<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Doğan Yalçın, Author at Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</title>
	<atom:link href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/author/dogan-yalcin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr</link>
	<description>Gücümüz Birliğimizden Gelir</description>
	<lastBuildDate>Wed, 10 Dec 2025 08:27:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.5</generator>

<image>
	<url>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/wp-content/uploads/2025/10/cropped-BDS-Logo-For-Print-CMYK-32x32.png</url>
	<title>Doğan Yalçın, Author at Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</title>
	<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">248468133</site>	<item>
		<title>Patronların Kirli Ağı ve İşçi Sınıfının Afyonu: Futbol!</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/patronlarin-kirli-agi-ve-isci-sinifinin-afyonu-futbol/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/patronlarin-kirli-agi-ve-isci-sinifinin-afyonu-futbol/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Yalçın]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 08:27:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=4920</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün, Mert Hakan Yandaş ve Metehan Baltacı gibi ünlü futbolcuların tutuklanmasıyla gündeme gelen şike ve bahis soruşturmaları, futbol denilen devasa sektörün kokuşmuşluğunu örten göstermelik bir operasyondan ibarettir. Bu süreç, bataklığı kurutmak yerine, bataklığın üzerindeki birkaç sineği avlayarak halka &#8220;adalet tesis ediliyor&#8221; yalanını yedirme çabasından başka bir şey değildir. Futbol, artık bir spor, bir oyun ya [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/patronlarin-kirli-agi-ve-isci-sinifinin-afyonu-futbol/">Patronların Kirli Ağı ve İşçi Sınıfının Afyonu: Futbol!</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bugün, Mert Hakan Yandaş ve Metehan Baltacı gibi ünlü futbolcuların tutuklanmasıyla gündeme gelen şike ve bahis soruşturmaları, futbol denilen devasa sektörün kokuşmuşluğunu örten göstermelik bir operasyondan ibarettir. Bu süreç, bataklığı kurutmak yerine, bataklığın üzerindeki birkaç sineği avlayarak halka &#8220;adalet tesis ediliyor&#8221; yalanını yedirme çabasından başka bir şey değildir.</p>



<p>Futbol, artık bir spor, bir oyun ya da bir kültür faaliyeti değil; dünyanın her yerinde kapitalizmin en parlak, en kârlı endüstriyel metası haline dönüşmüş bir sektördür. Milyarlarca Euro&#8217;luk yayın hakları, sponsorluk anlaşmaları ve oyuncu transferleri üzerinden dönen bu çarkın tek bir amacı vardır: Kâr hırsı. Kârın mutlak tanrı olduğu bu sistemde, haksız kazanç, manipülasyon ve kara para aklama faaliyetleri, bir sapma değil, bizzat sistemin doğal ve kaçınılmaz bir sonucudur.</p>



<p>Peki bu kirli ağın tepesinde kimler oturuyor? Elbette ki patron sınıfı. Ali Koç&#8217;tan Sadettin Saran&#8217;ına, Dursun Özbek&#8217;ten Erden Timur&#8217;una kadar, eski ve mevcut tüm kulüp başkanları ve federasyon yöneticileri; bu ülkenin en büyük holdinglerinin, inşaat şirketlerinin ve finans baronlarının temsilcileridir. Onlar, futbolu bir spor olarak değil, sermayelerini katlama ve siyasi nüfuz sağlama aracı olarak kullanırlar. Burada asıl mesele, sadece sahada şike değil, bu devasa sektör üzerinden yasa dışı bahis ve kumar paralarının aklanmasıdır. Metehan Baltacı&#8217;nın üç liradan dokuz lira kazanacağı önemsiz bir bahis ya da Mert Hakan Yandaş’ın slot çevirmesi değil; bu patronların şampiyonlukları dahi belirleyecek düzeydeki büyük çaplı finansal operasyonları ve yasadışı fonların futbol üzerinden meşrulaştırılması asıl suçtur. Tabi ki kumarın her türlüsü toplumsal bir yıkım ve suçtur, ancak burada birkaç futbolcunun küçük suçu ile burjuvazinin devasa kurumsal suçları arasındaki farkı görmek gerekir. Tutuklanan futbolcular, Türkiye&#8217;deki ciddi kumar bağımlılığı sarmalının ve futbol üzerinden dönen devasa kara para döngüsünün küçük ve feda edilebilir parçalarıdır.</p>



<p>Soruşturmaların kilitlendiği noktada burasıdır: Futboldaki kirliliği temizlemesi beklenen devletin kendisi; bu patronların devleti, burjuvazinin iktidar aygıtı olmasıdır. Neoliberalizm, devletin tüm mekanizmalarını sermayenin hizmetine sunmuşken, holding sahiplerini kökten soruşturmasını beklemek, saflıktır. Sistem, patronlar ve sermaye lehine çalışmaktadır.</p>



<p>Peki hiç mi patronlar yargılanmadı? Evet yargılandı, hapis yattı. 2010’ların başında Aziz Yıldırım, bugün ise Murat Sancak gibi patronlar yargılanıyorsa, bunun tek açıklaması vardır: Adaletin tecellisi değil, iktidar içindeki farklı burjuva kliklerin ve hiziplerin ekonomik ya da siyasi bir çatışma alanına dönüşmesidir. Bir patronun gücü, siyasi rüzgârın değişmesiyle sınırlanabilir ancak sistemin kendisi asla sorgulanmaz. Çark dönmeye devam eder. 2011’de Fethullahçılar güçlü zaman yaşarken şike soruşturmasından yargılanan Aziz Yıldırım, 17/25 Aralık operasyonu sonrası devlet içi çatışma sonrası Fethullahçıların yargıda güç kaybetmesiyle “FETÖ mağduru” olmuştu. Bugün tutuklanan Ethem Sancak’ın kardeşi Murat Sancak&#8217;ın da benzer bir iktidar içi hizip çatışması içerisinde gözden çıkarılıp yargılandığı açık bir durumdur.</p>



