Siyasal rejimlerin meşruiyeti olgusu yüzyıllar boyunca filozofların, siyaset bilimcilerin ve düşünürlerin merakla incelediği konulardan biri olmuştur. Yöneten ve yönetilen arasındaki ilişkide, yöneten nasıl yöneten olarak kalabildiği ve yönetilenin ise nasıl yönetenin yönetmesini kabul ettiği ana tartışma başlıklarından biridir. Tarih boyunca toplumları ve rejimleri incelediğimizde rıza-zor ilişkisi, hukuki meşruiyet, liderin karizması, toplumun geleneksel dayanakları gibi birçok başlık karşımıza çıkar.
Meşruiyet kavramının kendisinin, normatif açıdan incelenmesine baktığımızdaysa eğer Antik Yunan’a gidersek erdemi, bilgeliği, ortak iyiliği ve filozof kralları görürüz. Bu, Antik Yunan’da Platon, Aristo gibi düşünürler tarafından öne sürülen meşruiyetin esas olarak neye dayandığını işaret eder. Daha ilerleyen dönemlerde düzenin ve güvenliğin sağlanmasına rastlarız. Kimisi ise meşruiyeti haklar temelinde kurar veya genel irade kavramıyla ilişkilendirebilir.
Bunların hepsini kendi başlarına doğru kabul etsek veya ideal olan ‘evet, bu’ desek bile en nihayetinde geçmişten günümüze kadar süren yöneten ve yönetilen arasındaki ilişkiyi, meşruiyetin kaynağını açıklamaktan yoksun kalmaktadır. Çünkü yöneten ve yönetilen arasında meşruiyeti sürekli ve devamlı bir şekilde sağlayacak bir kaynak yoktur. Meşruiyet burada yalnızca yöneten ve yönetilenler arasında sınıfsal çelişkileri gizlemek için var olan bir perdedir. Bu bakımdan meşruiyet dediğimiz şey ise doğal olarak gelen bir şey değil, aslında üretilen ve devletin, egemen sınıfın çıkarlarını, toplumun genel çıkarları olarak göstermesine dayanmaktadır. Ve medya, din, eğitim gibi bütün enstrümanlar aslında birer fabrika gibi bu ideolojik kabulü yani meşruiyeti üretir.
Yöneten kimi zaman hukuka, seçimlere dayanabilir ve milli irade söylemi üzerinden rıza üretebilir. Kimi zaman din, ahlak, kimlik üzerinden siyaset yapıp ümmetçilik yapabilir. Kimi zaman ise icraatlarından bahsedip, eskiyi karşısına alarak refah ve istikrar üzerinden rıza üretilebilir. Fakat bunların hepsi egemen sınıfların, var olan sınıfsal çelişkileri gizlemek için kullandığı birer paravandırlar. Egemen sınıflar yalnızca üretim araçlarına değil aynı zamanda meşruiyet araçlarına da sahiptirler ve kontrol ederler. Yani şunu demek yerinde olacaktır: Meşruiyet halkın kendi rızasından değil fakat egemen sınıfların iktidarını korumasından doğar.
AKP’nin Hamleleri
Egemen sınıfın 23 yıllık temsilcisi Tayyip Erdoğan ve AKP ise bu süre boyunca egemen sınıf lehine rıza üretmek ve meşruiyet kazanmak için birçok iş yaptı. Eğitim sistemini komple değiştirdi. Dini-muhafazakâr bir kuşak yetiştirme politikası eğitim sisteminin ana omurgasını oluşturdu. 4+4+4 eğitim politikası, okullarda başörtü serbestliği, memleketin her yerine imam hatip okulları açılması ve zorla öğrencilerin bu okullara yönlendirilmesi, devlet yurtlarını işlevsizleştirerek öğrencileri cemaat ve tarikat yurtlarına mecbur bırakmak. Dindar ve kindar bir neslin yeni yaratılan rejimin önemli unsurlarından biri olacak olması ve meşruiyet alanını buradan hatırı sayılır ölçüde genişletecek olması AKP için kritik başlıklardan biriydi. Yine burayla bağlı olarak Diyanet’in bütçesi astronomik boyutlarda arttırıldı. Tarikatlar, cemaatler ve Diyanet aracılığıyla din, kamusal hayatın tam merkezine oturtuldu. Toplum ümmet teması altında buluşturulmaya çalışılırken, rejimin ve iktidarın meşruiyetinin kendisi tanrısal ve ilahi bir temele oturtuldu. Toplumun sisteme olan öfkesi ise bir şekilde AKP tarafından sürekli bastırıldı. Bu bazen ‘Elitler bize karşı’ söylemiyle öfke, Eski Türkiye’ye yöneltilerek yapıldı. Bazen yerli ve milli duruş diyerek öfkeyi kendisine karşı olan herkese yöneltilerek yapıldı, bazen ise zor kullanılarak yapıldı.
