Ana SayfaMercekÇözüm Süreci İkinci Aşama: Çerçeve Yasa

Çözüm Süreci İkinci Aşama: Çerçeve Yasa

Devlet Bahçeli’nin iki yıl önce Meclis açılışındaki sözleriyle başlayan ‘Çözüm Süreci’ ikinci yılını doldurmak üzere. Meclise getirilen son “Çerçeve Yasa” ile birlikte taraflardan birinin “Çözüm Süreci”, diğerinin ise “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı dönem yeni bir aşamaya taşındı. Fakat geçen zamana rağmen sürecin ismi konusunda dahi bir uzlaşma sağlanabilmiş değil. Ortada henüz sorunun tanımı, yol haritası diyeceğimiz somut adımlar yok. Sadece temenniler, niyet beyanları ve temsili adımlar var.

İki yıldır somut hiçbir adım atılmamış olmasını ve iktidarın Anayasa Mahkemesi kararlarının dahi uygulanmadığını dile getirenlere, sürecin tarihsel ve köklü olduğu için bir günde çözülmesini beklemenin hatalı olduğu açıklaması yapılıyor. Sorunun tarihsel ve köklü olduğu gerçek, ama sorunun ne olduğu konusunda masada olan taraflar iki zıt tanım yapıyor. Bu durum, bu sürecin ne kadar kırılgan ve kaygan bir zeminde ilerlediğini gösteriyor.

Bu süreci kırılgan bir zeminde de olsa başlatan unsurların dış dinamikler olduğunu bölgedeki gelişmeleri hatırlatarak vurgulayalım. İsrail’in Filistin’de uyguladığı soykırım, Lübnan’da Hizbullah’ın tasfiyesi, Yemen’e müdahale ve emperyalizmin Orta Doğu’yu yeniden dizayn etme girişimleri sürecin arka planını oluşturdu. Suriye’de HTŞ’nin iktidara getirilmesi ve İran’a dönük İsrail ve ABD’nin saldırısı, bölgedeki gelişmeler, bir önceki çözüm süreci bittiğinde rafa kaldırıldığı ifade edilen Kürt sorununu yeniden raftan indirilmesine yol açtı. Emperyalist güçlerin bölgeyi kanla ve savaşla yeniden çizdiği bir dönemde süreç tekrar başladı.

Bölgedeki gelişmelerin süreci başlattığını tüm taraflar kabul ediyor, ancak bu gelişmelerin dönüşümün adını koymaktan ve içeriğini doğru bir şekilde açmaktan kaçınıyorlar. Yapılanın doğrudan bir emperyalist müdahale olduğu ve Türkiye’deki egemen sınıfın da bu müdahalede emperyalizm ve siyonizmle işbirliği yaptığı gerçeği gizleniyor. Bunun yerine Türkiye’ye karşı oyunlar kurulduğu algısı yaratılarak iç cepheyi tahkim etmek ve milli birlik ve beraberliği korumak gerektiği anlatılıyor. Bölgede ve ülkemizde halkların tepesinde sallanan büyük bir tehdit olduğu doğrudur. Ancak Orta Doğu halklarının ve ülkemizin karşısındaki en büyük tehdit ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmidir. Türkiye sermaye sınıfı ve onun siyasi aktörleri bu tehdidin karşısında değil aksine onun müttefiki durumundadır. Tehdit bölgeye müdahale eden emperyalist ve işbirlikçi güçlere karşı yapılır.

Dışarıda savaşı gören iktidarın içeride ansızın barışın önemini kavradığı iddiası da koca bir aldatma. Bölgede savaş yoğunlaştıkça Orta Doğu’da emperyalizmin koçbaşlığına soyunan AKP konumunu ve pazarlık gücünü büyütmek istemektedir. Bu durum sadece AKP kurmaylarının dar bir ajandası değil, Türkiye sermaye sınıfının toplam arzusudur. Türk burjuvazisi bölgede yeni pazarlar elde etmek, ucuz iş gücüne erişmek ve hammadde yollarına hâkim olmak istemektedir. Bu yüzden sermayenin hiçbir fraksiyonu Orta Doğu’daki emperyalist dönüşüme itiraz etmiyor. Aksine bu dönüşüme Türkiye sermaye düzeninin en verimli şekilde nasıl entegre edileceğini tartışıyor. Süreci başlatan temel itici güç tam olarak bu sınıfsal çıkardır. Ankara’da gerçekleşen NATO toplantısı önemli bir turnusol oldu. İktidarın emperyalist kasapları ağırlama hevesi kadar muhalefetin üç maymunu nasıl oynadığını görmüş olduk. Sermayenin tüm fraksiyonları yapısal bir itiraz gerçekleştirmiyor.

Kürt siyasi hareketinin önderliği ve temsilcileri de Türkiye’nin bölgede etkili bir güç olmasının yolunun Kürt sorununu çözmekten geçtiğini her fırsatta dile getiriyor. Ahmet Türk’ün yakın zamanda yaptığı açıklama şöyle: “Irak’a da gittim, Suriye’ye de gittim. Bütün Kürtlerin gözü Türkiye’de. Kendilerini hâlâ Osmanlı’dan bu yana Türkiye’nin bir parçası olarak görüyorlar.“

Yine Kürt hareketinin temsilcilerinin İdris-i Bitlisi ile Osmanlı arasındaki ittifak gibi tarihsel referanslara başvurması, halklar arasında barışı işaret etmiyor. Egemen sınıflarla geçmişte yapılan feodal ittifakları günümüze taşımak emekçileri sermaye sınıfının bölgesel planlarına yedekleme arzusu taşımaktır. İdris-i Bitlisi ittifakı tarihsel olarak halkların özgürleşmesini değil, feodallerin yerel beylerin Osmanlı sarayıyla güç birliğini temsil eder. Bugün de sermaye düzeniyle kurulacak benzer bir ittifak Türk ve Kürt emekçilerine özgürlük ve demokrasi değil Türk ve Kürt sermayesinin bölge politikalarına ortak olmak sonucunu doğuracaktır. İki yıllık süreçte somut adımlar atılmazken temenniler ve temsili adımlarla süreç sıcak tutuluyor. PKK’nin fesih açıklaması ve temsili silah bırakması, komisyon toplantıları ve en sonunda Çerçeve Yasa Meclise geldi. Meclisin büyük bir çoğunluğunun desteğiyle Çerçeve Yasa geçti.

