Ana SayfaMercekFilistin Direnişi: Emperyalizmin Planları ve AKP’nin İkiyüzlülüğü

Filistin Direnişi: Emperyalizmin Planları ve AKP’nin İkiyüzlülüğü

Ekim 2023’ten bu yana Filistin meselesi, yalnızca Ortadoğu’nun değil dünya siyasetinin de merkezinde yer almaktadır. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarıyla birlikte sivil ölümlerindeki artış, uluslararası insan haklarının ve hukukun ihlali; emperyalist sistemin Ortadoğu’yu yeniden dizayn eden politikasını görünür kılmaktadır. Yıllardır emperyalist devletlerden, bu krizi çözecek tarafsız aktörler olması beklenirken, aksine emperyalizm İsrail’in güvenliğini koşulsuz biçimde garanti altına almayı esas alan bir çizgide hareket etmektedir.

Suriye’deki iç savaşın sonucu, bölgesel dengeleri emperyalist güçler lehine değiştiren önemli bir dönüm noktası oldu. Esad hükümetinin düşürülme hedefi, Ortadoğu’da direniş eksenini zayıflatmak ve İsrail’in önünü açmak amacı taşıyordu. Suriye gibi bir direniş cephesinin kırılması, yalnızca bir ülkenin iç yapısını altüst etmekle kalmadı; aynı zamanda Orta Doğu’daki bölgesel anti-emperyalist mücadele hattını da derinden sarstı.

Bu süreçte Hizbullah’a karşı yapılan saldırılar ve lider kadrolarına yönelik hedefli operasyonlar, örgütün askerî ve siyasi kapasitesini zayıflatarak İsrail’e daha geniş bir hareket alanı sağladı. Ancak daha da çarpıcı olanı, Siyasal İslamcı hükûmetlerin bu yıkım sürecine tepkisi oldu. İsrail ile normal ilişikler sürdüren bu rejimler, Esad’ın düşüşünü ve Şam’ı ele geçiren İŞİD artığı emperyalizm destekli HTŞ’yi selamladı. Hizbullah ve İran’a yönelik saldırıları ise görmezden gelen İslamcılar, Filistin davasını stratejik bir yalnızlığa iterek, Siyonist işgal projesinin önündeki en büyük siyasi engelleri kaldırdı.

Bugün Ortadoğu’da direniş cephelerinin parçalanması ve İran’ın kuşatılması, emperyalist müdahalelere yeşil ışık yakmış durumda. Tüm bu hesaplı yalnızlaştırma politikalarının sonucu, Filistin halkının direncinin üzerine karabasan gibi çökmüştür. Bölgede son yüzyılın en ağır kıtlık ve insanlık krizi yaşanırken, katil İsrail ordusu insani yardım konvoylarına ve halka nefes aldıracak tüm yardımlara pervasızca saldırmaya devam ediyor.

ABD’nin “Ateşkes” Oyunu: Emperyalizm, İşgalin Yeni Bir Kılıfını Arıyor

Sözde “barış planları” ile dünya kamuoyunu aldatmaya çalışan ABD emperyalizminin Gazze için hazırladığı plan üç aşamalı tiyatrodan ibaret. Bu plan, İsrail’in soykırımına ve işgaline meşruiyet kazandırmaktan, Filistin halkının direniş hakkını gasp etmekten başka bir amaç taşımıyor. Bu planın en can alıcı noktası, ilk aşamada İsrail’in Gazze’den çekilmiyor olmasıdır. Yani planın gerçek yüzünün işgali kalıcılaştırmak olduğu çok açık. “Gazze’nin içinden çekilme” denen aldatmaca ise işgalci ordunun konumunu değiştirip yeniden düzenlemesinden ibarettir. Bu, Filistin toprakları üzerindeki illegal varlığının ve kontrolünün devamı anlamına geliyor. ABD’nin sürekli isimleri değişen ama içeriği ismi kadar değişmeyen planı ise, Filistin halkına boyun eğdirildiği, direnişin bastırıldığı ve işgalin normalleştirildiği bir süreci, bölgedeki müttefikleri aracılığıyla yöneterek, nihayetinde mevcut statükonun taraflarca kabulünü ve Ortadoğu’da İsrail’in güvenliğini garanti altına alan bir düzeni kalıcı kılmak. Plan, İsrail’in “güvenlik” paranoyasını meşrulaştırarak, işgalci İsrail’e kendi şartlarını dayatma
hakkı tanımaktadır. Filistin halkının tam çekilme ve kalıcı ateşkes talebi, işgal altındaki birhalkın en meşru ve asgari hakkıyken, sömürgeci katil İsrail rejimi ve onun hamisi ABD, soykırımı “meşru müdafaa” adı altında sürdürmekte ısrar etmektedir.

