Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 3. sayısında yayımlanmıştır.
Cumhuriyet’in 102. yılına girdik. 1923 Cumhuriyet’i köhnemiş, geri Osmanlı İmparatorluğu’na ve emperyalistlerin Anadolu üzerindeki paylaşım planlarına karşı ileri bir atılımdı. Osmanlı İmparatorluğu’nda toprak mülkiyeti ve siyasi iktidar padişahın elindeydi. Yine padişahın nezdinde temsil edilen hilafetle birlikte toplum, ümmet kimliğinde yan yana geliyordu. Bu bilimsel düşünceyi boğan, toplumu köle olarak gören anlayıştı. Padişah aynı zamanda halife, devlet de şeriat devleti olduğu için, devlete ve padişaha karşı çıkmak veya eleştirmek de kâfirlik olarak değerlendiriliyordu. Kapitülasyonlar ve padişahın vergileri yüzünden, halk açlıkla boğuşuyordu. Bu anlayış sadece bize özgü değil, bütün dini monarşiyle yönetilen ülkelerde düzen böyleydi. Diğer ülkelerin halkları da verdikleri mücadeleyle devrimler yaptılar. Özellikle Fransız Devrimi, 1848 Devrimleri ve Ekim Devrimi akıldan, emekten yana bir toplumun kurulabileceğine dair insanlığa yön gösterdi. Ülkemiz de bu devrimlerden etkilendi ve 1923 Cumhuriyet’i bu koşullarda ortaya çıktı. Her ne kadar 6 yıl öncesinde komşusunda işçi sınıfının iktidarına dayanan Ekim Devrimi yaşanmış olsa da, Cumhuriyet burjuva karakterle doğdu ve kapitalist yolu seçti.
Cumhuriyet tarihsel açıdan ilerlemeye tekabül etse bile, kapitalist yolu seçmesi kendisini sürekli daha gerici bir pozisyona itti. Kendi kazanımlarını sürekli törpüleyen bir hale büründü. İşgale ve emperyalist paylaşıma karşı ortaya çıkan Cumhuriyet, kuruluş yıllarının ardından işgalciler ve emperyalistlerle işbirliği yaptı. Kapitalist yolu seçerek milli burjuva sınıfını yaratan Cumhuriyet, bütün ilerici yanlarını yitirdi. En sonunda karşı devrimcileri iktidara taşıdı ve 23 yıldır iktidarda olan AKP, Cumhuriyet’e duyduğu sonsuz kin ve nefretiyle elde kalan son kazanımları da yok etti. Bugün 1923 yılında kurulan Cumhuriyet’e dair elimizde hiçbir şey kalmadı. Karşı devrimci AKP, sermaye sınıfıyla birlikte 1923 Cumhuriyeti’ni yok edip yerine 2. Cumhuriyet dediğimiz garabet, emek ve işçi düşmanı, ümmetçi bir sistem getirdi. Osmanlı gibi tek adamcı, ümmetçi, emekçileri boğan bu sistemin Cumhuriyet ile hiçbir alakası yoktur. Bugün 102. Yılı kutlanan Cumhuriyet aslında ölmüş ve bir mücadeleye dönüşmüştür.
Tarihsel koşullar gereği bugün artık 1923 yılında kurulan Cumhuriyet’e geri dönüş mümkün değildir. Yaşadığımız 2. Cumhuriyet ise yıkılmalıdır. O halde yeni bir Cumhuriyet kurmamız gerekmektedir. Cumhuriyet tekrar ayağa kaldırılacaktır. Fakat bu sefer emekçilerin elinde yükselecek Cumhuriyet; emekten, halktan ve akıldan yana olacaktır. O yüzden tabutuna çivi çakılan Cumhuriyet’i kutlamakla yetinmeyip, yeni bir Cumhuriyet’in, sosyalist bir Cumhuriyet’in mücadelesini yükseltelim.
Sosyalist Cumhuriyet, emperyalizme karşı bağımsızlık demektir. Bağımsızlık olmadan eşitlik ve özgürlüğün ülkesi kurulamaz. Sosyalist Cumhuriyet, özelleştirmelere karşı kamucu ekonomi ve planlama demektir, sermayenin, para babalarının, tarikat ve cemaatlerin çıkarının değil toplumun çıkarının gözetilmesi demektir. Sosyalist Cumhuriyet, geleceksizlik yaratan bu düzene karşı geleceği yeniden kurmak ve garanti altına almak demektir. İş, güvenceli çalışma, ücretsiz sağlık, eğitim, barınma, ulaşım demektir.
Bugün iktidarından, muhalefetine herkes Cumhuriyet’in 102. yılını “kutluyor”. 1923 Cumhuriyet’ini kemiren sermaye düzeniyle, emperyalizmle, gericilikle ise bir dertleri bulunmuyor. İktidarından muhalefetine NATO’ya övgüler düzülüyor, NATO konsepti savunuluyor. Özelleştirmelere, kamu varlıklarının sermayeye peşkeş çekilmesine ses çıkartmıyorlar. Gerici örgütlenmeleri, laikliği ayaklar altına alan uygulamaları “toplumun hassasiyetleri” diyerek meşrulaştırıyorlar.
Çünkü laiklik, bağımsızlık, eşitlik, özgürlük gibi bir dertleri bulunmuyor.
Yeni bir Cumhuriyet mücadelesi bugün yalnızca emekçilerin, kadınların, gençlerin ellerinde yükselebilir. Laiklik, bağımsızlık, adelet, eşitlik ve özgürlük ise yalnızca bu düzenden kurtuluşla ve yeni bir Cumhuriyet’le mümkündür.


