Yaşasın 8 Mart!
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde İstanbul ve İzmir’de buluştuk.
Aydınlık yarınlarımızın, insanca, kardeşçe, eşit bir şekilde yaşayacağımız günlerin çok da uzak olmadığını hep birlikte haykırdık.
Bugün, kadınlara köle yaşamını reva görenler, yarın kadınların
mücadelesiyle ve iradesiyle bu ülkeden gidecekler!
Eşit ve özgür geleceğimiz emekçilerin, kadınların, gençlerin örgütlü
mücadelesiyle gelecek.
Basın açıklamamızın tamamı:
Patronların Kölesi, Tarikatların Müridi, AKP’nin ‘Kutsalı’ Olmayacağız!
Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde; ayrımcılığa, gericiliğe, yoksulluğa, kadın cinayetlerine dur demek için buluştuk. Tarihimizden bize miras kalan Dünya Emekçi Kadınlar Günü, bizler için mücadele ve dayanışma günüdür. Bugünün karanlığından kurtulup yarının aydınlık günlerini kadınların kuracağını ilan ediyor, ülkemizdeki tüm emekçi kadınların 8 Mart’ını kutluyoruz.
Bugün ülkemiz ve kadınlar ağır bir kuşatma altındadır. İktidarı, sermayesi, tarikatları- cemaatleri, mafya ve çeteleriyle kadınlar dört bir yandan kuşatılırken; yoksulluk, gericilik, baskı ve korkutma ikliminde yaşamlarını devam ettiriyorlar. Bu iklimi yaratanlar; bizden boyun eğmemizi, kabul etmemizi ve sinmemizi bekliyorlar. Tüm olanaklarıyla kadınlara, çocuklara, emekçilere saldıran AKP ve onun işbirlikçi düzenine bir kez de 8 Mart günü buradan sesleniyoruz: Kadınlar dün olduğu gibi bugün de sizin karanlığınıza geçit vermeyecek!
Çalışma hayatından, toplumsal koşullarımıza; kadın özgürlüğünden anayasal haklarımıza kadar birçok başlıkta kadınlar yaşamlarının devamı için mücadele ediyor. Kadın istihdamı ve kadınların ekonomik bağımsızlığı iktidar eliyle saldırı altında. Ülkemizde emekçi kadınlar iki kat sömürüye maruz kalıyor. Esnek ve güvencesiz çalışma, kadın emeğine saldırının en temel göstergesidir. Yarı zamanlı ve güvencesiz çalışma şekilleri; zaten emeği yok sayılan kadınları yalnızca ev içi yaşama, ev içi görünmez emeğe mahkûm bırakıyor. TÜİK verilerine göre kadınlarda ev işleriyle meşguliyetin iş gücüne dâhil olmama nedenleri arasındaki payı %42,9 olarak açıklanmıştı. Bu veriler kadınların ‘anne-eş’ kategorisinde değerlendirilmesine; dolayısıyla da kadının rolünün ev yaşamı içinde sınırlandırılmasına neden oluyor.
Eve hapsedilmek istenen kadınlar, ev içi şiddetin, baskının, tacizin ve tecavüzün karşısında çaresiz bırakılıyor. 2025 yılında öldürülen kadınların sayısı 569, şüpheli kadın ölümü sayısı ise 287… Kadın cinayetlerinin her geçen gün arttığı ülkemizde, kadınları koruyan yasaların uygulanmadığını, faillere iyi hal indirimleri, pişmanlık indirimleri hatta tahrik indirimleri uygulandığını; kısacası katillerin açıkça korunduğunu çok iyi biliyoruz. 2021 yılında alelacele İstanbul Sözleşmesi’ni iptal edenler; 6284 sayılı kadınların korunmasını içeren yasaya da fiili müdahale ediyor; kadın faillerinin yargılanma süreçlerinde hafifletici kararlar veriyor. Kadın cinayetlerinin cezalandırılması şöyle dursun, neredeyse katillere ‘aferin’ deniyor. Kadına şiddet ve saldırılar için caydırıcı önlemler alınmadığı gibi, işlenen suç üzerine yargı süreci de böyle akıl almaz şekilde işletiliyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi iktidarın kendi dili, kadın düşmanlığını ve cinayetleri teşvik ediyor. Kadınlar AKP eliyle ölüme mahkûm ediliyor.
