Ana SayfaMercekEmperyalizm - Gericilik - Piyasacılık Üçgeninde Düzen Kadınlara Ne Vadediyor?

Emperyalizm – Gericilik – Piyasacılık Üçgeninde Düzen Kadınlara Ne Vadediyor?

Emperyalizmin bölgemiz ve ülkemiz üzerinde bir tahayyülü var. Bu tahayyül bölgede emek sömürüsünü daha da artırmayı, gericiliği palazlandırmayı ve nihayetinde bölge ülkelerini tam birer sömürgeye dönüştürmeyi kapsıyor. Geçtiğimiz birkaç yılda dünyada, bölgemizde ve ülkemizde artan emperyalist basınç ve devamında işbirlikçi iktidarların emperyalizmle uyumlanma politikaları bu dönüşümün dışarıdaki ve içerideki egemenler arasında bir uzlaşıya dayalı olarak gerçekleştirileceğini göstermiş oldu. Emperyalizmin bütün dünyayı yeniden ve daha geriden hizalama girişimi emekçiler için kuşkusuz daha karanlık günlerin gelmekte olduğunun habercisi, bu tablonun kadınlar için daha da ağır seyredeceğini ise öngörmek zor değil. Genel oy hakkına dönük saldırılar, kayyumlar, mutlak butlan ve CHP – Yeni Parti süreçleri, NATO zirvesi, İran’a saldırılar gibi yoğun siyasi başlıkların yanı sıra kadın haklarına dönük ağır ve kapsamlı ihlaller ve saldırılar da geçtiğimiz sürecin yakıcı başlıklarını oluşturdu.

2022 yılının sonlarında gazeteci Timur Soykan tarafından yapılan haber, H.K.G.’nin 6 yaşında bir kız çocuğuyken İsmailağa Cemaati’ne yakın Hiranur Vakfı’nın kurucusu olan babası Yusuf Ziya Gümüşel tarafından, cemaatin bir başka müridi olan Kadir İstekli ile zorla evlendirildiğini söylüyordu. Yakın zamanda bu davada bir gelişme oldu. İsmailağa Cemaati’nin yöneticilerinin AKP’li cumhurbaşkanı ile görüşmesinin ardından Yusuf Ziya Gümüşel sağlık sorunları gerekçe gösterilerek cezaevinden tahliye edildi. Cemaat mensupları tahliyeyi coşkuyla kutlarken, haber olduğu dönemde bütün ülkeyi sarsan olaydaki bu gelişme, kamuoyunun yoğun siyasi gündemi arasında eriyip gitti.

Daha yakın bir süreçte gündeme gelen bir başka cemaat vakası da Fatmanur Çelik ve 9 yaşındaki kızı ile ilgiliydi. Fatmanur Çelik kendisine tecavüz eden İsmailağa Cemaati’ne yakınlığıyla bilinen Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler ile cemaatin baskısıyla evlendirilmiş, bu evlilikten doğan kızının da öz babası tarafından istismar edildiğini anlaması üzerine bakanlık önünde oturma eylemine başlamıştı. Fatmanur Çelik bu adalet mücadelesi boyunca çok defa engellemelerle karşılaştı, cemaat tarafından hem kendisinin hem de kızının canıyla tehdit edildiğini dile getirdi. Sonunda da Fatmanur Çelik ve kızı Zeytinburnu sahilinde cansız halde bulundu. Ayhan Şengüler’e hiçbir yaptırım uygulanmadı.

Kasım 2025’te, Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde kaçak olarak faaliyet gösteren Ravive Kozmetik firmasında parfüm üretim hattında yaşanan patlama sonucu çıkan yangında 3’ü çocuk 7 kadın işçi hayatını kaybetti, 7 kadın işçi de yaralandı. Defalarca kez şikayet edilen Ravive Kozmetik fabrikasında işçilerin tümünün sigortasız ve güvencesiz olarak çalıştırıldığı ve fabrikaya denetime gelen kamu otoritelerinin hiçbirinin işletmeye bir yaptırım uygulamadığı anlaşıldı.

