olduğu gerçeğine odaklanmalıdır. Irkçılığın, mezhepçiliğin, emekçileri bölmeye ve etkisiz kılmaya çalışan düşüncelerin de panzehiri burada bulunmaktadır.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/cozum-trump-barisinda-degilemekcilerin-iktidar-mucadelesindedir/">Çözüm “Trump Barışı”nda Değil,Emekçilerin İktidar Mücadelesindedir</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/cozum-trump-barisinda-degilemekcilerin-iktidar-mucadelesindedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5021</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eğitim Değil, Ucuz İş Gücü: MESEM</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/egitim-degil-ucuz-is-gucu-mesem/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/egitim-degil-ucuz-is-gucu-mesem/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kerem Usluer]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 14:12:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Birlik ve Dayanışma Gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=5041</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 5. sayısında yayımlanmıştır. Ekonomik ve bölüşüm krizinin sonuçlarından biri olan yoksulluğun sonucu, kötü şartlarda yetişen ve yaşayan, temel gereksinimlerden yoksun çocukların iş yaşamına özellikle ağır ve emek yoğunluğu yüksek sektörlere çok erken yaşlarda katılmasıdır.Ülkenin ekonomik ve eğitim politikaları ne yazık ki bu şekilde yapılandırılmıştır. Çocuklar için başka bir seçenek [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/egitim-degil-ucuz-is-gucu-mesem/">Eğitim Değil, Ucuz İş Gücü: MESEM</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em><strong>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 5. sayısında yayımlanmıştır.</strong></em></p>



<p>Ekonomik ve bölüşüm krizinin sonuçlarından biri olan yoksulluğun sonucu, kötü şartlarda yetişen ve yaşayan, temel gereksinimlerden yoksun çocukların iş yaşamına özellikle ağır ve emek yoğunluğu yüksek sektörlere çok erken yaşlarda katılmasıdır.Ülkenin ekonomik ve eğitim politikaları ne yazık ki bu şekilde yapılandırılmıştır. Çocuklar için başka bir seçenek yaratamayan ve hatta sermaye için bunu teşvik eden devlet, bunu meşru hale getirmek zorunda olduğundan dolayı bir proje ile ortaya çıkmış ve buna da Mesleki Eğitim (MESEM) ismini vermiştir.</p>



<p><strong>Mesleki Eğitim</strong></p>



<p>Toplumsal üretime katkıda bulunacak nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi bu iş gücünün bilinçli ve kolektif kullanımı, toplum için faydalıdır. Tabii bu bir eğitim sürecidir teknik beceri gelişimi kadar. Bu eğitim çocukların akademik, pedagojik ve toplumsal bilinç olarak ilerlemesini de sağlamalıdır. Üretimin sürecinin bütününü kavrayacak eğitim ile de kendine, kendi emeğine, ilişkilerine, dünyaya ve yaşama yabancılaşmanın da önüne geçilebilir.</p>



<p>Bu eğitimin kimin için verildiği bu noktada önemlidir.</p>



<p>Bilginin gelişimi, aktarılması sanayi toplumu ile birlikte hız kazandı. Meslek eğitimi de üretim tarzının değişmesi ile usta-çırak ilişkisinden daha hızlı, daha ucuz bir üretim hedefleyen bir yapıya dönüştü. Bu süreçte insanın iş yerinde bir makinanın parçası haline gelmesi ile mevcut iş gücü niteliğinden başka nitelikli elemanlara ihtiyaç duyuldu.</p>