<p>Futbol, en başta İngiltere&#8217;deki fabrika işçilerinin oynadığı bir sporken; zamanla, sermayenin ellerinde sahte bir rekabet ve tüketim ideolojisiyle kitlelerin bilincini uyuşturan modern bir afyona dönüşmüştür. Portekizli diktatör Salazar’ın ülkeyi 3F ile <em>&#8220;Fado, Fiesta, Futbol&#8221;</em> ile yönettiği itirafı, futbolun siyasi bir oyalama aracı olarak ne kadar kritik olduğunu bizlere kanıtlamaktadır. Metin Kurt da bu gerçeği yıllar önce <em>“Futbol borsada değil, arsada güzel.”</em> diyerek dile getirmişti.</p>



<p>Patronların oyuncağı olan futbolu, yeniden sınıfın oyunu yapmak; paranın saltanatını yıkmaktan geçmektedir. Bu da sosyalist bir devrimci dönüşümden geçer. Ne zamanki işçi sınıfı, sadece futbol sahalarını değil, fabrikaları, iktidarı ve tüm toplumsal hayatı ele alırsa, o zaman futbol da gerçek anlamına kavuşacak; kara para aklama, rüşvet ve bahis denen kavramlar, patronlarıyla beraber tarihin çöplüğünü boylayacaktır.</p>



<p>Kirliliğin kaynağı basit futbolcu isimleri değil, bu sektörü yaratan ve yöneten kâr hırsıdır, yani patronlardır. Hesap sorulacaksa; sporu, kültürü ve sanatı kâr aracı haline getirdikleri için onlar yargılanmalıdır!</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/patronlarin-kirli-agi-ve-isci-sinifinin-afyonu-futbol/">Patronların Kirli Ağı ve İşçi Sınıfının Afyonu: Futbol!</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/patronlarin-kirli-agi-ve-isci-sinifinin-afyonu-futbol/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4920</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ODTÜ’de Kayyumun Göz Boyamaları</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/odtude-kayyum/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/odtude-kayyum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Yalçın]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Oct 2025 19:21:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=4334</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) son zamanlarda ikiyüzlülük ile yönetiliyor. Kayyum Rektör Yozgatlıgil; bir süredir&#160;&#8220;çalışkan&#8221;, &#8220;diyalogcu&#8221; ve &#8220;öğrenci dostu&#8221; rolü ile öğrencilerin gözünü boyamaya çalışmakta. Geçtiğimiz hafta okulun açılış gününde Filistin dersi düzenleten ODTÜ rektörlüğü; bundan yaklaşık 6 ay önce ise İsrail ile petrol ve enerji desteği veren SOCAR’ı üniversiteye sokmuş, ODTÜ ile SOCAR arasında enerji [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/odtude-kayyum/">ODTÜ’de Kayyumun Göz Boyamaları</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) son zamanlarda ikiyüzlülük ile yönetiliyor. Kayyum Rektör Yozgatlıgil; bir süredir&nbsp;&#8220;çalışkan&#8221;, &#8220;diyalogcu&#8221; ve &#8220;öğrenci dostu&#8221; rolü ile öğrencilerin gözünü boyamaya çalışmakta. Geçtiğimiz hafta okulun açılış gününde Filistin dersi düzenleten ODTÜ rektörlüğü; bundan yaklaşık 6 ay önce ise İsrail ile petrol ve enerji desteği veren SOCAR’ı üniversiteye sokmuş, ODTÜ ile SOCAR arasında enerji anlaşmaları imzalanmıştı. Bu ikiyüzlülüğün yanı sıra benzer ikiyüzlülük, okulun sosyal politikalarında da kendini gösteriyor. ODTÜ’de öğrenciler açısından yemekhane şartlarını iyileştirilirken; arka planda yıllardır okulda hizmet veren yemekhane emekçileri ise bu “iyileştirme” sonucunda çalışma saatleri arttırılarak, personel eksikliği nedeniyle kötü çalışma koşullarına mahkûm edildi.</p>



<p>Yine öğrencilerin yaşam şartlarını iyileştirme adı altında yazdan beri devam eden yurt ve kütüphane gibi ortak alanlardaki tadilatlar bitmek bilmiyor. Dönemin 3. haftasına girilmesine rağmen hâlâ kütüphanenin sürekli bir tadilat ve gürültü içerisinde olması öğrencilerin ders çalışmasını engellemektedir. Aynı zamanda yurtlarda da gerçekleşen tadilatlar sonucunda bazı çalışma salonları odaya çevrilerek 10 kişinin yan yana yaşayacağı odalara dönüştürüldü. Evrensel Gazetesi’nde yer alan bir habere göre de yurtlardaki temizlik personeli yetersizliği hâlihazırda var olan işçilerin çalışma saatleri arttırılarak gideriliyor. Rektörlüğün bulduğu çözüm ise her hafta kurayla gece çalışacak işçiyi belirlemek.</p>



