<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hasan Orhan, Author at Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</title>
	<atom:link href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/author/hasan-orhan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr</link>
	<description>Gücümüz Birliğimizden Gelir</description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Feb 2026 18:20:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.5</generator>

<image>
	<url>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2025/10/cropped-BDS-Logo-For-Print-CMYK-32x32.png</url>
	<title>Hasan Orhan, Author at Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</title>
	<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">248468133</site>	<item>
		<title>Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/affetmeyecek-unutmayacak-helallesmeyecegiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Orhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 11:34:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Birlik ve Dayanışma Gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=5057</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 8. sayısında yayımlanmıştır. Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz! Türkiye saatiyle 04.17’de başlayan ve milyonların hayatını sonsuza dek değiştiren felaketin üzerinden üç koca yıl geçti. Resmi rakamlara göre 50 binden fazla, gayriresmi tahminlere göre ise çok daha fazla yurttaşımızı yitirdiğimiz bu büyük yıkım, aradan geçen zamana rağmen tazeliğini korumakta. Kahramanmaraş merkezli 7,7 [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/affetmeyecek-unutmayacak-helallesmeyecegiz/">Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em><strong>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 8. sayısında yayımlanmıştır.</strong></em><br><br><strong>Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!</strong><br><br>Türkiye saatiyle 04.17’de başlayan ve milyonların hayatını sonsuza dek değiştiren felaketin üzerinden üç koca yıl geçti. Resmi rakamlara göre 50 binden fazla, gayriresmi tahminlere göre ise çok daha fazla yurttaşımızı yitirdiğimiz bu büyük yıkım, aradan geçen zamana rağmen tazeliğini korumakta. Kahramanmaraş merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremler 11 ili yerle bir etti. Bugün depremin üçüncü yıldönümünde, rant odaklı politikaların yarattığı tahribatı tüm çıplaklığıyla görüyoruz.</p>



<p>Depremin ilk saatlerinden itibaren, enkaz altından yükselen seslere devlet kurumlarından önce halkın kendisi yanıt verdi. Depremden sonraki ilk günlerde yardım gitmeyen, arama-kurtarma çalışması yapılmayan binlerce mahalle bulunuyordu. Yurttaşlar kendi imkanlarıyla enkaz başlarında nöbet tuttu. Afet yönetimindeki bu boşluk, halkın dayanışmasıyla kapatılmaya çalışıldı; insanlar bir sıcak çorbayı, bir battaniyeyi birbirine ulaştırabilmek için seferberlik ağı ördü. Ancak bu çaba bile yetersiz kaldı, özellikle ağır iş makineleri ve profesyonel kurtarma ekipleri gerektiren durumlarda birçok yurttaşımız kurtarılmayı bekleyerek enkaz altında can verdi.</p>



<p><strong>Asrın Felaketi Değil Asrın Cinayeti</strong></p>



<p>“Asrın felaketi” söylemiyle sorumluluğu doğaya atmaya çalışan iktidar, depremin ilk ve en kritik saatlerinde tam bir çaresizlik ve koordinasyonsuzluk sergilemişti. Depremin 20. saatinde ekranlara çıkan bir AFAD yetkilisi, “Her noktanın kontrol altında olduğunu, gidilmeyen yerin kalmadığını” iddia etse de gerçekte sahada büyük bir kaos hâkimdi.</p>



<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, depremden yaklaşık bir ay sonra Adıyaman’da yaptığı açıklamada, “Maalesef ilk birkaç gün Adıyaman’da arzu ettiğimiz etkinlikte çalışma yürütemedik” diyerek, iktidarın deprem karşısında felç olduğunu bizzat itiraf etmek zorunda kaldı. Ancak bu itiraf gelene kadar, iktidarın önceliği yardımları hızlandırmaktan ziyade, “Devlet nerede?” diye soranları not etmek ve tehdit etmek oldu. Altyapı çalışması yapmayan GSM operatörleri ya da depremde pistleri kırılarak kullanılamaz hale gelen Hatay Havalimanı’nı yapan şirketlere halk dışında kimse hesap sormuyordu.</p>



<p>Deprem bölgesi olan ülkemizde afet yönetimindeki bu başarısızlıklar yeni değil, yıllardır süre gelen sorunlar. Örneğin, Kahramanmaraş Valiliği ve AFAD’ın 2020 yılında yayımladığı raporda, kentte 7,5 büyüklüğünde bir deprem senaryosu çalışılmış ve “şehrin büyük bir kısmının etkileneceği” öngörülmüştü. Raporda, tehlikeli bölgelerdeki yapıların tahliyesi ve zemin etütlerinin yapılması gerektiği açıkça belirtilmesine rağmen, bu hayati uyarılar görmezden gelindi ve hiçbir önlem alınmadı. Benzer şekilde Jeoloji Mühendisleri Odası da 2021 yılında Cumhurbaşkanlığına ve ilgili kurumlara Maraş için deprem uyarısı mektubu göndermişti. Bilim insanlarının ve raporların “geliyorum” dediği felaket karşısında iktidar, hiçbir ciddi hazırlık yapmamış olmasının bedelini halka ödetti.</p>