Fakat en nihayetinde 23 yıllık AKP ve Tayyip Erdoğan iktidarında meşruiyet duvarlarının aşındığını görebiliyoruz. Belirli noktalarda AKP iktidarı yara alıp yıpranmış olsa da bir şekilde iktidarını korumaya devam edebildi. Haziran Direnişi, 15 Temmuz darbe girişimi, ekonomik krizler, 2024 yerel seçimleri gibi. 23 yılın sonuna geldiğimizde şunu görüyoruz ki AKP hâlâ meşruluk arayışında. 23 yıllık AKP iktidarı hâlâ toplumun çoğunluğu tarafından meşru görülmüyor ve bu yeni rejime rıza gösterilmiyor. Ve medya, din, kültür, spor veya aklınıza ne gelirse, hiçbir araç AKP’yi şu an meşru bir hale getiremiyor. Getiremediği içinki tutuklamalar yapılıyor, sansürler uygulanıyor, rejim sopasını gösteriyor. Ve daha ötesi rıza üretmek için çare olarak ABD aranıyor.
Meşruiyet Kaynağı ABD
Bundan bir süre önce ABD’nin Ankara büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Tayyip Erdoğan’ın meşruiyete ihtiyacı olduğunu açıkça itiraf etti. Bu meşruiyeti vereceklerini ve Türkiye’de çok büyük değişimler olacağını iddia etti. Hemen ardından Tayyip Erdoğan, Trump ile görüşmeyi başardı ve anlaşmanın sonuçları ortaya çıktı: Heybeliada Okulu, F-35 uçakları, Gazze, Halk Bankası davası ve en ilgi çekeni Rus doğalgazı yerine ABD doğalgazının alınması. Zaten anlaşılan o ki anlaşma sağlanmış, sağlanmış ki meclis açılışındaki tabloyu gördük. Babacan, Davutoğlu, Erbakan, DEM Parti, MHP, İYİ Parti, BBP… Hepsi Erdoğan’ın elini sıkmak, sohbet etmek için küçük bir çocuk gibi yarışma halindeydi.
Düzen muhalefeti, ABD tarafından meşruiyeti şu anlık garanti altına alınmış Tayyip Erdoğan’ın gözüne girmek için sıraya girmişti. Meşruiyet krizi, ABD ile görüşmeler, düzen muhalefetinin Tayyip Erdoğan’ın yanında bitmesi aslında AKP için bir süredir ajandasında bulunan yeni anayasa tartışmaları için bir güzergâh sunuyor.
Sermaye ve AKP’ye mevcut anayasa dar ve uyumsuz gelmekte. Türkiye’de bir rejim değişikliği yaşandı fakat kapsamlı bir anayasa değişikliği henüz yaşanmadı. Bu uyumsuzluk yani rejimin yönetilmesi ve nasıl yönetileceğine dair kaideler arasındaki uyumsuzluk, AKP’nin memleketi kaidesiz bir şekilde yönetmesine yol açtı. Mevcut anayasa aslında ilga edilmiş durumda. Bu rejim için çok ciddi bir tehdit haline dönüşmüş durumda, çünkü var olan krizleri derinleştiren ve yeni çelişkiler yaratan, sürekli daha çok bir düğüm haline dönüşen bir yumak yaratıyor. Ayrıca yıllar süren AKP iktidarındaki ‘kazanımların’ bir şekilde teminat altına almak gerekiyor.
Yeni anayasa devlet ve sermaye için de çok büyük bir öneme oturuyor. Bölgesine daha çok yayılmaya ve müdahale etmeye çalışan bir Türkiye için yeni bir anayasa şart gibi duruyor. Düzen muhalefetinin büyük bölümünü yeni anayasa tartışmaları ile yanına almak isteyecek olan AKP ve Tayyip Erdoğan meşruiyet tartışmasına kendi tarafından en net cevabı bu şekilde verecek gibi duruyor. Cephe tekrar mobilize edilmeye, taban da tekrar konsolide edilmeye çalışılacak. AKP artık halka seslenerek rıza üretmek yerine, emperyalist aktörler, sermaye ve düzen içi güçler yardımıyla rıza üretiyor.
Sonuç
Tarihsel olarak baktığımızda her meşruiyet krizi, meşruiyetin aynı rejim tarafından sağlanmasıyla bitmemiştir. Ortaçağ Avrupa’sında kilisenin meşruiyetini kaybetmesi ile birlikte dinsel hâkimiyetin çöküşüne ve aklın yükselişine tanıklık ettik. Kral 1. Charles’ın parlamentoyu karşısına alması ile meşruiyeti tamamen kaybetmesine ve idam edilmesine yol açtı. Bu, İngiltere’de parlamentonun kalıcı hale gelmesini sağlayacaktı. Yoksulluk, aristokrasiye sağlanan yüksek ayrıcalıklar Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi Kral 16. Louis’i idama kadar götürdü ve meşruiyet Tanrı’dan halka geçti. 19 ve 20. yüzyıllarda çok uluslu imparatorluklar yıkıldı ve artık meşru olmayan kutsal hanedanlar, egemenliklerini halka devretmek durumunda kaldılar. Egemen sınıfların meşruiyeti kaybı, sınıfsal çelişkileri daha görünür kılmaktadır.
AKP’nin bugün meşruiyeti ABD tarafından sağlanmaya çalışılsa da, gençler, kadınlar ve emekçiler nezdinde sağlanamaz. Hem bu iktidar, hem de bu düzen meşruluğunu kaybetmiştir. Emekçilerin bu düzenle kaybedecekleri daha fazla vakitleri olamaz.


