Sermaye emek sömürüsünü gizlemek, kabul edilir hale getirmek için toplumu ikna etmesi gerekir. Bunun araçlarından biri de ‘public relations’ın baş harflerinden oluşan PR çalışmalarıdır. Bizdeki yaygın ismi ise Halkla İlişkilerdir.
Sizin emekleriniz ile servetimize servet katıyoruz ama bu servetin bir kısmını da topluma iade ediyoruz diyerek ikna edilmeye çalışılırız. Bu iade, katkı elbette miniciktir ama servet sorgulanmadığı sürece önemi yoktur. Böyle bir ikna için de zamanında yatırım yapılmış iletişim kanalları kullanılmalıdır. Bu iletişim tercihi reklam kadar etkilidir ve görece daha az maliyetlidir. Okuyucu markanın sosyal yardım çalışmalarını takdir ederken aynı marka olumlu bir algı olarak zihne yerleşir.
Güncel bir örnek bu çalışmaların bazen ne kadar özensiz, özensiz olduğu kadar fütursuluğunu gözler önüne seriyor.
“Zeren Spor Kulübü, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) ile iş birliği yaparak düzenlediği takım imzalı özel forma satışlarıyla 70 çocuğun bir yıllık eğitim masraflarını karşıladı. 100 adet forma, 1.999 TL’den satışa sunuldu ve tamamı kısa sürede tükendi. “
100 adet formanın 1999 liradan satışı ile 70 çocuk başına düşen yıllık tutar 2.700 ₺. Özel bir okulun hazırlık sınıfının yalnızca yıllık ücreti 1,5 milyon lirayı geçtiğini anımsarsak 70 çocuk için toplanan para 200 bin lira bile değil.*
Tabii haberin ikinci paragrafında durum sanki daha bir gerçeğe oturuyor.
“Zeren Group Yönetim Kurulu Üyesi Seda Zeren Adıgüzel, formalardan elde edilen gelirin TEGV aracılığıyla 70 çocuğun eğitimine katkı sağlayacağını belirtti.” Masraf karşılama katkıya dönüşüyor.
Eğitimde eşitsizliğin, eğitimin piyasalaşmasının sorumlusu patronlar sosyal yardım ile bu eşitsizliği gidereceklerini düşünmemizi istiyorlar. Ve bunu bile ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar.