Başkanlık sistemiyle Meclisin geçmişe göre etkisi ve işlevi azaldı. Tasdik kurumuna dönüştüğü bir gerçek; son genel seçimlerde AKP’yi devirmek için AKP’nin eskileriyle kurulan Altılı Masa, tarihin en sağcı Meclisinin oluşmasını sağladı. Tarihin en sağcı meclisinin oluşmasına muhalefet kontenjanından girip iktidara payanda olanları ve o gün bu sonuca göz göre göre koşulsuz destek verenleri tartışamıyoruz. Çünkü Altılı Masa’nın adayı sarayın kayyumu olunca vekil tayin ettiklerinin Meclis performansına, masaya dışarıdan destek verenlere sıra gelmiyor. İktidar sıralarında oturanlar da karşısında olanlar da Çerçeve Yasa’ya destek verdi. Mecliste hayır diyenlerin büyük bir çoğunluğu da milliyetçi ve faşist refleksle hareket ederek karşı durdu.

AKP iktidarının gerçek niyetini gören ve sürecin emperyalizmin bölgesel müdahalelerinden dolayı başladığını kabul eden, hatta bu iktidarın barış getiremeyeceğini söyleyenlerin bir kısmı da süreci ve süreç içerisinde atılan adımları destekliyor. Bunu yaparken iki tez öne çıkıyor.

Birincisi, AKP iktidarda kalmak için muhalefeti bölmeye çalışıyor. Kürtlerin oyunu almak ya da Erdoğan’ın karşısında çıkacak adaya destek olmamasını sağlamak için oyun kuruyor. Bu oyunu bozmak için sürece destek olup sonuna kadar desteklenmeli iktidarın oyunu bozulmalı.

İkinci olarak da savaşın durmasının, cezaevlerinden bir kişi dahi olsa dışarı çıkmasının kazanım olduğu, Çerçeve Yasa’ya verilen desteğin başka bir anlamı olmadığı ifade ediliyor.

Birinci tez, yalnızca iktidarı elinde bulunduran kişilerin niyetleriyle sürecin başladığı yanılgısına götürüyor. İktidar, Kürt siyasal hareketi ve Tom Barrack dahi bu sürecin bölgesel gelişmelerden kaynaklandığını söylüyor. Bu nedenle sürecin başlamasını yalnızca iç dinamiklerle, hatta kişilerin yalnızca iktidarda kalma hevesleriyle açıklamak hatalı. İlk tezle bağlantılı olarak, ikinci teze dair söylemek gerekirse bu süreci yürütenler eşit yurttaşlık temelinde bir çözüm arayışında değiller.

Türkiye’nin en köklü tarihsel sorunlarından birisi, emperyalizmin bölgesel ihtiyaçları doğrultusunda İslami bir şemsiye altında veya Yeni Osmanlıcı hülyalarla çözülemez. Böyle bir yaklaşım ülkemize ve bölgemize barış değil sadece daha fazla sömürü ve yıkım getirecektir. Hatırlanacağı üzere bir önceki çözüm süreci de yine dış dinamiklerin belirleyiciliği altında başlamış ve aynı dinamiklerin değişmesiyle kanlı bir şekilde son bulmuştu. O sürecin çöküşünün ardından bölgemizde ve ülkemizde şiddet ve savaş dalgası katlanarak büyüdü.

Bugün halkın seçme ve seçilme hakkını kayyum gaspıyla hiçe sayan, baskıyla ayakta kalmaya çalışan ve siyasi meşruiyeti derinden sarsılmış bir iktidara bu tarihsel sorunu çözme ehliyeti vermek büyük bir yanılgıdır. Komisyonlarda yan yana gelmek ve Çerçeve Yasa’ya onay vermek iktidarın zayıflayan meşruiyetine dolaylı yoldan güç katmaktır. Kürt sorununun gerçek ve kalıcı çözümü emperyalist planların parçası olarak değil Türkiye ve Orta Doğu emekçilerinin ortak mücadelesiyle sermaye düzenine karşı yürütülecek bağımsız bir sınıf hattıyla mümkündür.

Son Eklenenler

Birlik ve Dayanışma Gazetesi 13. Sayısı ile Alanlarda!

Birlik ve Dayanışma Gazetesi 13. Sayısı ile Alanlarda! On üçüncü sayımız “Türkiye Yol Ayrımında! Ya Yeni...

Orta Doğu’da Savunma Arayışları ve Bölgesel Güç Dengeleri

Orta Doğu'da art arda yaşanan gelişmeler bölgedeki dengeleri yeniden şekillendirirken, her yeni adım bir...

Emperyalizm – Gericilik – Piyasacılık Üçgeninde Düzen Kadınlara Ne Vadediyor?

Emperyalizmin bölgemiz ve ülkemiz üzerinde bir tahayyülü var. Bu tahayyül bölgede emek sömürüsünü daha...

Geçmişten Bugüne Emperyalizmin Küba Ablukası

Geçmişten Bugüne Emperyalizmin Küba Ablukası Küba’da son yıllarda uzun süren elektrik kesintilerinin yaşandığı ve hem...