<p><strong>Kızılay’ın Çadırları</strong></p>



<p>Depremin en büyük skandallarından biri, halkın en zor anında yanında olması beklenen Kızılay’ın, depremzedelere bedelsiz çadır dağıtmak yerine, elindeki çadırları yardım kuruluşlarına satmasıydı. Depremin üçüncü gününde, insanlar soğukta barınacak yer ararken, deposundaki çadırları satarak ticari bir işletme gibi hareket etti.<br>Geçmişte Elâzığ depreminin ardından Kızılay Başkanı Kerem Kınık’ın krizi fırsata çevirip bağış istemesi ve kurumun daha önce cihatçı gruplara yönelik yardım iddialarıyla gündeme gelmesi, bu durumun zaten yeni olmadığını gösteriyor.</p>



<p>Öte yandan, 17 Ağustos 1999 depreminden bu yana toplanan ve “deprem vergisi” olarak bilinen Özel İletişim Vergisi’nin akıbeti de bir başka büyük soru işareti olarak kaldı. Gölcük depreminin ardından geçici olarak getirilen ancak 2009’da kalıcı hale gelen bu vergilerle toplanan milyarlarca liranın nereye harcandığı konusunda iktidar şeffaf bir hesap veremedi. Dönemin maliye bakanları vergilerin “duble yollara” harcandığını söylerken, bir başkası “Deprem vergisi diye bir şey yok” diyebildi. 6 Şubat depreminde ortaya çıkan tablo, 21 yıldır toplanan bu paraların, kentleri depreme dirençli hale getirmek için kullanılmadığını acı bir şekilde gösterdi.</p>



<p>Rant düzeni bunlarla da kalmıyor, depremin hemen ardından yeniden inşa bir “kâr fırsatı” olarak görüldü. Deprem bölgesine giden yardımların organizasyonunda yaşanan sorunlar devam ederken, iktidar hızla beton dökme ve ihale dağıtma telaşına düştü.</p>



<p><strong>Üç Yılın Ardından</strong></p>



<p>Depremin üzerinden geçen üç yılın ardında bölgedeki tablo hâlâ çok ağır. Depremzedelerin bir çoğu hâlâ konteyner kentlerde veya geçici barınma alanlarında yaşamaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bir yıl içinde 319 bin konut teslim edeceğiz” vaadi gerçeği yansıtmamış, teslim edilen konut sayısı vaat edilenin çok gerisinde kalmıştır.</p>



<p>Barınma sorununun yanı sıra, günlük yaşamı felç eden ağır altyapı sorunlarıyla kendini hissettirmeye devam ediyor. Özellikle günde 20 saati bulan elektrik kesintileri, ısınmadan iletişime kadar hayatın her alanını sekteye uğratırken, voltaj dalgalanmaları nedeniyle bozulan elektronik cihazlar vatandaşlar için tazmin edilmeyen ek bir mali külfete dönüşüyor.</p>



<p>Bugün, 6 Şubat’ın yıldönümünde, resmi rakamlarla 53 bin 537, ancak bölgedeki tanıklıklara ve uzmanlara göre çok daha fazla olan yitirdiğimiz yurttaşlarımızı anıyoruz.</p>



<p>Bilim insanları İstanbul ve Marmara Bölgesi için “eli kulağında” uyarısı yaparken, 6 Şubat’ta yaşananların İstanbul’da çok daha büyük bir felakete dönüşme riskiyle karşı karşıyayız. Ancak iktidarın ve yerel yönetimlerin hazırlıkları, İstanbul’daki milyonlarca insanın can güvenliğini sağlamaktan uzak.</p>



<p>6 Şubat göstermiştir ki; insanları deprem değil, kâr hırsı, denetimsizlik, imar afları ve rant odaklı düzen öldürmektedir. Depremde yitirdiklerimizin anısına sahip çıkmak, enkaz altında kalan gerçekleri gün yüzüne çıkarmaktan, sorumluların yargılanmasını sağlamaktan ve yeni felaketleri önleyecek bilimsel, kamusal bir planlamayı hayata geçirmekten geçmekte.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/affetmeyecek-unutmayacak-helallesmeyecegiz/">Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5057</post-id>	</item>
		<item>
		<title>MESEM Gerçeği ve Çocuk İşçilik</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/mesem-gercegi-ve-cocuk-iscilik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Orhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 17:14:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Birlik ve Dayanışma Gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=5079</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. 2026 yılına girdiğimiz şu günlerde, Türkiye’de çocukluk; oyun parkları veya okul sıralarından ziyade, sanayi sitelerinin gri duvarları, ağır metal kokusu ve güvencesiz çalışma koşulları, iş cinayetleriyle özdeşleşmeye başladı. Özellikle son yıllarda eğitim sistemine entegre edilen Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulaması, çocuk işçiliğini “mesleki eğitim” adı altında [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/mesem-gercegi-ve-cocuk-iscilik/">MESEM Gerçeği ve Çocuk İşçilik</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em><strong>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır.</strong></em></p>