<p>Dünde rektörlük ve rektörlük destekli ODTÜ Radyo Topluluğu’nun iş birliğiyle “Back to School” konseri gerçekleşti. Konsere, gençlerin her bahar şenliği döneminde sahne şovları ve şarkıları sebebiyle çıkmasını dilediği; ODTÜ’lü gençler arasında en popüler şarkıcılar arasında yer alan Hayko Cepkin davet edildi. İlk kez “Back to School” adı altında ve daha önce hiç görülmemiş şekilde dönem başında düzenlenen bu konserin; geçen yıl 19 Mart sürecinde ODTÜ A1 kapısından Kızılay&#8217;a yürümek isteyen öğrencilerin üzerine polislerin okula girmesine ve gözaltılar gerçekleştirmesine rektörlük tarafından izin verilmesinin üstünü örtmek amacıyla yapıldığı açıktır.</p>



<p>Fakat öğrenciler bu küçük göz boyama hareketinin farkındaydı. Konsere katılan binlerce kişi dün gece rektörlüğün bu ikiyüzlülüğüne tek ses olup AKP iktidarı ve Kayyum Rektör Yozgatlıgil’e karşı sloganlar ve pankartlar ile yanıt verdi. Konser başlamasından saatler öncesinden konser sonrasına kadar “İsyan, Devrim, Özgürlük”, “Yozgatlıgil ODTÜ’ye Rektör Olamaz”, “Çöpünü Atmayan Tayyipçi Olsun” gibi sloganların konser boyunca sık sık duyulması bizlere gösteriyor ki AKP de kayyumları da meşruluğunu kaybetmiştir. Öğrenci gözünü boyamaya yönelik bu hareketlerin artık öğrenciler nezdinde kayyum rektörleri “öğrenci dostu” göstermediği; aksine ters bir şekilde küçük eylemlere dönüştürücü etkileri olduğu görülmektedir.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/odtude-kayyum/">ODTÜ’de Kayyumun Göz Boyamaları</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/odtude-kayyum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4334</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Filistin Direnişi: Emperyalizmin Planları ve AKP’nin İkiyüzlülüğü</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/filistin-direnisi-emperyalizmin-planlari-ve-akpnin-ikiyuzlulugu/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/filistin-direnisi-emperyalizmin-planlari-ve-akpnin-ikiyuzlulugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Yalçın]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Oct 2025 17:49:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=4249</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ekim 2023’ten bu yana Filistin meselesi, yalnızca Ortadoğu’nun değil dünya siyasetinin de merkezinde yer almaktadır. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarıyla birlikte sivil ölümlerindeki artış, uluslararası insan haklarının ve hukukun ihlali; emperyalist sistemin Ortadoğu’yu yeniden dizayn eden politikasını görünür kılmaktadır. Yıllardır emperyalist devletlerden, bu krizi çözecek tarafsız aktörler olması beklenirken, aksine emperyalizm İsrail’in güvenliğini koşulsuz biçimde garanti [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/filistin-direnisi-emperyalizmin-planlari-ve-akpnin-ikiyuzlulugu/">Filistin Direnişi: Emperyalizmin Planları ve AKP’nin İkiyüzlülüğü</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ekim 2023’ten bu yana Filistin meselesi, yalnızca Ortadoğu’nun değil dünya siyasetinin de merkezinde yer almaktadır. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarıyla birlikte sivil ölümlerindeki artış, uluslararası insan haklarının ve hukukun ihlali; emperyalist sistemin Ortadoğu’yu yeniden dizayn eden politikasını görünür kılmaktadır. Yıllardır emperyalist devletlerden, bu krizi çözecek tarafsız aktörler olması beklenirken, aksine emperyalizm İsrail’in güvenliğini koşulsuz biçimde garanti altına almayı esas alan bir çizgide hareket etmektedir.</p>



