Geçmişten Bugüne Emperyalizmin Küba Ablukası
Küba’da son yıllarda uzun süren elektrik kesintilerinin yaşandığı ve hem devletin hem de halkın ekonomik olarak zor durumda olduğu burjuva medyasında sıklıkla yer buluyor. Bu haberlerle, sosyalizmin başarısız olduğu ve sosyalist ekonominin ülkeyi krize sürüklediği mesajını alttan alta vermek istiyorlar.
Ama Küba’nın nasıl bu duruma geldiğini ve bu zor durumun sebeplerini bilerek ele almıyorlar. Küba’nın bu duruma gelmesinin en büyük sebeplerinden birinin ABD’nin uyguladığı abluka seviyesindeki ambargo olduğunu görmezden geliyorlar. Bu yazıda, ablukayı geçmişten günümüze özetlemeye çalışacağız.
Devrimden Sonra
1959 senesinin ilk gününde başarıya ulaşan Küba Devrimi, Amerika Birleşik Devletleri açısından şok etkisi yarattı. Hemen burnunun dibinde, sömürge haline getirdiği bir ülkede bir devrimin gerçekleşmesi asla göz yummayacağı bir şeydi. Fidel Castro önderliğindeki 26 Temmuz Hareketi, Küba Komünist Partisi olarak yeniden yapılandırılıp ülkeyi sömüren yabancı şirketlere el konuldukça ABD’nin rahatsızlığı had safhaya ulaştı.
Küba Devrimi’nin önderi Fidel Castro’ya ABD’nin dış istihbarat örgütü CIA, yüzlerce suikast planı hazırlayarak öldürmeye çalıştı. Bunun dışında, Küba’da sosyalist yönetimi devirmek için Domuzlar Körfezi Çıkarması gibi doğrudan işgal eylemlerinin yanı sıra ülke içinde terör eylemleri düzenletmeye kadar birçok şeyi denedi. Ancak devrimin önder kadrosu ve halk tüm bunların üstesinden gelmeyi başardı. Tüm bu çabaları boşa düşen ABD, elindeki en büyük koz olan ekonomik ambargoyu ilk günden itibaren şiddetini artırarak kullandı.
Devrimin üzerinden henüz bir yıl bile geçmişken ambargolar gelmeye başladı. 1960 yılının haziran ayında ABD, Küba’ya petrol ihracatını durdurdu ve Küba, Sovyetler Birliği’yle petrol ticareti anlaşması yaparak sorunu çözdü. Ancak ABD daha sonra adada bulunan Esso, Texaco ve Shell gibi petrol şirketlerine Sovyetler’den gelecek petrolü işlememeleri konusunda baskı yaptı. Fidel ise bu hamleye rafinerilere el koyarak karşılık verdi.
Tüm bu gelişmelerin ardından, 1960 yılının temmuz ayında ABD’den Küba’ya en kritik ambargolardan biri daha geldi: ABD, Küba’dan ithal ettiği şekere sınırlama getirdi. Yer altı kaynakları bakımından fakir olan Küba’da şeker kamışı üretimi ve şeker ihracatı, ülke ekonomisinin bel kemiğini oluşturuyordu. Yeni kurulan Sosyalist Küba açısından felaket anlamına gelebilecek bu ambargo, Sovyetler Birliği’nin desteğiyle alt edildi. Sovyetler Birliği, zararına bile olsa Küba’dan şeker ithal ederek Küba’ya can suyu verdi.
1962’de yaşanan Küba Füze Krizi’ni bahane eden ABD Başkanı J. F. Kennedy, Küba’ya yönelik ambargoyu güçlendirdi ve seyahat yasağı da koydu. Ancak ambargonun o dönemdeki etkisi sınırlıydı. Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist ülkelerin desteğiyle Küba, ekonomik ambargonun ağır yükünü taşımıyordu.
Özel Dönem
1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasının tüm dünya halkları, devrimcileri ve işçi sınıfı için nasıl bir felaket anlamına geldiğini yıllar geçtikçe daha iyi anlıyoruz. Küba, ne yazık ki bu süreçte en çok etkilenen ülkelerden biri oldu.
Sovyetler Birliği’nin ve sosyalist ülkeler arasında ekonomik işbirliği amacıyla kurulan COMECON’un dağılması, Küba ekonomisi için kritik bir darbeydi. Sovyetler Birliği’nden yapılan petrol, gıda ve makine ithalatının sona ermesi, Küba’da ekonomiyi felce uğrattı. Öyle ki Küba ekonomisinin “Özel Dönem” adı verilen bu süreçte gayrisafi yurt içi hâsılası (GSYİH) yüzde 35 düşerken ülkenin ihracat ve ithalatı neredeyse yüzde 80 azaldı. Özellikle Sovyetler’den gelen petrolün durmasıyla ülkede taşımacılık, endüstri ve tarım sektörleri ağır darbe gördü.