<p>2026 yılına girdiğimiz şu günlerde, Türkiye’de çocukluk; oyun parkları veya okul sıralarından ziyade, sanayi sitelerinin gri duvarları, ağır metal kokusu ve güvencesiz çalışma koşulları, iş cinayetleriyle özdeşleşmeye başladı. Özellikle son yıllarda eğitim sistemine entegre edilen Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulaması, çocuk işçiliğini “mesleki eğitim” adı altında meşrulaştırmaktadır.</p>



<p><strong>Devlet Eliyle Ucuz İşgücü Modeli: MESEM</strong></p>



<p>Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM), kâğıt üzerinde, ara eleman ihtiyacını karşılamak ve öğrencileri meslek sahibi yapmak amacıyla kurgulanmış bir eğitim modelidir. Ancak uygulamanın sahadaki karşılığı, bu niyetin çok ötesine geçmiştir. Sistem, ortaokul mezunu çocukların haftanın sadece 1 günü okula gitmesini, kalan 4 günü ise bir işletmede “beceri eğitimi” adı altında geçirmesini öngörüyor.</p>



<p>9, 10 ve 11. sınıflarda asgari ücretin yüzde 30’u, 12. sınıfta ise yüzde 50’si oranında ödenen ücretler, devlet tarafından işverenlere teşvik olarak geri ödenmektedir. Bu durum, işverenler için MESEM’i bir eğitim projesinden ziyade, maliyetsiz işçi havuzuna dönüştürmüştür. Sanayideki küçük ve orta ölçekli işletmeler, sigorta ve maaş yükümlülüğü olmadan çocuk emeğini sömürme imkanına kavuşmuştur. Eğitimciler ve sendikalar, bu sistemi çocuk işçiliğinin yasal kılıfı olarak tanımlamakta; çocukların akademik eğitimden koparılarak, fiziksel ve zihinsel gelişimlerine uygun olmayan ağır sanayi koşullarına itildiğini vurgulamaktadır.</p>



<p><strong>Türkiye’de ve Dünyada Çocuk İşçilik</strong></p>



<p>Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, dünya genelinde 160 milyondan fazla çocuk işçi bulunmaktadır. Afrika ve Asya-Pasifik bölgesi bu sayıların en yoğun olduğu yerler olsa da sorun küreseldir. Ancak Türkiye’deki durum, ekonomik kriz ve göç dalgasıyla birleşerek kendine has ve vahim bir tablo ortaya koymaktadır.</p>



<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, sorunun sadece görünen yüzüdür. 2024 ve 2025 verilerine bakıldığında, Türkiye’de 15-17 yaş grubundaki işgücüne katılım oranının yüzde 25 bandına dayandığı görülmektedir. Ancak bu veriler, kayıt dışı çalışan on binlerce mülteci çocuğu ve MESEM kapsamında “öğrenci” statüsünde göründüğü için istihdam verilerine dahil edilmeyen yüz binlerce genci kapsamamaktadır. Eskiden tarım sektöründe yoğunlaşan çocuk işçiliği, günümüzde sanayi, inşaat ve hizmet sektörüne kaymıştır. Bu sektör değişimi, risk faktörlerini de değiştirmiş; tarladaki güneş çarpması riskinin yerini, atölyedeki pres makinesine sıkışma veya inşaattan düşme riski almıştır.</p>



<p><strong>Kaza Değil Cinayet: Türkiye’de Çocuk İşçi Ölümleri</strong></p>



<p>Türkiye, Avrupa’da iş cinayetlerinde birinci, dünyada ise ön sıralardadır. Bu tablonun en karanlık noktasını ise çocuk işçi ölümleri oluşturuyor.<br>Çocukların, yetişkinler için tasarlanmış makinelerde, koruyucu donanım olmadan ve denetimsiz ortamlarda çalıştırılması ölümlere davetiye çıkarmaktadır. İnşaat iskelesinden düşen, kafası sac büküm makinesine sıkışan veya elektrik akımına kapılan çocukların haberleri, ne yazık ki münferit olaylar olmaktan çıkıp sistematik bir soruna dönüşmüştür. İş Kanunu’na göre çocukların çalıştırılmasının yasak olduğu tehlikeli ve çok tehlikeli işlerde, MESEM kılıfı altında veya kaçak olarak çalıştırılan çocuklar can vermektedir.</p>