<p>Suriye’deki iç savaşın sonucu, bölgesel dengeleri emperyalist güçler lehine değiştiren önemli bir dönüm noktası oldu. Esad hükümetinin düşürülme hedefi, Ortadoğu’da direniş eksenini zayıflatmak ve İsrail’in önünü açmak amacı taşıyordu. Suriye gibi bir direniş cephesinin kırılması, yalnızca bir ülkenin iç yapısını altüst etmekle kalmadı; aynı zamanda Orta Doğu’daki bölgesel anti-emperyalist mücadele hattını da derinden sarstı.<br><br>Bu süreçte Hizbullah’a karşı yapılan saldırılar ve lider kadrolarına yönelik hedefli operasyonlar, örgütün askerî ve siyasi kapasitesini zayıflatarak İsrail’e daha geniş bir hareket alanı sağladı. Ancak daha da çarpıcı olanı, Siyasal İslamcı hükûmetlerin bu yıkım sürecine tepkisi oldu. İsrail ile normal ilişikler sürdüren bu rejimler, Esad’ın düşüşünü ve Şam’ı ele geçiren İŞİD artığı emperyalizm destekli HTŞ’yi selamladı. Hizbullah ve İran’a yönelik saldırıları ise görmezden gelen İslamcılar, Filistin davasını stratejik bir yalnızlığa iterek, Siyonist işgal projesinin önündeki en büyük siyasi engelleri kaldırdı.<br><br>Bugün Ortadoğu’da direniş cephelerinin parçalanması ve İran’ın kuşatılması, emperyalist müdahalelere yeşil ışık yakmış durumda. Tüm bu hesaplı yalnızlaştırma politikalarının sonucu, Filistin halkının direncinin üzerine karabasan gibi çökmüştür. Bölgede son yüzyılın en ağır kıtlık ve insanlık krizi yaşanırken, katil İsrail ordusu insani yardım konvoylarına ve halka nefes aldıracak tüm yardımlara pervasızca saldırmaya devam ediyor.<br><br><strong>ABD&#8217;nin &#8220;Ateşkes&#8221; Oyunu: Emperyalizm, İşgalin Yeni Bir Kılıfını Arıyor</strong><br><br>Sözde &#8220;barış planları&#8221; ile dünya kamuoyunu aldatmaya çalışan ABD emperyalizminin Gazze için hazırladığı plan üç aşamalı tiyatrodan ibaret. Bu plan, İsrail&#8217;in soykırımına ve işgaline meşruiyet kazandırmaktan, Filistin halkının direniş hakkını gasp etmekten başka bir amaç taşımıyor. Bu planın en can alıcı noktası, ilk aşamada İsrail&#8217;in Gazze&#8217;den çekilmiyor olmasıdır. Yani planın gerçek yüzünün işgali kalıcılaştırmak olduğu çok açık. &#8220;Gazze&#8217;nin içinden çekilme&#8221; denen aldatmaca ise işgalci ordunun konumunu değiştirip yeniden düzenlemesinden ibarettir. Bu, Filistin toprakları üzerindeki illegal varlığının ve kontrolünün devamı anlamına geliyor. ABD&#8217;nin sürekli isimleri değişen ama içeriği ismi kadar değişmeyen planı ise, Filistin halkına boyun eğdirildiği, direnişin bastırıldığı ve işgalin normalleştirildiği bir süreci, bölgedeki müttefikleri aracılığıyla yöneterek, nihayetinde mevcut statükonun taraflarca kabulünü ve Ortadoğu’da İsrail’in güvenliğini garanti altına alan bir düzeni kalıcı kılmak. Plan, İsrail&#8217;in &#8220;güvenlik&#8221; paranoyasını meşrulaştırarak, işgalci İsrail’e kendi şartlarını dayatma<br>hakkı tanımaktadır. Filistin halkının tam çekilme ve kalıcı ateşkes talebi, işgal altındaki birhalkın en meşru ve asgari hakkıyken, sömürgeci katil İsrail rejimi ve onun hamisi ABD, soykırımı &#8220;meşru müdafaa&#8221; adı altında sürdürmekte ısrar etmektedir.<br><br>İsrail Başbakanı Netanyahu&#8217;nun &#8220;Hamas&#8217;ı ortadan kaldırmadan ve tüm rehineler serbest kalmadan durmayacağız&#8221; açıklamaları, planın gerçekte ne anlama geldiğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. ABD&#8217;nin &#8220;barış planı&#8221; maskesinin altında, İsrail&#8217;in imha ve işgal politikasının devamı yatmaktadır. ABD, bu planla, İsrail&#8217;e uluslararası alanda zaman kazandırmakta ve soykırımı yönetilebilir krize çevirmek istemektedir.<br><br><strong>Türkiye&#8217;nin Sessiz İşbirlikçiliği</strong><br><br>Bu süreçte, Türkiye&#8217;deki AKP iktidarı söylemi &#8220;Filistin davasına sahip çıkmak&#8221; olarak lanse<br>edilse de pratikte atılan adım koca bir hiç durumunda. Erdoğan, İsrail&#8217;in Gazze&#8217;deki operasyonlarını &#8216;soykırım&#8217; olarak nitelendirerek, bu konuda en güçlü tepkinin Türkiye&#8217;den yükseldiğini ifade ediyor. Fakat, Erdoğan’ın bu söylemi ile uygulamaları arasında çelişkileri resmi rakamlar bile belgelemektedir. Resmi verilere göre, İsrail ile ticari ilişkiler &#8216;Filistin ile ticaret&#8217; gibi kalemler altında devam etmekte, İsrail&#8217;e yönelik çelik ve petrol sevkiyatları sınırlı kısıtlamalar dışında sürmektedir. Ayrıca, uluslararası arenada İsrail&#8217;e silah tedarik ettiği bilinen şirket temsilcilerinin Türkiye&#8217;de ağırlanıyor, sanayi fuarlarında stantları açılmaya devam ediyor. Bu durum, Türkiye hükûmetinin ve sermayesinin söylem düzeyindeki keskin tutumu ile ekonomik ve diplomatik ilişkilerdeki pratik yaklaşımı arasında bir ayrışma olduğu gözler önüne getirmektedir. Tüm bu ikiyüzlü siyasetin, Erdoğan’ın bölgesel hesap ve çıkarlar uğruna Filistin direnişini araçsallaştırdığının açık bir göstergesidir.<br><br><strong>İsrail’in İnsani Dayanışmalara Karşı Saldırıları</strong><br><br>Özellikle Gazze’ye 2007’den bu yana uygulanan ağır abluka, yalnızca Filistin halkının temel<br>ihtiyaçlara erişimini engellemekle kalmadı, aynı zamanda tüm bir toplumu kolektif biçimde cezalandırmanın en çıplak örneklerinden biri halindedir. Bu ablukaya karşı uluslararası dayanışma hareketleri farklı biçimlerde devreye girdi; deniz ve kara yoluyla insani yardım filoları ve konvoyları organize edildi. Bu girişimler, yalnızca insani yardım taşımak için değil, aynı zamanda İsrail’in işgalci ve sömürgeci politikalarını dünya kamuoyuna teşhir etmek için sembolik birer direniş pratiği oldu.<br><br>İlk girişimler 2008’de Özgür Gazze Hareketi tarafından başlatıldı. Küçük teknelerle yapılan seferler, o dönemde birkaç kez başarıyla Gazze’ye ulaşabildi. Lakin İsrail kısa sürede bu girişimleri engellemeye başladı ve uluslararası sularda dahi saldırılar düzenleyerek açıkça korsanlık yaptı. 2010 yılında Türkiye’den yola çıkan Mavi Marmara ve beraberindeki gemiler, bu dayanışma hareketinin en kitlesel örneğini oluşturdu. 600’den fazla gönüllünün katıldığı bu filo, gıda ve ilaç taşımanın ötesinde, Filistin halkıyla omuz omuza verilen uluslararası bir siyasi mesaj niteliği taşıdı. İsrail ordusu, uluslararası sularda bu gemilere vahşi bir saldırı düzenledi; 10 gönüllü katledildi, onlarcası yaralandı. Bu olay, İsrail’in yalnızca Filistinlilere değil, Filistin’le dayanışma gösteren dünya halklarına da düşmanlık beslediğinin çarpıcı bir göstergesi oldu.