<p>Cumhuriyet ile birlikte meslek eğitiminde günün koşullarına ve gereksinimlere göre meslek okulları açıldı. Erkek, Kız Sanat okulları ile birlikte Ticaret okulları vardı. Bunun yanında yıllar içinde Tapu Kadastro, Hastabakıcılık, Hemşirelik, Balıkçılık, İnşaat Ustalığı, Ziraat, Matbaacılık, Laborant, Otelcilik, Meteoroloji, Aşçılık gibi meslek özellerinde okullar açıldı.<br>Piyasaya tam teslimiyetine ise 1980 yılından sonra başladı. O yıllarda yazın 21 günlük olan staj 1987 ile önce yarı dönem staja sonra ise 2 gün okul 3 gün staja dönüştü. Hedef ise toplum faydasından daha çok sermayenin ucuz iş gücü sağlaması idi. O yıllarda meslek liseli olarak akademik eğitimin, pedagojik gelişimin dikkate alınmadığı ve ayrıca mesleki eğitimin yetersiz olduğu yaşama değil üretim sürecindeki ucuz emeğe hazırlandığımız bir eğitim dönemi geçirdik. Staj dönemi okuldaki meslek seçiminden bağımsız ağır işlerin yüklenilmesi ile geçiyordu. O ve daha sonraki yıllarda okuduğu bölüme ait bir işte kendini bulan öğrenci sayısı da çok azdır.</p>



<p>2014 yılında liseler kapatılıp Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri altında toplandı. 2016 yılında ise Mesleki Eğitim adı altında 4 gün işyerinde 1 günlük okulda eğitim olan ve 4 yıl süren bunun sonucunda lise diplomasına dönüşen bir proje başlatıldı.</p>



<p><strong>Bir Dönüşüm MESEM</strong></p>



<p>Mayıs 2019’da Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk Anadolu Ajansı’na şunları söylemişti.</p>



<p>“Bakan Selçuk, mesleki ve teknik eğitimin doğası gereği sektörle yakın iş birliği gerektirdiğinin altını çizerek, bu konuya sistematik yaklaştıklarını vurguladı. Geleceğin güçlü Türkiye’si için nitelikli teknik elemanlar yetiştirmek üzere tüm hazırlıkları tamamladıklarına dikkati çeken Selçuk, “Bakanlık olarak meslek liselerindeki tüm alanlarda iş dünyası ile iş birliği yaptık. Meslek liselerinde 53 alanda iş dünyası ile imzalanmış 128 protokol yürütüyoruz. Sektörle birlikte planlanan eğitimleri almış meslek lisesi öğrencilerimize istihdamda öncelik tanınacak. Dolayısıyla bu yıl tercih yapacak öğrencilerimize mesleki ve teknik eğitimi bir alternatif olarak düşünmelerini tavsiye ediyorum.”</p>



<p>Açıklamadaki sektörle iş birliği okuldaki eğitimin sermayeye teslim edilmesi, sistematik yaklaşım ucuz iş gücü sağlamaktan başka bir anlam taşımıyor. Sermaye bir katkısı olmadan bu iş gücü havuzundan yararlanmasının ilanı bu. Ve en tehlikelisi ise çocuk işçiliğin meşruiyet kazanması.</p>



<p>Bakan, meslek ve teknik eğitimin öğrenciler için iyi bir tercih olduğunu söylerken, öğrenciler içinse durum zayıf bir akademik eğitim, temel eğitimde eksiklik, erken yaşta eğitimden koparılarak iş yaşamının olumsuz yanları ile tanışması ve gelecek için mesleki beceri kazanılması yerine düşük ücretli işlere mecbur kalmaktan başka bir anlam taşımıyor.</p>



<p>Bunun yanında daha ciddi ve güncel sorun ise iş sağlığı, güvenliğinin yetersizliği, denetimin yapılmaması amacın öğrenim değil üretim olmasıdır.<br>İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin verilerine göre 2024 yılında 9 çocuk işçinin iş cinayetinde yaşamını kaybettiği bir projedir MESEM.</p>



<p>Bu proje burjuvazinin kârını korumak ve arttırmak ile ilgili. Çocuklarımızı geleceksizlikten kurtarmaktan başka seçeneğimiz yok. Elbette çocukları iş yaşamına iten ekonomik politikaları değiştirmek zorundayız. Ama ondan önce de bu projenin sonlandırılması için de mücadele etmeliyiz. Yalnızca kaza ve cinayet olduğunda kadrajımıza girmemeli; yaşamı kavramış, donanımlı, toplumsal fayda sağlayacak emeğine yabancılaşmamış çocuklar, gençler ile geleceğimizi kurmalıyız.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/egitim-degil-ucuz-is-gucu-mesem/">Eğitim Değil, Ucuz İş Gücü: MESEM</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/egitim-degil-ucuz-is-gucu-mesem/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5041</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