Tüm bu ağır koşullara Küba; partisi, önder kadrosu ve halkıyla göğüs germeyi bildi. Tüm zorluklara rağmen ABD’ye boyun eğmedi. Tabii, bu zorlu süreçte burunlarının dibindeki haydut ABD de boş durmadı. Yeni yasalarla Küba üzerindeki ambargoyu sıkılaştırmak için vakit kaybetmeden harekete geçti.
1992 yılında Küba Demokrasi Yasası (Torricelli Yasası), ABD Kongresi’nden geçti. Bu yasa, Küba’yla ticaret yapan bütün ülkelere ABD yardımlarını kesme tehdidinde bulunurken Küba’yla ticaret yapan gemilere 180 gün boyunca ABD limanlarına giriş yasağı getirdi. Yasanın siyasi bir ayağı da vardı: Küba’daki yönetimin değişmesi gerektiği ve ABD’nin bunu gerçekleştirmek için elinden geleni yapacağı açıkça ifade ediliyordu.
1996 yılında yürürlüğe konulan Helms-Burton Yasası, Küba’ya 1960 yılından beri uygulanan ekonomik ambargoyu uluslararası anlamda daha da genişletti. Çünkü bu yasayla, Küba’yla ticaret yapan herhangi bir şirkete ABD tarafından dava açılabilir ve yaptırımlar uygulanabilirdi. Böylece şirketler ABD pazarından men edilebilirdi.
Obama, Biden ve Trump Dönemleri
2015-2017 arasında ABD Başkanı Barack Obama döneminde Küba-ABD ilişkilerinde bir yumuşama yaşandı. 2016 yılında Küba’ya giden Obama, devrimden sonra Küba’yı ziyaret eden ilk ABD Başkanı oldu. İki ülke arasında bazı olumlu gelişmeler yaşandı. ABD, Küba’yı ABD’nin “Terörizmi Destekleyen Ülkeler” listesinden çıkardı. Ancak bu nispi yumuşama süreci, Donald Trump’ın başkanlığa gelmesiyle sona erdi.
Trump’ın ilk dönemi ve Biden’ın başkanlığı sürecinde Küba’ya uygulanan ambargo kaldığı yerden devam etti. Ancak Donald Trump’ın ikinci kez başkanlığı kazanmasıyla Küba’ya uygulanan ambargo, “maksimum baskı” stratejisiyle en üst seviyeye çıkarıldı.
Trump, mevcut ambargoyu daha da güçlendirecek yasaları arka arkaya yürürlüğe soktu. Küba’yı dünya finans sisteminden dışlayarak dolara erişmesini zorlaştırdı. Ayrıca Küba’ya ham petrol ve rafine petrol ürünleri tedarikini durdurmayı amaçlayan yakıt ambargosunu hayata geçirdi. Tabii, bu sırada Küba’yı tekrar “Terörizmi Destekleyen Ülkeler” listesine sokmayı da unutmadı.
Küba Teslim Olmayacak!
Altmış altı yıldır devam eden Amerikan ablukası, Küba’nın milyarlarca dolar zarara uğramasına neden oldu. Bu abluka, Kübalıları hayatın her alanında olumsuz etkilemeye devam ediyor. Hatta insanların hayatlarını kaybetmesine neden oluyor.
Bu abluka, COVID-19 pandemisinin Küba turizmini sekteye uğratması, Nicolás Maduro’nun ABD tarafından kaçırılmasıyla Venezuela’dan Küba’ya gelen petrolün kesilmesi ve ABD’nin Küba’ya uyguladığı yakıt ambargosu nedeniyle katlanılmaz noktalara ulaşmış durumda. Petrole erişimi ciddi miktarda azalan Küba ekonomisi alarm veriyor. Bunu gören Küba yönetimi bazı reformlar uygulamaya karar verdi. Bu kararların ne kadar işe yarayacağını ve nelere yol açacağını önümüzdeki yıllarda göreceğiz.
ABD gibi emperyalist bir devin hemen yanı başında devrim yapan, bağımsız ve sosyalist bir ülke kuran Küba halkı, altmış altı yıldır ağır ekonomik yaptırımlara, siyasi baskılara, tehditlere ve müdahale girişimlerine karşı direniyor. Emperyalist baskılara, ablukaya ve dayatmalara karşı Küba halkının mücadelesini destekliyoruz.
Küba teslim olmayacak!