<br><br>Mavi Marmara katliamının üzerinden yıllar geçti. O günlerde meydanlarda “One Minute” çıkışlarıyla İsrail’e meydan okuyan, halkın öfkesini arkasına alarak siyasi prim yapan AKP iktidarı ve Erdoğan, iş ticari çıkarlar söz konusu olduğunda bambaşka bir tavır sergiledi. Mavi Marmara’da yakınlarını kaybeden aileler ve İHH, Türkiye ile İsrail arasında yapılan anlaşmaya karşı tepkilerini yükseltirken, Erdoğan onlara “Giderken bana mı sordunuz?”diyerek sert çıkıştı. Sonrasında ise İsrail’in yalnızca tazminat ödemesiyle sınırlı kalan diplomatik süreç, İslamcı kesimi tatmin etmedi. Buna rağmen Erdoğan, “İsrail, Türkiye’nin taleplerini karşılamıştır” açıklamasını yapmaktan geri durmadı. Bugün gelinen noktada ise İsrail’le ilişkiler en üst seviyeye çıkarılırken, katledilen on yurttaşımızın hesabı sorulmadığı gibi onların anısı AKP iktidarının hafızasında silinip gitti.<br><br>Mavi Marmara’nın ardından farklı ülkelerden birçok girişim tekrarlandı. Avrupa’dan, Latin Amerika’dan, hatta İskandinavya’dan yola çıkan gemiler Gazze’ye varmak için sefer düzenledi; kara yoluyla örgütlenen Viva Palestina konvoyları da binlerce kilometre aşarak Gazze sınırına dayanmayı başardı. Fakat her defasında İsrail bu girişimlere engel olmaya çalıştı ve oldu. Gerek gemilere el koyarak gerekse kara sınırlarını kapatarak Filistin halkına ulaşmak isteyen dayanışma hareketlerini boğmaya çalıştılar. Buna rağmen, her girişim dünya kamuoyunda yeni bir bilinç yarattı; İsrail’in Filistin halkını açlığa ve sefalete mahkûm eden politikaları daha görünür hale geldi.<br><br>2018’de Norveç ve İsveç’ten yola çıkan Gazze Özgürlük Filosu gemileri bir kez daha aynı akıbete uğradı. İsrail askerleri gemilere el koydu, aktivistleri zorla alıkoydu. Yine de bu seferler, Filistin mücadelesinin dünyanın dört bir yanında sahiplenildiğini kanıtladı. Bugün ise 2023 Ekim Savaşı’nın ardından yükselen dayanışma dalgasıyla örgütlenen Sumud Filosu, bu tarihsel hattın güncel bir devamı olarak sahneye çıktı. Sumud, yani sebat ve direniş, yalnızca bir kavram değil; Filistin halkının iradesini yansıtan evrensel bir sembol olmuş durumda. Ancak İsrail donanması uluslararası sularda bir kez daha saldırıya geçti; en az on beş gemi durduruldu, çok sayıda aktivist gözaltına alındı. Bu saldırılar, uluslararası hukukun açık ihlali ve fiili bir deniz korsanlığıdır. Emperyalist batı devletlerinin sessizliği ise sürmekte. Filistin’e yönelik insani yardım filoları ve konvoyları, bugüne kadar defalarca engellenmiş olsa da her biri tarihe yazılmış birer direniş eylemi olarak hafızalarda yer almakta. Çünkü bu girişimler, insani yardımdan çok daha öte de bir anlam taşıyor: Onlar, İsrail’in sömürgeci politikasına karşı dünya halklarının ortak vicdanını temsil ediyor. İsrail, bu filolara saldırarak yalnızca yiyecek ve ilaçları değil, uluslararası dayanışma iradesini de hedef alıyor. Lakin her saldırı, Filistin halkının mücadelesini daha görünür kılıyor ve dünya halklarının dayanışmasını güçlendiriyor. Bugün Sumud Filosu’nun maruz kaldığı saldırılar, Filistin direnişinin küresel düzeyde sahiplenildiğini bir kez daha kanıtlıyor. Gazze’ye özgürlük talebi, yalnızca Filistinlilerin değil, tüm dünya halklarının ortak talebine dönüşmüş durumda.<br><br>Son kertede Filistin halkının kurtuluşu; ABD, İsrail veya onların -tıpkı 70’lerde 6. Filoya secde eden- Siyasal İslamcı işbirlikçilerinin dayattığı &#8220;çözüm&#8221; planlarıyla değil, ancak işgalin tamamen sona ermesi, mültecilerin koşulsuz geri dönüş hakkının tanınması ve bağımsız, egemen bir Filistin devletinin kurulması ile mümkündür. Bu hedefe giden yol, Filistin halkının meşru direniş hakkından ve uluslararası dayanışmadan geçmektedir.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/filistin-direnisi-emperyalizmin-planlari-ve-akpnin-ikiyuzlulugu/">Filistin Direnişi: Emperyalizmin Planları ve AKP’nin İkiyüzlülüğü</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/filistin-direnisi-emperyalizmin-planlari-ve-akpnin-ikiyuzlulugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4249</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nepal’de Kaybedilen Devrim</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/nepalde-protestolar-yolsuzluklar-sosyal-medya-yasasi-ve-abd-cin-cekismesi/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/nepalde-protestolar-yolsuzluklar-sosyal-medya-yasasi-ve-abd-cin-cekismesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Yalçın]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 15:47:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Perspektif]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=3983</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nepal&#8217;in son 25-30 yılı, feodal monarşiden demokratik cumhuriyete geçiş, Maocu silahlı mücadele, anayasa tartışmaları ve sürekli hükümet değişimleriyle şekillendi. 90’larda Maoist hareket, kırsal feodal yapı, kast sistemi ve egemen aristokrasiye karşı &#8220;Halk Savaşı&#8221; ilan etti. Fakat bu mücadelenin stratejisi, sosyalist iktidarı tüm devlet aygıtıyla ele geçirip kapitalist ilişkileri kökten yıkmak üzerine değildi; önce burjuva-demokratik kurumları [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/nepalde-protestolar-yolsuzluklar-sosyal-medya-yasasi-ve-abd-cin-cekismesi/">Nepal’de Kaybedilen Devrim</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Nepal&#8217;in son 25-30 yılı, feodal monarşiden demokratik cumhuriyete geçiş, Maocu silahlı mücadele, anayasa tartışmaları ve sürekli hükümet değişimleriyle şekillendi. 90’larda Maoist hareket, kırsal feodal yapı, kast sistemi ve egemen aristokrasiye karşı &#8220;Halk Savaşı&#8221; ilan etti. Fakat bu mücadelenin stratejisi, sosyalist iktidarı tüm devlet aygıtıyla ele geçirip kapitalist ilişkileri kökten yıkmak üzerine değildi; önce burjuva-demokratik kurumları oluşturma, monarşiyi kaldırma ve anayasa yapmak gibi aşamalara dayanıyordu. Bu aşamacı yaklaşım, devrimci iktidar perspektifini zayıflattı.</p>