<p><strong>Somut Bir Örnek: Dilovası Faciası</strong></p>



<p>2025 yılının acı bilançosu içinde dikkat çeken en büyük toplu iş cinayetlerinden biri, 8 Kasım 2025 tarihinde Kocaeli Dilovası’ndaki Ravive Kozmetik fabrikasında yaşanmıştır. Meydana gelen patlama ve yangında hayatını kaybeden 7 işçiden 3’ü çocuktur. Bu olay, çocukların sanayi bölgelerinde, yanıcı ve patlayıcı maddelerle iç içe, denetimsiz koşullarda çalıştırıldığının en somut kanıtıdır.</p>



<p>Bu tablo bir kaza değil; eğitim sisteminin çökertilmesi, yoksullaştırma politikaları ve sermayenin ucuz emek talebinin bir sonucu.</p>



<p><strong>Veriler Ne Anlatıyor?</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="476" src="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2026/02/2025-yaslar-1024x476.jpg" alt="" class="wp-image-5080" srcset="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2026/02/2025-yaslar-1024x476.jpg 1024w, https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2026/02/2025-yaslar-300x140.jpg 300w, https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2026/02/2025-yaslar-768x357.jpg 768w, https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2026/02/2025-yaslar-903x420.jpg 903w, https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2026/02/2025-yaslar-150x70.jpg 150w, https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2026/02/2025-yaslar-696x324.jpg 696w, https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2026/02/2025-yaslar-1068x497.jpg 1068w, https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2026/02/2025-yaslar.jpg 1129w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin yayımladığı 2025 Yıllık Raporu, Türkiye’deki çalışma yaşamının, özellikle de çocuk işçiliğinin geldiği vahim noktayı “olağanlaştırılmış bir iş cinayetleri rejimi” olarak tanımlamakta. Rapora göre, pandemi döneminden bu yana en yüksek ölüm sayısına ulaşılmış ve 2025 yılında en az 2105 işçi çalışırken hayatını kaybetmiştir. Bu veriler, günde en az 6 işçinin iş cinayeti sonucu yaşamını yitirdiğini göstermektedir.</p>



<p>Raporun en can yakıcı kısmı, çocuk işçi ölümlerindeki rekor artıştır. 2024 yılında 71 olan çocuk işçi ölümü sayısı, 2025 yılında 94’e yükselmiş ve İSİG Meclisi’nin kayıt tutmaya başladığı günden bu yana en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Bu artışın temel sebebi olarak, çocuk işçiliğinin tarımdan sanayiye ve kent merkezlerine kayması ile devlet eliyle yürütülen MESEM politikaları gösterilmektedir.</p>



<p><strong>MESEM ve Devlet Politikalarının Etkisi</strong></p>



<p>Bugün çocuk işçiliğin artmasında devlet politikalarının doğrudan etkisi olduğunu söylemek lazım. MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi) uygulaması, çocukları sanayi için ücretsiz işgücü kaynağı haline getirmiştir. İşverenler, çocuklara ödemeleri gereken ücretleri İşsizlik Fonu’ndan karşılamakta, hatta yemek ve yol parasını dahi ceplerinden vermemektedir. 17 Ocak 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelikle, mesleki eğitime geçiş yaşı fiilen 10-11’e (ortaokul 5. ve 6. sınıf) kadar düşürülmüştür. Bu durum, mesleki eğitim adı altında çocuk işçiliğinin ortaokul seviyesine inmesi anlamına gelmektedir.</p>



<p>Türkiye’deki mesleki eğitim politikalarının mimarisi, pedagojik hedeflerden ziyade TÜSİAD ve MÜSİAD gibi sermaye gruplarının ‘ucuz işgücü’ taleplerine göre şekillendirilmiştir. Bu sistem, özellikle yoksul aile çocuklarını hedef alarak, onlara ‘hem diploma hem meslek’ vaatleri sunmaktadır. ‘Koluna altın bilezik takmak’ ve gelecekte kendi işini kurmak gibi süslü vaatlerle sisteme dahil edilen bu çocuklar, gerçekte Organize Sanayi Bölgeleri’nin (OSB) dişlileri arasına itilmektedir. Onlara sunulan gerçekler ise çalınan çocuklukları oluyor.</p>



<p><strong>Sonuç Olarak</strong></p>



<p>MESEM uygulaması mevcut haliyle bir eğitim modeli olmaktan çıkmıştır. Çocukların haftada 4 gün ucuz işçi olarak kullanıldığı bu sistem yerine, okul temelli ve simülasyon atölyelerinde gerçekleşen gerçek bir mesleki eğitim modeli getirilmelidir. Stajlar, üretim baskısı altında değil, öğrenim odaklı ve sıkı denetim altında yapılmalıdır.</p>