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun “Hamas’ı ortadan kaldırmadan ve tüm rehineler serbest kalmadan durmayacağız” açıklamaları, planın gerçekte ne anlama geldiğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. ABD’nin “barış planı” maskesinin altında, İsrail’in imha ve işgal politikasının devamı yatmaktadır. ABD, bu planla, İsrail’e uluslararası alanda zaman kazandırmakta ve soykırımı yönetilebilir krize çevirmek istemektedir.

Türkiye’nin Sessiz İşbirlikçiliği

Bu süreçte, Türkiye’deki AKP iktidarı söylemi “Filistin davasına sahip çıkmak” olarak lanse
edilse de pratikte atılan adım koca bir hiç durumunda. Erdoğan, İsrail’in Gazze’deki operasyonlarını ‘soykırım’ olarak nitelendirerek, bu konuda en güçlü tepkinin Türkiye’den yükseldiğini ifade ediyor. Fakat, Erdoğan’ın bu söylemi ile uygulamaları arasında çelişkileri resmi rakamlar bile belgelemektedir. Resmi verilere göre, İsrail ile ticari ilişkiler ‘Filistin ile ticaret’ gibi kalemler altında devam etmekte, İsrail’e yönelik çelik ve petrol sevkiyatları sınırlı kısıtlamalar dışında sürmektedir. Ayrıca, uluslararası arenada İsrail’e silah tedarik ettiği bilinen şirket temsilcilerinin Türkiye’de ağırlanıyor, sanayi fuarlarında stantları açılmaya devam ediyor. Bu durum, Türkiye hükûmetinin ve sermayesinin söylem düzeyindeki keskin tutumu ile ekonomik ve diplomatik ilişkilerdeki pratik yaklaşımı arasında bir ayrışma olduğu gözler önüne getirmektedir. Tüm bu ikiyüzlü siyasetin, Erdoğan’ın bölgesel hesap ve çıkarlar uğruna Filistin direnişini araçsallaştırdığının açık bir göstergesidir.

İsrail’in İnsani Dayanışmalara Karşı Saldırıları

Özellikle Gazze’ye 2007’den bu yana uygulanan ağır abluka, yalnızca Filistin halkının temel
ihtiyaçlara erişimini engellemekle kalmadı, aynı zamanda tüm bir toplumu kolektif biçimde cezalandırmanın en çıplak örneklerinden biri halindedir. Bu ablukaya karşı uluslararası dayanışma hareketleri farklı biçimlerde devreye girdi; deniz ve kara yoluyla insani yardım filoları ve konvoyları organize edildi. Bu girişimler, yalnızca insani yardım taşımak için değil, aynı zamanda İsrail’in işgalci ve sömürgeci politikalarını dünya kamuoyuna teşhir etmek için sembolik birer direniş pratiği oldu.

İlk girişimler 2008’de Özgür Gazze Hareketi tarafından başlatıldı. Küçük teknelerle yapılan seferler, o dönemde birkaç kez başarıyla Gazze’ye ulaşabildi. Lakin İsrail kısa sürede bu girişimleri engellemeye başladı ve uluslararası sularda dahi saldırılar düzenleyerek açıkça korsanlık yaptı. 2010 yılında Türkiye’den yola çıkan Mavi Marmara ve beraberindeki gemiler, bu dayanışma hareketinin en kitlesel örneğini oluşturdu. 600’den fazla gönüllünün katıldığı bu filo, gıda ve ilaç taşımanın ötesinde, Filistin halkıyla omuz omuza verilen uluslararası bir siyasi mesaj niteliği taşıdı. İsrail ordusu, uluslararası sularda bu gemilere vahşi bir saldırı düzenledi; 10 gönüllü katledildi, onlarcası yaralandı. Bu olay, İsrail’in yalnızca Filistinlilere değil, Filistin’le dayanışma gösteren dünya halklarına da düşmanlık beslediğinin çarpıcı bir göstergesi oldu.

Mavi Marmara katliamının üzerinden yıllar geçti. O günlerde meydanlarda “One Minute” çıkışlarıyla İsrail’e meydan okuyan, halkın öfkesini arkasına alarak siyasi prim yapan AKP iktidarı ve Erdoğan, iş ticari çıkarlar söz konusu olduğunda bambaşka bir tavır sergiledi. Mavi Marmara’da yakınlarını kaybeden aileler ve İHH, Türkiye ile İsrail arasında yapılan anlaşmaya karşı tepkilerini yükseltirken, Erdoğan onlara “Giderken bana mı sordunuz?”diyerek sert çıkıştı. Sonrasında ise İsrail’in yalnızca tazminat ödemesiyle sınırlı kalan diplomatik süreç, İslamcı kesimi tatmin etmedi. Buna rağmen Erdoğan, “İsrail, Türkiye’nin taleplerini karşılamıştır” açıklamasını yapmaktan geri durmadı. Bugün gelinen noktada ise İsrail’le ilişkiler en üst seviyeye çıkarılırken, katledilen on yurttaşımızın hesabı sorulmadığı gibi onların anısı AKP iktidarının hafızasında silinip gitti.