<p>2005&#8217;te Kral Gyanendra&#8217;nın parlamentoyu feshedip tek adam rejimine yönelmesi, siyasi gerilimi artırdı. Maoistler, bu krize burjuva demokratik cephe ile ittifaklar kurarak yanıt verdi. Fakat bu hamle, devrimci potansiyeli reformlara sıkıştırdı. 2008&#8217;de monarşinin kaldırılması ve cumhuriyetin ilanı önemli bir kazanım olsa da Maoistlerin gerici devlet aygıtını parçalamak yerine onu reforme etmeye çalışması, ciddi sorunlara yol açtı. Halk savaşı resmen sona erdikten bir süre sonra silahlı cepheler tasfiye edildi ve gerillaların orduya entegrasyonu süreci başlatıldı. Bu tasfiye, Maoist hareketin devrimci niteliğini daha da bulanıklaştırır duruma getirdi.</p>



<p><strong>Halkın Hayal Kırıklığı</strong></p>



<p>Nepal&#8217;deki reformist ve aşamacı dönüşüm sürecinde yolsuzluklar sistemik bir hal aldı. Üst düzey yetkililer, bakanlar ve yerel yöneticiler, kamu kaynaklarını yanlış kullanma, rüşvet, arazi satışları ve kara para aklama suçlamalarıyla sürekli gündeme geldi. Nepal Komünist Partisi (Maoist merkez) içinde yaşanan &#8220;cantonment scam&#8221; gibi skandallar, hareketin içindeki çürümüşlüğü gözler önüne serdi. Savaş sonrası asker-milis dönüşüm sürecinde, dağıtılması gereken fonların usulsüz kullanımı, bazı liderlerin ve komutanların fonlardan pay alması, halkın devrimcilere olan güvenini sarstı.</p>



<p>Yolsuzluğun yaygınlığı, sadece etik bir sorun değil; aynı zamanda komünist partilere olan güvensizliği, gençlerin siyaset dışına itilmesini ve protestoların radikalleşmesini beraberinde getirdi. Komünist partilerin iktidarda veya koalisyonda olmalarına rağmen bu sorunları çözememesi, halkın soldan beklentilerini ve umutlarını tüketti.</p>



<p><strong>Gençlik İsyanı ve &#8220;Nepo Kids&#8221; Olgusu</strong></p>



<p>Eylül 2025&#8217;te Nepal hükümetinin sosyal medya platformlarıyla temsilcilik açma konusunda anlaşamayıp erişim yasağı getirmesi, özellikle gençler arasında büyük bir tepkiye neden oldu. Sosyal medya, Nepal gençliği için sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda ifade özgürlüğü ve toplumsal eleştirinin ana mecrası haline gelmişti. Yasak, &#8220;#NepoKids&#8221; etiketiyle siyasi elitlerin çocuklarının ayrıcalıklı yaşamlarını, lüks tüketimlerini ve halkla kopukluklarını vurgulayan içeriklerle bir patlamaya neden oldu.</p>



<p>Protestolar, kolluk kuvvetleriyle çatışmalara, devlet binalarının ve siyasi liderlerin evlerinin yakılmasına, hatta başbakanın istifasına yol açacak kadar şiddetlendi. Parlamento feshedildi, geçici hükümet atandı. Eski Yargıtay Başkanı Sushila Karki, gençlerin desteği ve Kathmandu Belediye Başkanı&#8217;nın etkisiyle Nepal&#8217;in ilk kadın başbakanı olarak geçici göreve getirildi. Ancak, bu hareketin arka planında monarşi yanlıları, faşistler ve Hindistan-ABD bağlantılı kurumların olduğuna dair güçlü iddiaların, sürecin &#8220;renkli devrim&#8221; senaryosuna dönüşme riskini beraberinde getirdi.</p>