<p>Çocuk işçiliği, yoksulluğun bir sonucudur. Ailelerin ekonomik refahı artırılmadan, çocukların eve ekmek götürme zorunluluğu ortadan kaldırılamaz. Eğitim çağındaki her çocuğun maddi yükümlülüklerden arındırılmış bir şekilde eğitimine devam etmesi devletin anayasal sorumluluğudur.</p>



<p>Bir çocuğun yeri torna tezgahının başı değil, okul sırasıdır. Çocuklarımıza bir gelecek borcumuz var. Bu tablonun değişmesi lazım. Değiştirmemiz lazım.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/mesem-gercegi-ve-cocuk-iscilik/">MESEM Gerçeği ve Çocuk İşçilik</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5079</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Azami Sefalete Karşı Birlik ve Dayanışma</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/azami-sefalete-karsi-birlik-ve-dayanisma/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/azami-sefalete-karsi-birlik-ve-dayanisma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Orhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Jan 2026 13:51:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Birlik ve Dayanışma Gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=5024</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 6. sayısında yayımlanmıştır. Her yıl aynı tiyatro, aynı dekor, aynı oyuncular… Milyonlarca emekçinin gözü kulağı Asgari Ücret Tespit Komisyonu’ndan çıkacak rakamdayken, masadan çıkan sonuç yine yaşadığımız gerçekliğin çok çok uzağında kaldı. Ancak mesele sadece masadan çıkacak bir rakam ya da cüzdana girecek üç kuruşluk zam değil. Asgari ücret tartışmaları, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/azami-sefalete-karsi-birlik-ve-dayanisma/">Azami Sefalete Karşı Birlik ve Dayanışma</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em><strong>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 6. sayısında yayımlanmıştır.</strong></em></p>



<p>Her yıl aynı tiyatro, aynı dekor, aynı oyuncular… Milyonlarca emekçinin gözü kulağı Asgari Ücret Tespit Komisyonu’ndan çıkacak rakamdayken, masadan çıkan sonuç yine yaşadığımız gerçekliğin çok çok uzağında kaldı. Ancak mesele sadece masadan çıkacak bir rakam ya da cüzdana girecek üç kuruşluk zam değil. Asgari ücret tartışmaları, bu ülkede emeğin nasıl değersizleştirildiğinin, yoksulluğun nasıl kurumsallaştırıldığının en çıplak örneğidir.</p>



<p>Bugün asgari ücreti konuşurken, sadece geçim derdini değil; daha önce defalarca altını çizdiğimiz topyekûn bir saldırı dalgasını konuşuyoruz.</p>



<p>Öncelikle şu gerçeği teslim etmeliyiz: Türkiye artık bir asgari ücretliler toplumu olmuştur. Avrupa’da çalışanların %5-10’u asgari ücret alırken, ülkemizde bu oran %50’leri aşmıştır. Eskiden en düşük ücret olan asgari ücret, bugün artık ortalama ücret haline getirilmiştir.</p>



<p>Daha da vahimi, sermaye sınıfının ve iktidarın yeni icadı olan hedeflenen enflasyon tuzağıdır. İşçiye diyorlar ki; “Sana geçmişteki (gerçekleşen) yüksek enflasyona göre değil, gelecekte (hedeflediğimiz) düşük enflasyona göre zam yapacağız.” Yani; işçi markete gittiğinde bugünün yakıcı fiyatlarıyla, kirasını öderken bugünün fahiş oranlarıyla karşılaşıyor; ama maaş zammını “hayali bir bahar havasına” göre alıyor.</p>



<p>2025 yılı boyunca ara zam yapılmayarak işçinin cebindeki paranın pula döndürüldüğünü unutmadık. Bugün açlık sınırının 30 bin TL’ye dayandığı bir ortamda, bu sınırın altında kabul edilen rakam, işçiye aç kal demektir.</p>



<p>Sendikalar Masanın Neresinde?</p>



<p>İşçi sınıfı tarihinin en ağır ekonomik krizlerinden birini yaşarken, sendikalar ne yapıyor? Çoğu, sarı sendikacılık pratiği içinde, işverenin ve iktidarın çizdiği sınırların dışına çıkmaya korkuyor. Hak mücadelesi, klimalı salonlarda yapılan basın açıklamalarına ve dostlar alışverişte görsün türünden eylemlere hapsedilmiş durumda.</p>



<p>Sınıfın öfkesini örgütlemek yerine, onu sönümlendiren bu uzlaşmacı sendikal anlayış bugün işçinin boynundaki zincirlerin bir halkası haline gelmiştir.</p>