Mavi Marmara’nın ardından farklı ülkelerden birçok girişim tekrarlandı. Avrupa’dan, Latin Amerika’dan, hatta İskandinavya’dan yola çıkan gemiler Gazze’ye varmak için sefer düzenledi; kara yoluyla örgütlenen Viva Palestina konvoyları da binlerce kilometre aşarak Gazze sınırına dayanmayı başardı. Fakat her defasında İsrail bu girişimlere engel olmaya çalıştı ve oldu. Gerek gemilere el koyarak gerekse kara sınırlarını kapatarak Filistin halkına ulaşmak isteyen dayanışma hareketlerini boğmaya çalıştılar. Buna rağmen, her girişim dünya kamuoyunda yeni bir bilinç yarattı; İsrail’in Filistin halkını açlığa ve sefalete mahkûm eden politikaları daha görünür hale geldi.

2018’de Norveç ve İsveç’ten yola çıkan Gazze Özgürlük Filosu gemileri bir kez daha aynı akıbete uğradı. İsrail askerleri gemilere el koydu, aktivistleri zorla alıkoydu. Yine de bu seferler, Filistin mücadelesinin dünyanın dört bir yanında sahiplenildiğini kanıtladı. Bugün ise 2023 Ekim Savaşı’nın ardından yükselen dayanışma dalgasıyla örgütlenen Sumud Filosu, bu tarihsel hattın güncel bir devamı olarak sahneye çıktı. Sumud, yani sebat ve direniş, yalnızca bir kavram değil; Filistin halkının iradesini yansıtan evrensel bir sembol olmuş durumda. Ancak İsrail donanması uluslararası sularda bir kez daha saldırıya geçti; en az on beş gemi durduruldu, çok sayıda aktivist gözaltına alındı. Bu saldırılar, uluslararası hukukun açık ihlali ve fiili bir deniz korsanlığıdır. Emperyalist batı devletlerinin sessizliği ise sürmekte. Filistin’e yönelik insani yardım filoları ve konvoyları, bugüne kadar defalarca engellenmiş olsa da her biri tarihe yazılmış birer direniş eylemi olarak hafızalarda yer almakta. Çünkü bu girişimler, insani yardımdan çok daha öte de bir anlam taşıyor: Onlar, İsrail’in sömürgeci politikasına karşı dünya halklarının ortak vicdanını temsil ediyor. İsrail, bu filolara saldırarak yalnızca yiyecek ve ilaçları değil, uluslararası dayanışma iradesini de hedef alıyor. Lakin her saldırı, Filistin halkının mücadelesini daha görünür kılıyor ve dünya halklarının dayanışmasını güçlendiriyor. Bugün Sumud Filosu’nun maruz kaldığı saldırılar, Filistin direnişinin küresel düzeyde sahiplenildiğini bir kez daha kanıtlıyor. Gazze’ye özgürlük talebi, yalnızca Filistinlilerin değil, tüm dünya halklarının ortak talebine dönüşmüş durumda.

Son kertede Filistin halkının kurtuluşu; ABD, İsrail veya onların -tıpkı 70’lerde 6. Filoya secde eden- Siyasal İslamcı işbirlikçilerinin dayattığı “çözüm” planlarıyla değil, ancak işgalin tamamen sona ermesi, mültecilerin koşulsuz geri dönüş hakkının tanınması ve bağımsız, egemen bir Filistin devletinin kurulması ile mümkündür. Bu hedefe giden yol, Filistin halkının meşru direniş hakkından ve uluslararası dayanışmadan geçmektedir.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Son Eklenenler

Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 8. sayısında yayımlanmıştır.Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!Türkiye saatiyle 04.17’de başlayan...

MESEM Gerçeği ve Çocuk İşçilik

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. 2026 yılına girdiğimiz şu günlerde, Türkiye’de...

Bir Evsiz ve Bir Ölüm

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. “Kağıthane’de gece saatlerinde yaşanan olayda, soğuktan...

Emperyalizme ve NATO’ya Karşı Mücadeleyi Yükseltelim!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. Emperyalizme karşı mücadele, konu Türkiye olunca...