<p><strong>Büyük Güçlerin Nepal&#8217;deki Hesabı: ABD, Çin ve Hindistan</strong></p>



<p>Nepal&#8217;deki son siyasi kriz, sadece iç yolsuzluklar ve sosyal medya yasaklarıyla açıklanmasının gerçekçi olmayacağı açıktır. Bu kriz, aynı zamanda Güney Asya&#8217;daki büyük güç dengelerinin bir sonucudur. Başbakan K. P. Sharma Oli&#8217;nin Temmuz 2025&#8217;te ilk yurt dışı ziyaretini geleneğe bağlı şekilde Hindistan&#8217;a değil de Çin&#8217;e yapması, diplomatik dengeleri sarsmıştı. Kathmandu&#8217;nun Pekin&#8217;le imzaladığı Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) taslak anlaşması ve 41 milyon dolarlık mali yardım, Çin&#8217;in bölgedeki etkisini artırdı.</p>



<p>ABD ise bu gelişmelere kayıtsız kalmadı. Trump yönetimi döneminde gündeme getirilen 500 milyon dolarlık Milenyum Mücadelesi Sözleşmesi (MCC) enerji ve yol projesi, Nepal&#8217;in Çin&#8217;e yanaşmasına karşı bir hamle olarak değerlendirildi. ABD için asıl mesele, Çin&#8217;in Güney Asya&#8217;daki artan gücünü kırmaktı.</p>



<p>Çin tarafı, resmî açıklamalarında &#8220;istikrar&#8221;, &#8220;düzen&#8221; ve &#8220;Nepal&#8217;in iç işlerine karışmama&#8221; vurgusu yapsa da, bu temkinli söylemin ardında Kuşak ve Yol&#8217;un güvenliği, sınır bölgelerinin kontrolü ve Himalayalar üzerinden yürütülen jeopolitik hesaplar yatıyor. Çin için Kathmandu&#8217;nun istikrarı, sadece komşuluk ilişkisi değil, aynı zamanda Hindistan karşısında stratejik bir denge unsurudur.</p>



<p>Bu protestoların arkasında ABD emperyalizminin etkisinin olması ise tahmin etmesi güç bir analiz olmasa gerek. Öte yandan gençlerin sokaklarda devlet binalarını ateşe vermesini ve parlamentoyu kuşatmasını &#8220;dışarıdan organize edilen klasik bir senaryo&#8221; olarak nitelendirmekte. Parlamentoyu işgal eden grupların teçhizatlı bir şekilde ellerinde profesyonel silahların bulunması ve orak-çekiçli bayrakları yırtmaları, bu iddiaları ciddi anlamda güçlendirmektedir.</p>



<p><strong>Devrimin Kaybedilen Kazanımları</strong></p>



<p>Nepal halkı, devrimle büyük bedeller ödeyerek monarşiyi yıktı ve cumhuriyeti kurdu. Ancak, devrim sonrasında sol hareketin devrimci hedeflerinden uzaklaşması, yolsuzlukların yaygınlaşması ve siyasi istikrarsızlık, halkın umutlarını yerle bir etti. Gençler, yoksulluk, geleceksizlik ve siyasi elitlerin lüks yaşamlarına karşı öfke duymakta.</p>



<p>Ancak, bu öfke, monarşi yanlıları ve ABD destekli gruplar tarafından manipüle edilme riski taşımakta. Nepal&#8217;in jeopolitik konumu, Çin ve Hindistan arasında sıkışmış olması, ülkedeki iç siyaseti de derinden etkilemekte. Reformistlerin halkın gerçek ihtiyaçlarından kopukluğu, ABD emperyalizminin müdahaleleri, Nepal halkının kazanımlarını teker teker kaybetmesine neden oldu.</p>