Bugün gelinen kadın cinayetlerindeki artış, ana akım medyanın kadın düşmanı dili ve nihayet 2025-2026 “Aile Yılı” projesi de birer tesadüf değil. AKP’nin dilinden düşürmediği ‘Aile Yılı’ ve kadınların eşitliği ve özgürlüğü birbirinin tam tersi zeminde duruyor. Doğurganlığı, anneliği yücelten ve teşvik eden bu politikalar, kadınların özgürlüğüne, ekonomik bağımsızlığına, güvenliğine açıkça kurgulanan yeni bir tehdit olarak karşımızda. İktidarın Aile Yılı dayatmasının içeriği, kadınların bir kez daha ev içi emekle, çocuk ve hasta bakımıyla, yani ücretsiz- görünmeyen emekle daha fazla kuşatılması anlamı taşımaktadır. Bu proje kadını yalnızca annelikle ve eş olmakla sınırlandırırken, gerici dayatmalarla da uyumlu halde tasarlanıyor. Kadının birey olarak özgürlüğü, eşitliği ve söz hakkı görmezden gelinirken, kutsallığı ise eşine ve çocuklarına hizmet olarak anlatılıyor. Diyanet İşleri Aile Yılı projesini destekleyen fetvalar verirken, kadına dinsel yaşamın sınırlarında bir hayat öneriyor. Tarikat ve cemaatler ve Diyanet İşleri ardı ardına, kadının kıyafetinden davranışlarına, çocuk yapıp yapmama özgürlüğünden kürtaj hakkına, çalışma ve sosyal hayatından nerede saat kaçta olacağına kadar karar verirken, referans yalnızca dinci gerici anlayış oluyor. Aile Yılı projesiyle saldırılan yalnızca yetişkin kadınların hayatı değil, aynı zamanda çocukların ve gençlerin eğitim müfredatı…
Gerici faaliyetlerden sorumlu Bakan Yusuf Tekin’in icraatları da eğitim sisteminde ve müfredatta bir dizi dönüşümü hedefliyor. Okullarda ÇEDES projesi hayata geçirilirken; seminer ve eğitim adı altındaki uygulamalar, gençlere zorunlu- uygulamalı gerici faaliyetleri reva görüyor. Tarikat ve cemaat yapılanmaları artık okullarımızda açıktan faaliyet yürütüyor, gerici ÇEDES protokolüyle çocuklarımız bu karanlık odaklara doğrudan Milli Eğitim Bakanlığı eliyle teslim ediliyor.
Kız çocuklarının daha erken yaşlarda karşılaştığı gerici ve bilim dışı müfredat yetmezmiş gibi; yeni uygulamalarla çağ dışı bir model adêta dayatılıyor. Tüm bunlar ‘toplum ahlâkına- geleneksel aile yapısına’ uygun bireyler yetiştirilmesi kisvesi altında propaganda ediliyor. Taciz, tecavüz ve intiharlarla anılan bu yapıların ülkemizi, gençlerimizi ve çocuklarımızı teslim almasına karşı kadınlar aydınlanma ve laiklik mücadelesini yükseltmelidir.
Sömürünün ağır koşullarını yaşadığımız ülkemizde; yoksullaşmanın, ekonomik krizin, artan fatura ve kiraların, her geçen gün düşen alım gücünün faturasını bizler ödemek zorunda bırakılıyoruz. Krizin faturası emekçilere kesilirken, Orta Vadeli Program diye tanıttıkları adımlar; yine kadın emeğine saldırıyor. ‘Güvenceli esneklik’ biçimi istihdam
politikalarında yerini aldığı andan itibaren özellikle de kadınları işaret etmesi bizler için şaşırtıcı değil. Kadınların ev içi yükleri göz önüne
alındığında, esnek çalışma için en uygun emekçi grubu olduğu düşünülüyor. Böylece hem ‘aile kurumu’ korunmaya; yani ev işleri yapılmaya devam edilecek hem de bu sorumluluklar kamusal hizmetler olarak üstlenilmeden istihdam sağlanacak. Kadınlar adına konuşan kimi isimler bu çalışma biçimini bizzat kadınların talep ettiğini bile ifade ediyor. Orta Vadeli Program, kadınlara asgari ücret hatta kimi zaman asgari ücretin de altında kazanacakları bir gelecek sunuyor. Esnek ve parçalı işlerde çalışan kadınların işverenler tarafından işten çıkarılmasını da kolaylaştırıyor.
