Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 2. sayısında yayımlanmıştır.
Erdoğan, altı yıl sonra yeniden Beyaz Saray’a çıkarak, hem dışarıda hem içeride kaybettiği meşruiyeti yeniden üretmeye çalıştı. Trump’la yapılan görüşmelerde pazarlık masasına konan başlıklar; enerji anlaşmaları, yaptırımlar, finansal taahhütler Türkiye’nin emperyalist merkezlere ne kadar bağımlı hale geldiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Trump ile samimi fotoğraf karelerinin bedeli, memleketin geleceğine pranga vuracak anlaşmalar oldu.
Bu arayışın içeriye dönük tamamlayıcısı ise TBMM’de sahnelendi. Meclis açılışında Erdoğan, muhalefet liderlerini yanına dizerek birlik görüntüsü verdi. Ekonomik saldırılar, siyasal baskılar sürerken düzen muhalefeti iktidarın kurduğu sahnenin figüranlığının parçası oldu. AKP, halka dönük saldırılarına karşı toplumsal direncin kırılması için muhalefetle birlik görüntüsü veriyor. Düzen muhalefeti, meşruiyeti sarsılmış ve yirmi üç yıllık iktidarının en zayıf dönemini yaşayan iktidara can suyu vererek iktidarın meşruiyet arayışına destek oluyor. Düzen muhalefeti, iktidarın çizdiği sınırlar içerisinde siyasetini sürdürmeye devam ediyor.
Mehmet Şimşek’in “Orta Vadeli Programı” tam da bu teslimiyetin ekonomik çerçevesidir. Uluslararası sermayeye güven vermek adına hazırlanmış bu program, milyonlarca işçinin, emekçinin, emeklinin yaşamını daha da yoksullaştırıyor. Kamu harcamalarında kısıntı, ücretlerin baskılanması, emeklilik hakkının budanması, sosyal desteklerin azaltılması… Tüm bunlar, “rasyonelleşme” adı altında emekçilerin cebinden alınan her kuruşun sermayeye aktarılmasının yeni yöntemidir. Bugün “rasyonel” diye sunulan politikalar, krizin bedelinin işçi sınıfına ödetilmesinden başka bir anlam taşımıyor.
Ekonomik krizin sorumlusu olan sermaye sınıfı, bu düzenin kaymağını yerken, milyonlarca emekçi yaşam mücadelesi veriyor. Enflasyon, vergi artışları, özelleştirmeler, taşeronlaştırma ve güvencesizlik işçilerin hayatını kuşatmış durumda. SGK primleri sermayeye peşkeş çekiliyor; emekliler yıllarca çalışmanın karşılığını değil, bir “lütuf” gibi sunulan açlık maaşlarını alıyor. Bu tablo yalnızca ekonomik bir çöküş değil; aynı zamanda halkın emeğini ve geleceğini sistematik biçimde gasp edilmesidir.
İnsanlığa açlık, yıkım ve geleceksizlik üreten bu düzen ve temsilcileri kalıcı hiçbir meşruiyet yaratamazlar. Memleketin geleceğini emperyalist merkezlerde ipotek altına alan, halkı sömürüye mahkûm eden bu düzen değişmelidir. Emperyalist odaklardan, patronlardan ve gericilikle uzlaşılarak bu karanlık düzenden çıkış mümkün değildir.
Emekçiler yıllardır sahte umutlarla aldatıp iktidarın belirlediği sınırlar içerisinde kalan muhalefeti sırtından atmalıdır. İnsanca bir yaşamı eşitlikçi bir düzen kavgasını yükselterek kaderini eline almalıdır.
İşte bu nedenle sınıf siyaseti yeniden ayağa kalkmalıdır. Bugün emekçiler için tek çıkış, düzenin sınırlarını aşan bir siyasal hatta, bağımsız bir işçi sınıfı hareketine yaslanmaktadır. Bu ülkenin geleceği emperyalist güçlerin masalarında değil, iş yerlerinde, işçi direnişlerinde, kadınların ve gençlerin mücadelesinde şekillenecektir. Sosyalist hareketin görevi, halkı düzen içi kutuplaşmalara mahkûm eden siyaset anlayışını reddetmek; sömürünün, gericiliğin ve emperyalizmin karşısına bütünlüklü bir mücadeleyle çıkmaktır.
Bu nedenle mücadele yalnızca iktidara değil, tüm düzene karşı verilmelidir. Siyasal bir işçi hareketi kurulmadan, işyerlerinden mahallelere uzanan birlik ve dayanışma kurulmadan bu düzen değişmez.
Bu memleketin geleceği, halkın örgütlü gücüyle yeniden yazılacaktır. Emperyalizme, gericiliğe ve sermaye düzenine karşı verilecek birleşik mücadele, eşitliğin ve özgürlüğün kapısını aralayacaktır. Bu memleket emperyalistlerin pazarlık masasında peşkeş çekilemez.
Görev açıktır: Memleketine, emeğine ve geleceğine sahip çıkan milyonları bir araya getirmek, dayanışmayı büyütmek, sömürüye karşı yeni bir toplumsal düzen kurmaktır.
Bu memleket satılık değildir. Bu halk teslim alınamaz. Eşitliğin, özgürlüğün ve işçi sınıfının iktidarını kuracak olan biz; işçiler, kadınlar, gençleriz.
Bu memleketin gerçek sahipleri bizleriz.