<p>Bugün Nepal&#8217;de yaşananlar, sadece Nepal halkına değil, tüm dünya halklarına şu gerçeği göstermektedir: Örgütsüzlük ve iktidar hedefinden sapma, halkların kazanımlarını geri almakta ve emperyalizmin müdahalesine zemin hazırlamaktadır.</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/nepalde-protestolar-yolsuzluklar-sosyal-medya-yasasi-ve-abd-cin-cekismesi/">Nepal’de Kaybedilen Devrim</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/nepalde-protestolar-yolsuzluklar-sosyal-medya-yasasi-ve-abd-cin-cekismesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3983</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Yangınların Anatomisi: Kapitalizm, Altyapı ve Yetersizlikler</title>
		<link>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/turkiyede-yanginlarin-anatomisikapitalizm-altyapi-ve-yetersizlikler/</link>
					<comments>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/turkiyede-yanginlarin-anatomisikapitalizm-altyapi-ve-yetersizlikler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Yalçın]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 14:42:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Perspektif]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/?p=3804</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin yaz aylarında en önemli gündemi, özellikle son yıllarda daha da artan, orman yangınlarıdır. Akdeniz ikliminin getirmiş olduğu; yazların sıcak ve kurak olması aynı zamanda rüzgârların artışı, yangın için bir hayli elverişli ortamı hazırlamaktadır. Fakat bu doğal faktörlerin ötesinde yangınların kontrol edilemez boyuta gelmesindeki sebepler; kapitalizmin getirdiği sermaye ilişkilerinin doğayı ve insanı kâr mantığına tabi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/turkiyede-yanginlarin-anatomisikapitalizm-altyapi-ve-yetersizlikler/">Türkiye&#8217;de Yangınların Anatomisi: Kapitalizm, Altyapı ve Yetersizlikler</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p class="body, p {text-align: justify;} dropcapp3">Türkiye’nin yaz aylarında en önemli gündemi, özellikle son yıllarda daha da artan, orman yangınlarıdır. Akdeniz ikliminin getirmiş olduğu; yazların sıcak ve kurak olması aynı zamanda rüzgârların artışı, yangın için bir hayli elverişli ortamı hazırlamaktadır. Fakat bu doğal faktörlerin ötesinde yangınların kontrol edilemez boyuta gelmesindeki sebepler; kapitalizmin getirdiği sermaye ilişkilerinin doğayı ve insanı kâr mantığına tabi kılmasında aranmalıdır.<br><br>Son yıllarda orman yangınlarına en dikkat çeken sebep, elektrik iletim hatlarıdır. AKP dönemi özelleştirmeleri ile belli başlı büyük holdinglere devredilen elektrik dağıtım şirketleri, altyapı yatırımlarını uzun süredir ihmal etmektedir. Köylüler, yıllardır çürüyen direkleri, bakımsız telleri yetkililere defalarca bildirmiş ancak bakımın maliyetli olması, bu yatırımların ertelenmesine yol açmıştır. Bu nedenle kıvılcımın çıkması çoğu zaman kaçınılmaz hâle gelmektedir. İzmir Valisi Süleyman Elban’ın İzmir’deki yangınlar sonucu &#8220;Hem Çeşme hem Ödemiş hem Seferihisar hem de Foça&#8217;daki yangınımız, elektrik hatlarından kaynaklı olarak çıkmış durumda&#8221; demesi bu durumun itirafı niteliğindeydi. Akdeniz yazlarının kavurucu sıcağında, bir kıvılcım bile kilometrelerce ormanı kül etmeye yetmesi ise kesinlikle göz önünde bulundurulması gerekiyor.<br><br>Yangınların söndürülme süreci de bir başka tartışma konusudur. Türkiye’nin yangın söndürme kapasitesi, uzun yıllardır gündeme gelen bir yetersizlik sorunudur. Uçak filosunun sınırlı olması, helikopterlerin ihtiyacı karşılayamaması ve müdahalelerdeki koordinasyonsuzluk, örgütsüzlük yangınların büyümesine önemli bir etken. Bu tablo, her yaz aynı soruları gündeme getirir: “Neden gerekli hazırlıklar yapılmadı? Neden uçaklar zamanında havalanmadı?” ve “Vergilerimiz nereye gidiyor?” Aslında tüm bu soruların cevabı basittir. Yangın söndürme uçaklarına yatırım yapılmaz, çünkü bu doğrudan kâr getirmez. Buna karşılık inşaat ve turizm rantlarına sınırsız bütçe ayrılır. Yani devlet; halkın çıkarlarına değil, sermayenin ihtiyaçlarını karşılamaya odaklanmaktadır.<br><br>Yangınların ardından ortaya çıkan manzara ise toplumsal eşitsizlikleri gözler önüne sermektedir. Köylülerin evleri, zeytinlikleri ve hayvanları büyük zararlar görürken; turistik tesislerin çevresinde<br>daha hızlı ve örgütlü bir müdahale göze çarpar. Bu durum, devletin kaynak kullanımındaki önceliklerini somutlamaktadır. Halkın yaşadığı köyler çoğu zaman kaderine terk edilirken, rant<br>açısından değerli bölgeler daha fazla korunmaktadır.<br><br>Tabii bu tabloyu yalnızca “doğal afet” başlığıyla açıklamak kesinlikle mümkün değildir. Çünkü doğa,<br>yangının çıkışına zemin hazırlasa da onu büyük felakete dönüştüren faktör insan eliyle yapılan tercihlerdir: bakım yapılmayan elektrik direkleri, yatırım önceliği verilmeyen büyük yangın söndürme uçakları, şeffaf olmayan ranta dayalı imar politikaları. Yangınların hemen ardından gündeme gelen “yanan alanlar imara açılacak mı?” sorusu, bu tercihler zincirini daha da görünür kılmaktadır.<br><br>Türkiye’deki orman yangınları artık bir “doğa olayı” değil, toplumsal bir mesele hâline gelmiştir. Çözüm de bireysel çabalarda değil, yapısal değişimlerde aranmalıdır. Elektrik altyapısının kamulaştırılması, bakım ve onarımın piyasa kârına değil toplumsal ihtiyaca göre planlanması. Söndürme kapasitesinin güçlendirilmesi, itfaiye ekiplerine nitelikli eğitimler ve teçhizatlar, yerel halkın bilgi ve emeğinin sürece dâhil edilmesi, bu yapısal önlemlerden bazılarıdır. Aksi hâlde, her yaz<br>aynı sahneler tekrarlanacak; dumanın içinde kaybolan sadece ormanlar değil, aynı zamanda canlarımız olacaktır.</p>



<p></p>
<p>The post <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/turkiyede-yanginlarin-anatomisikapitalizm-altyapi-ve-yetersizlikler/">Türkiye&#8217;de Yangınların Anatomisi: Kapitalizm, Altyapı ve Yetersizlikler</a> appeared first on <a href="https://birlikdayanismaninsesi.org.tr">Birlik Ve Dayanışma&#039;nın Sesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birlikdayanismaninsesi.org.tr/turkiyede-yanginlarin-anatomisikapitalizm-altyapi-ve-yetersizlikler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3804</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