<p>İşçi Sınıfı Ayağa Kalkmalı</p>



<p>Bu yoksulluk, 6 Şubat depremlerinde gördüğümüz o büyük yıkımın ardından gelen sahipsizlikle aynı kökten beslenmektedir. Depremde enkaz altında kalan da, bugün enflasyonun altında ezilen de, MESEM çarkları arasında hayatını kaybeden çocuklar da aynı sınıfın insanlarıdır. Sermaye, kâr oranlarını korumak için işçinin can güvenliğinden, çocuğun eğitim hakkından ve emeklinin huzurundan çalmaktadır.</p>



<p>Kurtarıcı beklemek, celladına âşık olmaktır. Tarih bize göstermiştir ki; hiçbir hak, egemenler tarafından tepsiyle sunulmamıştır. 8 saatlik iş günü de, hafta tatili de, kıdem tazminatı da direnerek kazanılmıştır.</p>



<p>Bugün ihtiyacımız olan şey bellidir. Düzenin siyasi partilerine, seçim sandıklarına ya da bizi oyalayan sahte kurtarıcılara bel bağlamak değil; işçinin, emekçinin, kadının ve gencin Birlik ve Dayanışma Hareketi’ni örmesidir. İhtiyacımız olan; sermayenin ve emperyalizmin dayattığı bu sömürü düzenine karşı, eşitlikçi ve özgürlükçü bir düzen talebini yükseltmektir.</p>



<p>Taleplerimiz nettir: Barınmadan gıdaya, ulaşımdan sağlığa kadar tüm temel ihtiyaçlarımızın piyasanın insafına bırakılmadan karşılandığı, eşit bir düzen istiyoruz.</p>



<p>Mahallemizde, fabrikamızda, ofisimizde yan yana gelmeli; şikâyet etmeyi bırakıp geleceğimizi kendi ellerimize almalıyız. Çünkü bizi bu karanlıktan çıkaracak olan tek şey, sınıfın örgütlü mücadelesidir.</p>



<p>Hem geçmişte hem de bugün mevcut işçi direnişleri, bize umudun nerede olduğunu göstermektedir. Bir atölyede, bir fabrikada, bir madende yakılan direniş ateşi, örgütlü bir güce dönüştüğünde neleri değiştirebileceğinin kanıtıdır.</p>



<p>Yoksulluğa, güvencesizliğe, çocuklarımızın geleceğinin çalınmasına ve sendikal ihanetlere karşı tek bir çıkış yolumuz var: Birlik ve Dayanışma…</p>



<p>Artık söz bitti, sıra eylemde. Yeter söz işçinin!</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/azami-sefalete-karsi-birlik-ve-dayanisma/">Azami Sefalete Karşı Birlik ve Dayanışma</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/azami-sefalete-karsi-birlik-ve-dayanisma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5024</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bu Düzen Çocukları Öldürüyor</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/bu-duzen-cocuklari-olduruyor/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/bu-duzen-cocuklari-olduruyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Orhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 14:05:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Birlik ve Dayanışma Gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=5038</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 5. sayısında yayımlanmıştır. Türkiye’nin üzerinde iş cinayetleri adında kapkara bir gölge dolaşıyor; bu kez o gölge, çocukların üzerine düşüyor. Urfa’nın Bozova ilçesinde, devlet eliyle “meslek öğrensin” diye bir marangoz atölyesine gönderilen 15 yaşındaki Muhammed Kendirci’nin işkence edilerek öldürülmesi, yalnızca bir vahşet görüntüsünden ibaret değil. Bu olay sistemli bir sömürü [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/bu-duzen-cocuklari-olduruyor/">Bu Düzen Çocukları Öldürüyor</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em><strong>Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 5. sayısında yayımlanmıştır.</strong></em></p>



<p>Türkiye’nin üzerinde iş cinayetleri adında kapkara bir gölge dolaşıyor; bu kez o gölge, çocukların üzerine düşüyor. Urfa’nın Bozova ilçesinde, devlet eliyle “meslek öğrensin” diye bir marangoz atölyesine gönderilen 15 yaşındaki Muhammed Kendirci’nin işkence edilerek öldürülmesi, yalnızca bir vahşet görüntüsünden ibaret değil. Bu olay sistemli bir sömürü düzeninin, denetimsizliğin ve devlet politikalarıyla büyütülen bir karanlığın dışa vurumu.</p>



<p>İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi verileri, durumun münferit bir olay olmadığını acı bir netlikle yüzümüze çarpıyor. Bugün Türkiye’de yaklaşık 505 bin öğrenci, MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi) kapsamında haftanın dört günü işyerlerinde “stajyer” adı altında ucuz iş gücü olarak çalıştırılıyor. 2025 yılı boyunca en az 80’den fazla çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Son iki yılda sadece MESEM kapsamında en az 15 çocuk, farklı liselerde staj adı altında ise en az 7 öğrenci iş cinayetlerinde can verdi.</p>



