Altaylı, “Benim durumumda açık bir hukuksuzluk var, herkes görüyor bunu. Ama, iş dünyasından tek bir kişi çıkıp da bu durumla ilgili tek bir kelam etmedi. Dışarıya çıktığımda iş dünyasının içinden geçeceğim. Türk burjuvazisi filan deniyor, burjuva filan değiller. Üstü bakırla kaplanmış kasaba esnafı hepsi. Onların yanında, asıl üst sınıfı toplumun geride kalan çoğunluğu oluşturuyor” dedi.
Fatih Altaylı’nın basına yansıyan bu sözlerinden yaşadığı hayal kırıklığının boyutunu anlıyoruz. Yıllarca sözcülüğünü yaptığı, imajlarını düzenlemek için elindeki medya imkanlarını sunduğu burjuvazinin kendisini yalnız bırakmasını anlayamıyor. Geçmişte vizyoner bakışlarını, rafine zevklerini öve öve bitiremediği burjuvaziye kızgın, ihanete uğramış hissediyor. Durduğu yerden haksız mı bakalım, örneğin 19 Eylül 2019’da kendi sayfasında neler yazmış:
“Çocukluğu ve gençliği Koç Grubu’na yönelik suçlamaları dinlemekle geçmiş biri olarak, yıllar sonra gelinen noktada, Türkiye’de yaşayan her yurttaşın bu gruba ve bu aileye en azından asgari bir saygı duyması gerektiğini düşündüm hep. Pek çok yanlışları da olsa, Türkiye’nin sanayileşme hamlesi sırasında uluslararası marka olma konusunda geç kalmış olduklarını düşünsem de 70’li yıllarda ellerini taşın altına koyduklarını ama ağır taşlardan uzak durduklarını idrak etmiş olsam da bu grup ve bu aile Türkiye için önemlidir. 150 bine yakın insana doğrudan iş sağlayan, bunun birkaç katı insana dolaylı istihdam yaratan, Türkiye’nin ihracatının yüzde 16’sını tek başına gerçekleştiren ve bunu yaparken siyasi desteğe mazhar olmayan bir gruba saygı duymak gerekir” 1
Anlıyoruz, Altaylı’nın burjuvazinin toplumdaki rolü, düzendeki sorumluluğu ile ilgili sorunu yok. Örneğin, alt sınıf olarak tanımladıklarının neden çoğunluğu oluşturduğu ile ilgili bir sorgulama yaptığına dair emare de yok. Evet, çoğunluğu yoksul ama aynı zamanda asil ve gururlu olarak tanımlıyor , en azından ihanet etmeyeceklerini düşünüyor. Yukarıda saygı duymamız için bizi hizaya sokmaya çalıştığı grubu da bir anda kasaba esnaflığına dönüştürüyor. Bu gelgitler sırasında kafasını çok meşgul eden sorunun yanıtını bulamıyor çünkü şu tespitten çıkamıyor. “Türkiye’nin ihracatının yüzde 16’sını tek başına gerçekleştiren ve bunu yaparken siyasi desteğe mazhar olmayan bir gruba saygı duymak gerekir” Sanıyor ki burjuvazi başarılarını siyasi destek olmadan yapmış. O siyasi desteğin bugün şikayet ettiği suskunluğun nedeni olduğunu anlaması için sanırım zaman ihtiyacı var.
Altaylı’nın haklı olarak şikâyet ettiği hukuk, aslında sözcülüğünü yaptığı burjuva egemenlerinin hukuku. Bugün burjuvazinin; iktidarını sürdürecek, sömürüye devam edecek, iş cinayetlerinin üstünü kapatacak, teşviklerin akmasını sağlayacak ve bu konuda kendisinin yanında olacak hukuka ihtiyacı var.
Ve bumerang gibidir hayat. Belki 25 yıl önce Hayata Dönüş için yazdıklarından pişmandır.2
Belki iktidara verdiği şu destek için,
“Ben bugünkü iktidarın bu ‘‘komplekssiz tavrı’’nı çok beğeniyorum. Meclis’teki mutlak hákimiyetlerine rağmen bu ülkeyi ‘‘dediğim dedik, çaldığım düdük’’ tavrıyla yönetmiyorlar.
Türkiye gerçek demokrasiye ancak böylesine ‘‘kompleksten uzak’’ bir tavırla ulaşacak.”3
Sonuç yerine ; Altaylı patronlarına kızgınmış. Patronları hep aynıydı. Kendi çıkarları neyse her zaman onu yaptılar. Bugün Altaylı’dan bir çıkarları kalmayınca bir peçete gibi buruşturup kenara attılar. Evet, haksızca içeride Altaylı. Fakat burjuvazi hep aynıydı.
- https://fatihaltayli.com.tr/yazarlar/fatih-altayli/2019-09-19/mustafa-kocun-vizyonu ↩︎
- 20 Aralık 2000 Hürriyet ↩︎
- https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/fatih-altayli/kuran-kurslari-ve-komplekssiz-bir-hukumet-188742 ↩︎