Bunlar gibi yüzlerce ihlal daha yaşandı, yaşanmaya da devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda bir yenisi daha eklendi, Ağrı’da Özel Mediza Hastanesi’nde hekimlik yapan Op. Dr. Ali Çakır kendi sosyal medya hesabından kliniğinde kadın sünneti yapmakta olduğunu duyuran bir gönderi yayınladı. Durum tepki toplayınca Türk Tabipleri Birliği konuyla ilgili inceleme başlattı. Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı ise yapılan çağrılara rağmen ne hekim ne de özel hastane hakkında bir süreç başlattı.

Bu gündemi özel kılan, Türkiye’de çok zaman önce tedavülden kalkmış olan kadın sünneti vahşetinin geri döndüğünü haber vermesi… Kadın sünneti, hiçbir tıbbi gerekçe olmaksızın kadınların veya kız çocuklarının dış genital organlarının kesilerek çıkarılması işlemini tarif ediyor. Kadın sağlığına hiçbir yararı olmadığı gibi psikolojik ve jinekolojik birçok soruna ve ölümle sonuçlanabilecek komplikasyonlara yol açan bu işlem, sağlık örgütlerince genital mutilasyon (cinsel sakatlama) olarak kategorize ediliyor. İşlem genellikle bebeklik çağı ile ergenlik çağı arasındaki kız çocuklarını hedef alıyor. Yaygın olarak yasak olmasına rağmen Afrika, Güney Asya ve kısmen Ortadoğu’da hala uygulanmaya devam eden bu işleme, dünyada 230 milyonun üzerinde kadının ve kız çocuğunun maruz bırakıldığı biliniyor. Kadın sünneti ayrıca TCK’nın vücut dokunulmazlığına karşı işlenen suçları düzenleyen kısmına göre de (…kasten başkasının vücuduna acı vermek veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olmak…) suç sayılıyor.

Fakat bunlara rağmen Türkiye’de kadın sünneti yapılıyor, hem de sosyal medyada alenen duyurularak yapılıyor. Bu cüret bugün içinde yaşadığımız siyasi atmosferden bağımsız düşünülemez. Bütün yönleriyle ele alındığında bu haber, hem gelmekte olan dönemde nasıl bir toplum ve o toplumda nasıl bir kadın tasarlandığını, hem de bu tasarıma ulaşmakta piyasacılığın ve dinci gericiliğin nasıl araç olarak kullanıldığını ortaya koyuyor. Böylelikle her alanda olduğu gibi kadın sorununa ilişkin mücadele alanlarında da atomize değil, aksine bütünlüklü bir politik kavrayışın vazgeçilmezliğini bize tekrar gösteriyor. Öyle ki, kadın sorunu emperyalizmden, gericilikten ve sömürüden ayrı düşünülemeyecek kadar sisteme içkin ve köklenmiştir.

Emperyalist sömürüyü işçi sınıfının mümkün olduğunca en az direnç göstereceği şekilde maliyetsizce derinleştirmenin yolu kolaylıkla baş eğen, direngenliği kırılmış, sinik ve örgütsüz bir toplum yaratmaktan geçiyor. İşçi sınıfının emeğinin gasbına karşı bile kısıtlı tepkiler göstermesiyle sonuçlanacak böyle bir dönüşümü yaratmak tek aşamalı ve kolay bir süreç değil; zamana yayılmış, uzun erimli ve sistemli sindirme politikalarıyla mümkün kılınabilir.