Bugün gericilerin kutsal aile söylemleri kadın düşmanlığının ve sömürünün üzerini örtmek için kullanılmaktadır.Kadınlar eşit işi yaptıkları erkek işçiler ile aynı maaşı alamamakta, güvencesizlikten, işsizlikten, yoksulluktan en çok etkilenenlerdir. Bir yandan ev içi kölelik, diğer yandan insanlık dışı çalışma koşulları, baskı ve taciz ile işyerlerinde sömürülmektedir. Açıktır ki işçi kadınların en büyük düşmanı gericilikle beslenen bu sömürü düzenidir!
Tarikat yapılanması tarafından tehditler aldığını defalarca söyleyen Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki kızı bundan 6 gün önce Zeytinburnu sahilde ölü bulundu. Kendisine tecavüz eden faille zorla evlendirilen Fatma Nur, kızının da istismar edildiğini günlerce, aylarca adliyelerde haykırdı, adalet aradı, ölüm tehditleri aldığını söyledikten hemen sonra da ölü bulundu. İşte şimdi diyoruz ki, tarikatlar en çok yoksul kadınlara ve kız çocuklarına meydan okuyor. Gericilikle, sömürüyle beslenen bu düzen en çok kadınların canına kast ediyor. Gericilik en çok yoksul kadınların ve kız çocuklarının hayatını karartıyor. Sivil toplum örgütleri adı altında faaliyet yürüten bu yapılar istismarın, tacizin, şiddetin ve karanlığın kendisidir. Ülkemiz emekçi kadınlarının kurtuluşu tam da bu yüzden laiklikte, eşitlikte ve özgürlüktedir.
Dinci gericilik bir dünya görüşü değildir; gericilik kadının hayatını kuşatan ve toplumsallaştıkça yaşamımızı tehdit eden başlı başına bir tehdittir. Tarikatların, cemaatlerin, gerici vakıf ve derneklerin müridi olmayacağımızı haykırıyoruz!
İçinde yaşadığımız kapitalist düzenin kadın emeği sömürüsü, değişmez ve yıkılmaz değildir; bizi patronun ve sermayenin kölesi yapan bu düzeni reddediyoruz!
Ekonomik krizin yarattığı yoksulluk, bizlere reva gördükleri asgari ücret insanca bir yaşam değildir; krizin faturasını ödemek istemiyoruz!
AKP’nin Aile Yılı- Kutsal Aile nârâları kadınları koruyan değil, kadınları bir kez daha kuşatan bir projedir. AKP’nin kutsalı olmayı kabul etmiyoruz!
Kadın cinayetlerini engelleyen İstanbul Sözleşmesi’ni, bir gecede, koşar adım iptal eden iktidarın; 6284’ü uygulatmayan AKP’nin kadın düşmanı olduğunu çok iyi biliyoruz. Kadın katillerini koruyan iktidarı kadınlar gönderecek diyoruz!
Kadın cinayetlerinin hesabını kadınlar soracak. Açlığın, yoksulluğun hesabını kadınlar soracak.
Tarikatlardan, yobazlardan hesabı kadınlar soracak.
Aydınlık yarınlarımızın, insanca, kardeşçe, eşit bir şekilde yaşayacağımız günlerin çok da uzak olmadığını hep birlikte haykıralım. Bugün, kadınlara köle yaşamını reva görenler, yarın kadınların mücadelesiyle ve iradesiyle bu ülkeden gidecekler!
Eşit ve özgür geleceğimiz emekçilerin, kadınların, gençlerin örgütlü mücadelesiyle gelecek. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günümüz kutlu olsun!
Yaşasın 8 Mart!
Birlik ve Dayanışma Hareketi