<p>Muhammed tek değil; bu liste utanç vesikası gibi uzuyor: İstanbul’da kafası sac büküm makinesine sıkışarak can veren 14 yaşındaki Arda Tonbul, Kütahya’da üzerine sunta blokları devrilen 15 yaşındaki Erol Can Yavuz, inşaattan düşen, elektrik akımına kapılan, pres makinesinde ezilen daha nice çocuk… Bir ülke için bundan daha büyük bir utanç olabilir mi?</p>



<p>İktidarın “gençlere hem diploma hem gelir sağlayan yerli ve milli model” diye allayıp pulladığı MESEM, aslında çocukların organize sanayi bölgelerine dağıtıldığı, “eti senin kemiği benim” zihniyetiyle ucuz işgücüne dönüştürüldüğü bir tuzaktır. Haftanın 4 günü sanayide, yalnızca 1 günü okulda olan bir sisteme “eğitim” denemez. Bu, eğitimi işçiliğin kılıfı haline getiren bir kölelik modelidir. Üstelik maaş ve sigorta yükünü de devlet üstleniyor. Yani patronlara ölümüne çalıştırabileceği “bedava işçi” yani köleler sağlanıyor.</p>



<p>Muhammed Kendirci’nin ölümü, çocukların işyerlerinde ne kadar korumasız olduğunu bir kez daha gösterdi. Okulda olması gereken bir çocuk, sanayi sitesinin sert, denetimsiz ve çoğu zaman şiddet içeren hiyerarşisinin içine atılıyor. Denetim yok, iş güvenliği uzmanı yok, pedagojik yaklaşım yok. Sadece “üretim” ve “kâr” hırsı var.</p>



<p>Son 12,5 yılda en az 770 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Bu sayı yüzlerce sınıf dolusu öğrenci demek. Her biri, piyasanın acımasız çarkları arasında yok edilen bir yaşam. Muhammed Kendirci, bu çocuklardan sadece biriydi ama eğer bu düzen değişmezse sonuncusu olmayacak…</p>



<p>Hiçbir çocuğun kaderi “çalışırken ölmek” olmamalı. Bir çocuğun yeri torna tezgahının başı, inşaat iskelesinin tepesi veya marangoz atölyesi değildir. Çocuğun yeri okul sırasıdır, parktır, kütüphanedir.<br>Bunun için:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Çocuk işçilik yasaklanmalıdır.</li>



<li>MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi) uygulaması derhal kaldırılmalıdır.</li>