Öncelikle emekçilerin, kadınların dayanışmayı, birliği, örgütlülüğü yarattığı; birlikte hareket etmenin emekçilere güç aktardığı bir toplumsal atmosfer; düzen politikalarının piyasacı, gerici, emperyalist adımları atmasının önündeki en büyük engel olarak güncelliğini koruyor. Bu adımlar, örgütlülüğün karşısına bireyselleşme; dayanışmanın karşısına yalnızlaşma, birliğin karşısına umutsuzluk üretmekten çekinmiyor. Çünkü gerici, emek düşmanı adımlar ancak örgütsüz toplumda daha sistemli ve uzun vadeli şekilde bir dönüşümü yaratabilir. Emeğin, barışın, eşitliğin, dayanışmanın karşısına; örgütlü gericilik, örgütlü bir sermaye sınıfı, örgütlü emperyalistler çıkarılırken emekçiler, AKP-patronlar- NATO üçgeninde kuşatılmaya çalışılıyor. Ülkemizde ve bölgemizde emperyalist çatışmalar, savaşlar birer olguyken; bu çatışmalar mezhepçi-dinci-şeriatçı çeteler ‘yardımıyla’ katliamlara ve vahşete dönüşüyor. Bu gericilik ve savaş iklimi en çok da kadınların geleceğini ve özgürlüğünü tehdit ediyor.


Bu nedenlerle dinci gericilik emperyalist sömürünün en kullanışlı aparatlarından biridir. Hayatın en küçük birimlerine, ev içlerine, aile bağlarına, ikili ilişkilere kadar nüfuz edebilmesi bakımından da toplumu dönüştürmenin fonksiyonel bir aracı olan gericilik; kadınlar için kalın sınırlarla çevrili, küçük, kapalı bir daire çizer ve bu dairenin dışını ayıplar ve yasaklarla işaretler. Bu yolla sessiz ve sinmiş bir toplumla uyumlu itaatkar kadınlar yaratmak ister. Her gün tekrarlayan ev içi işleri yaparak emek gücünü yeniden üreten ve bu görünmez emeklerinin karşılığında hiçbir hak ve ücret alamayan kadınlar, toplumda da görünmez olsun istenir. Düzenin, kadınların politik ve toplumsal alanda birer özneye dönüşmesinin önünü kesebilmesi için onları istihdamdan koparması, sosyal hayattan izole etmesi, bir toplumsal dinamik olarak kendini var etmesinin kanallarını tıkaması; yani kadınları sosyal, ekonomik, siyasal olarak kuşatması ve yalnızlaştırması gerekiyor. Örgün eğitimden koparma, erken yaşta evlendirme, imam hatip dayatması, kadın düşmanı söylemlerin iktidar eliyle yeniden üretimi, istihdamdan ayırma, esnek çalışma, ev içi hizmet dayatması ve onlarca başlık, hep bu dinamiğe hizmet ederken; ülkemizde sıkça duymadığımız ‘kadın sünneti’ gündemi, bir kez daha kadın düşmanlığının geldiği evreyi bizlere gösteriyor.

Dinci gericiliğin yanısıra piyasacılık da toplumu ve kadını her alanda baskılamanın bir diğer aracı olarak işlevleniyor. Yukarıda anılan haberde kadın sünnetinin özel bir hastanede uygulandığına yer veriliyor. İnsan sağlığının, kadın sağlığının değil, kâr hacminin öncelendiği bu tip ticarethaneler iktidarın bile isteye denetimden azade tuttuğu keyfi müdahale merkezlerine dönüşmüş durumda. İktidar yalnızca denetimsizlik ve mali teşvikler yoluyla değil, kamu kesimlerince verilen sağlık hizmetlerinin kapsamını daraltıp niteliğini düşürerek de bu gibi merkezlere başvuruları artırıyor. Kamu hastanelerine ücretsiz, nitelikli ve kapsamlı sağlık hizmeti almak için hasta olarak başvurduğunda utandırılan, toplumsal baskıyla korkutulan ve sağlık hizmetine erişimi engellenen kadınlar, mecbur bırakılarak özel sağlık kuruluşlarına başvuruyorlar. Burada hem ücretli hem de güvencesiz bir süreç işletiliyor. Kadınlar kamudan hasta olarak alamadıkları tedaviye, bu ticarethaneler kanalıyla müşteri sıfatıyla ulaşmaya çalışıyorlar. Kürtaj hakkına erişimin kamu hastanelerinde neredeyse imkansızlaşması, jinekoloji polikliniklerine başvuran kadınların ailelerinin haberdar edilmesi, sadece evli kadınlara hizmet veren polikliniklerin türetilmesi, HPV aşısı benzeri pek çok önleyici tedavinin bir tür fişleme aracına dönüştürülmesi gibi uygulamalarla sağlık hizmetine erişim kesintiye uğratılmaktadır. Kadın cinselliğini tabulaştırmak, kadını toplum içinde görünmezleştirmek için girişilen bu akıl dışı ve gerici politikaların toplum sağlığı bakımından da ciddi sonuçları oluyor. Erken teşhisle önü alınabilecek rahim ağzı kanseri gibi pek çok hastalık ancak ölümcül olduğunda tanı alabiliyor. Kadınların genellikle partnerlerinden aldıkları cinsel yolla bulaşan hastalıkların önemli bir kısmı teşhis edilemediğinden hastalığın ilerlemesi ve bulaş engellenemiyor.

