Ana SayfaPerspektifSayılarla Sermaye ve Emekçiler

Sayılarla Sermaye ve Emekçiler

2025 yılının sonlarına doğru geliyoruz. Her sene olduğu gibi devlet kurumları büyümeye, işsizliğe, enflasyona ve birçok ekonomik parametreye dair verilerini açıklıyor. Bankalar ve finans kuruluşları istatistiklerini paylaşıyor, geleceğe dair beklentilerini ve “temennilerini” dile getiriyor. En nihayetinde bu kurumları ve ekonomistleri dinlediğimizde mesele matematik ve sayılar. Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,3 büyümüştü. Yılın 2. çeyreğinde ise yüzde 4,8 büyüdü. İşsizliğin yüzde 8 ile düşüş eğiliminde olduğunu görebiliyoruz. Enflasyon ise yüzde 32.95 olarak açıklanarak, geçen yılın aynı zamanına göre ciddi bir fark olduğu ortada. Zira 2024 Ağustos raporunda yüzde 51.97 idi. Devlet kurumları ve finans kuruluşlarına göre ekonomi iyiye gidiyor. Peki gerçekten öyle mi? Bizler de bu kuruluşlar gibi ekonominin iyiye gittiğini hissediyor muyuz? Bizim için de işsizlik düşüyor mu veya ekonomimiz büyüyor mu? Yani ortaya konulan bu sayılar biz emekçiler için aynı anlamı ifade ediyor mu?

Sayıları biraz da bizim perspektifimizden okuduğumuzda bazı çıplak gerçekleri görebiliyoruz. Örneğin toplumun en zengin yüzde 10’u, ülkemizin yüzde 68’lik servetini elinde tutuyor. Buna karşılık toplumun en altındaki yüzde 50’lik kısım ise ülke servetinin yalnızca yüzde 2,6’sını elinde tutuyor. Üretilen değerin ezici çoğunluğuna toplumun çok küçük bir azınlığı tarafından el konulmakta. Yüzde 10’luk bir kesim muazzam bir refah içerisinde yaşarken, geri kalan kesim ise her geçen gün daha da yoksullaşıyor. Çok değerli ekonomistlerimizin ve kurumlarımızın bu sayıları çok gördüğünü maalesef söyleyemeyiz.

2025’in 2. çeyreğinde Koç Holding 7,7 milyar TL kâr açıkladı. Sabancı Holding 1,8 milyar TL kâr açıkladı. Doğan Holding 21,8 milyar TL kar açıkladı. Daha böyle birçok şirket mevcut. Peki ödedikleri vergiler ne kadar? Mesela Koç Holding üzerinden örnek verelim. Koç Holding’in en önemli gelir kalemlerinden birisi TÜPRAŞ. Geçen yılın tamamına baktığımızda TÜPRAŞ yıllık cirosunun yüzde 1’ini bile vergi olarak ödememiş. Bu durum neredeyse bütün hepsi için geçerli. Milyonlarca dolarlık cirolar yapan şirketler, cirolarına oranla neredeyse yüzde 0’a yakın vergi ödüyorlar. Onlar için sayılar bu şekilde. Emekçiler için ise sayılar çok daha farklı bir boyutta. Temmuz ayı ile birlikte bir haneye girmesi gereken toplam gelir tutarı 86.036 TL. Bu sayı bir hanenin yoksulluk sınırının altına düşmemesi için belirlenen sayı. Yani gıda, kira, faturalar, eğitim, ulaşım vs gibi temel ihtiyaçların karşılanması için gereken miktar bu kadar. Bunun yanında asgari ücret ise 22.104 TL. DİSK-AR’ın araştırmasına göre ise emekçilerin yüzde 69,3’ü asgari ücretin yüzde 50 fazlası ve altına çalışıyor. Asgari ücrete çalışanların oranı ise yüzde 33.9. Sayılar bizim taraftan bakıldığında hiç iç açıcı gelmiyor.

Emekçiler için reel ücret kayıpları ise can alıcı boyutta. Yine DİSK-AR raporuna göre işçi ücretlerinin yüzde 40’ı enflasyon, kesinti ve vergilere gitmiş durumda. Asgari ücretli bir çalışan Ocak 2025’ten bu yana 55 bin 130 TL birikimli kayıp yaşadı. Asgari ücretlinin 2 aylık çalışması vergi ve enflasyona gitti. Emekçilerin reel ücretleri erirken, sermaye tarafı ise tam tersine güçleniyor.

Ay sonunu getiremeyen emekçiler mecburi bir şekilde borçlanıyor. Bireysel kredi veya kredi kartı borcu bulunan kişi sayısı 42,4 milyona ulaştı. 2025’in ilk yarısında bireysel kredi kartı veya kredisini ödeyemeyenlerin sayısı 1 milyon 201 bin 388. Buna karşın BIST 100’de banka sektöründeki şirketlere baktığımızda, zarar açıklayan şirket oranı 0. Evet, zarar açıklayan şirket yok. Ağustos 2025 itibariyle gıda enflasyonu yüzde 33 olurken, BIST 100’de gıda sektöründe zarar açıklayan şirket yok. Kiralarda yıllık artış oranı yüzde 74’ü geçmiş durumdayken, BIST 100’de gayrimenkul sektöründe zarar açıklayan şirket yok.

Emekçiler reel ücret kaybı yaşıyor yani çalıştığı halde daha az alabiliyor. Sermaye ise reel kâr artışı yaşıyor yani daha çok büyüyor. Bugün yaşadığımız durum bir bölüşüm şoku. Pandemi dönemi ile zirvesine ulaşan ve hala sert bir şekilde devam eden bir bölüşüm şoku yaşıyoruz. Bunun sonucu olarak gelir ve servet eşitsizliği büyüyor, emekçiler ve sermaye arasındaki makas açılıyor. Emekçiler için sonucu ay sonunu borçla getirmek, porsiyonlarını azaltmak, yoksullaşmak olurken; sermaye içinse gökdelenlerini arttırmak, offshore hesaplarını büyütmek, yurt dışında yeni yatırımlar yapmak oluyor. Yani onlar zenginleştikçe biz yoksullaşıyoruz. Ekonomik kriz mi? Evet, var ama biz emekçiler için var. Sayılar öyle söylüyor. Ama sermaye için ortada herhangi bir kriz yok. Yine sayılar öyle söylüyor.

O zaman sorun bireyin çalışkan veya tembel olması, zeki olması veya olmaması, yabancı dil öğrenip öğrenmemesi değil. Sorun emekçiyi sömüren bu düzenin kendisi. Bu düzen milyonlarca emekçiyi sömürerek ayakta durabiliyor. O halde diyeceğiz ki yoksulluk kader değil, bu düzeni değiştirmemiz lazım. Örgütlenerek, dayanışarak, birleşerek bu düzeni değiştireceğiz.

Son Eklenenler

Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 8. sayısında yayımlanmıştır.Affetmeyecek, Unutmayacak, Helalleşmeyeceğiz!Türkiye saatiyle 04.17’de başlayan...

MESEM Gerçeği ve Çocuk İşçilik

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. 2026 yılına girdiğimiz şu günlerde, Türkiye’de...

Bir Evsiz ve Bir Ölüm

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. “Kağıthane’de gece saatlerinde yaşanan olayda, soğuktan...

Emperyalizme ve NATO’ya Karşı Mücadeleyi Yükseltelim!

Bu yazı Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 7. sayısında yayımlanmıştır. Emperyalizme karşı mücadele, konu Türkiye olunca...