<li>Kamusal ve parasız bir eğitim modeli hayata geçirilmelidir.</li>
</ul>



<p>Çocuklarımız fabrikalarda, atölyelerde, tarlalarda iş cinayetlerine kurban gitmemeli. Bu kanlı çarkı durdurmak, Muhammed’e ve yitirdiğimiz tüm çocuklara borcumuzdur.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/bu-duzen-cocuklari-olduruyor/">Bu Düzen Çocukları Öldürüyor</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/bu-duzen-cocuklari-olduruyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5038</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kârı Sermayeye, Yükü Halka: AKP’nin Özelleştirme Karnesi</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/kari-sermayeye-yuku-halka-akpnin-ozellestirme-karnesi/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/kari-sermayeye-yuku-halka-akpnin-ozellestirme-karnesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Orhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2025 06:59:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=4154</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde Bloomberg’in haberine göre Türkiye, İstanbul’daki iki köprü ve çok sayıda otoyolun işletme haklarının devrine hazırlanıyor. Bu yeni bir gelişme gibi görünse de, benzer bir satış süreci 2012’de de yaşanmıştı. O dönem, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve yaklaşık 2 bin kilometrelik otoyolun işletme hakları için 5,7 milyar dolarlık teklif [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/kari-sermayeye-yuku-halka-akpnin-ozellestirme-karnesi/">Kârı Sermayeye, Yükü Halka: AKP’nin Özelleştirme Karnesi</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Geçtiğimiz günlerde Bloomberg’in haberine göre Türkiye, İstanbul’daki iki köprü ve çok sayıda otoyolun işletme haklarının devrine hazırlanıyor. Bu yeni bir gelişme gibi görünse de, benzer bir satış süreci 2012’de de yaşanmıştı. O dönem, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve yaklaşık 2 bin kilometrelik otoyolun işletme hakları için 5,7 milyar dolarlık teklif verilmişti. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 7 milyar doların altındaki bir satışın “vatana ihanet” olacağını söylemişti. İhaleyi Koç Holding, Gözde Girişim ve UEM Group kazanmış, ancak ihale sonradan iptal edilmişti.<br><br>Aslında bu örnek, AKP döneminin genel çizgisini yansıtıyor. AKP iktidarında onlarca kamu kurumu elden çıkarıldı: Petkim, Tekel, Milli Piyango, TEDAŞ, SEKA Kâğıt Fabrikaları, Türkiye Şeker Fabrikaları gibi stratejik işletmeler özelleştirildi.<br><br>Özelleştirme politikalarının tarihi ise çok daha geriye uzanıyor. 12 Eylül Darbesi sonrası uygulamaya konulan 24 Ocak Kararları, Turgut Özal öncülüğünde yürütülen neoliberal dönüşümün temel adımlarındandı. Bu kararlar, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası tarafından hazırlanan yapısal uyum programlarının parçasıydı. Ücretlerin düşürülmesi, sendikal hakların sınırlandırılması, sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi ve kamu işletmelerinin satışı gündeme geldi. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) kurularak özelleştirme resmî politika haline getirildi.<br><br>1986–2024 döneminde gerçekleştirilen toplam özelleştirme gelirleri 71,6 milyar dolar civarındaydı. Esas büyük özelleştirme dalgası, 2001 krizi sonrasında AKP iktidarıyla gelecekti. Bu özelleştirme dalgasının 63,5 milyar dolarlık büyük bir bölümü sadece AKP döneminde gerçekleşti. Bu rakam AKP öncesi dönemin neredeyse 8 katıdır. Yani AKP, özelleştirmede tarihsel bir sıçrama yaratmış, kamu varlıklarının sistemli tasfiyesini gerçekleştirmiştir<br><br>Orta Vadeli Program (OVP) kapsamında açıklanan hedeflere göre, 2025’te 21 milyar dolar olan özelleştirme gelirlerinin 2026’da 185 milyar dolara çıkarılması planlanıyor. Bu da yaklaşık 9 katlık bir artış anlamına geliyor. Bu hedefler, köprü ve otoyolların devri konusundaki haberlerle birlikte düşünüldüğünde, yeni bir büyük özelleştirme dalgasının işaretlerini veriyor.<br><br>Kamu-Özel işbirliği(KÖİ) sürdürülen projeler ile köprülerden otoyollara, havalimanlarından şehir hastanelerine, enerji santrallerinden altyapı hizmetlerine kadar pek çok alanda kamu kaynakları, uzun vadeli gelir garantileri ve yüksek ödeme taahhütleriyle özel şirketlere aktarılıyor. Bu modelde kamu, projelerin risklerini üstlenirken özel sektör ise kârı garanti altına alıyor. Böylece kamu hizmeti üretmek yerine, kamu varlıkları üzerinden özel şirketlere sürekli ve güvenli bir gelir akışı yaratılmış oluyor. Bu projelere verilen garanti ödemeleri, kamu bütçesini her yıl daha fazla zorlamaktadır. Örneğin sadece 2024’te otoyol ve köprü işletmecilerine yapılan garanti ödemeleri 100 milyar TL’yi aşmıştır. Kullanılmayan yollar ve geçilmeyen köprüler için halkın vergileriyle özel sermayeye kaynak aktarılmaktadır. Devlet, sermayeye risk almadan kâr etme imkânı sunarken zararları üstlenmektedir. Yani kârı sermayeye, yükü halka…<br><br>Son yıllarda otoyol ve köprü projelerine verilen garanti ödemeleri kamuoyunda yoğun tartışma yaratmıştır. Geçiş sayıları hedefin çok altında kalmakta, döviz bazlı garanti ödemeleri bütçeye büyük yük getirmektedir. 2025 yılı itibarıyla yalnızca birkaç büyük KÖİ projesine ödenen garanti tutarı, bazı bakanlıkların yıllık bütçesini aşmıştır. Kamu kaynakları, kullanım oranı düşük ve toplumsal ihtiyaçları karşılamayan projeler üzerinden sermayeye aktarılmaktadır. Üstelik bu projelerin çoğu, iktidara yakın büyük sermaye gruplarına verilmiştir. Bu da sorunun teknik değil, sınıfsal olduğunu göstermektedir.<br><br>Öte yandan ülkede genç işsizlik artıyor, emekliler açlık sınırının altında yaşıyor, kıdem tazminatı gibi haklar budanmaya çalışılıyor, emekçiler asgari ücrete mahkûm ediliyor. Buna karşın sermayeye sürekli yeni kaynaklar ve rant alanları yaratılıyor. Bu düzen değişmeli.<br><br>Özelleştirilen bütün kamu kuruluşları acilen kamulaştırılmalıdır. Aksi halde sermayenin çıkarlarına göre şekillenen neoliberal politikalar, yoksulluk ve kriz üretmeye devam edecektir.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/kari-sermayeye-yuku-halka-akpnin-ozellestirme-karnesi/">Kârı Sermayeye, Yükü Halka: AKP’nin Özelleştirme Karnesi</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/kari-sermayeye-yuku-halka-akpnin-ozellestirme-karnesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4154</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