Tarikat ve cemaatlerin karanlığında kadın ve çocuklara karşı işlenen bunca suç, evlerinde tanıdıkları erkeklerce öldürülen binlerce kadın, güvencesiz işyerlerinde boğaz tokluğuna çalışırken patronların kar hırsına kurban giden kadın işçiler, kadın sünneti adı altında cinsel olarak sakatlanan kız bebek ve çocuklar… Tüm bu sorunlar emperyalizmle, sermayeyle ve gericilikle göbekten bağlıdır. Sayılan sorunların hepsi aynı sınıfın kadınlarına ve kız çocuklarına zarar verir. İşçi sınıfının kadınları ve kız çocukları hem ekonomik ve toplumsal hayattan hem politik alanlardan hem de cinsel kimliklerinden soyutlanarak bastırılmaya çalışılıyorlar.

Böylesine kapsamlı, sürekli ve sistemli bir saldırıyla mücadele de ancak en az bu kadar uzun erimli, ideolojik ve örgütlü bir mücadele ile mümkün olabilir. Saldırı hayatın her alanındaysa, direnç de öyle olmalı; saldırı her gün baştan başlıyorsa mücadele de her gelen gün için yeniden örülmelidir. Dönem dönem ses yükseltip, dönem dönem kabuğuna çekilen mücadele pratikleri geride çaresizlikten ve yılgınlıktan başka bir şey bırakmıyor. Yangın ortasında muhatabı belirsiz, gerçeklikten kopuk, lüks tartışmalar ithal etmek sınıfın kadınlarına bıkkınlıktan başka bir şey getirmiyor. Hayatımızla, toplumsal ve politik konumlanışımızla uyumlu, gerçek bir mücadeleyi, sınıfsal gerçekliğimizle örülü örgütlü bir mücadeleyi emek, bağımsızlık ve eşitlik sacayakları üzerinde kurmaktan başka ufukta bir çıkış görünmüyor. Ancak böyle bir mücadele bizi bu karanlıktan kurtarabilecektir.

Son Eklenenler

Çözüm Süreci İkinci Aşama: Çerçeve Yasa

Devlet Bahçeli’nin iki yıl önce Meclis açılışındaki sözleriyle başlayan ‘Çözüm Süreci’ ikinci yılını doldurmak...

Birlik ve Dayanışma Gazetesi 13. Sayısı ile Alanlarda!

Birlik ve Dayanışma Gazetesi 13. Sayısı ile Alanlarda! On üçüncü sayımız “Türkiye Yol Ayrımında! Ya Yeni...

Orta Doğu’da Savunma Arayışları ve Bölgesel Güç Dengeleri

Orta Doğu'da art arda yaşanan gelişmeler bölgedeki dengeleri yeniden şekillendirirken, her yeni adım bir...

Geçmişten Bugüne Emperyalizmin Küba Ablukası

Geçmişten Bugüne Emperyalizmin Küba Ablukası Küba’da son yıllarda uzun süren elektrik kesintilerinin yaşandığı ve hem...